Duşumu aldıktan sonra odaya geçmiştim, sürekli tıklatılan kapım ve annemin bağırtısı artık başımı ağrıtmıştı. Çıkmak yada yüzlerini görmek istemiyordum, beni almaya geldiklerinde odamdan çıkmayı düşünmüştüm.
“Helin, sana kapıyı aç diyorum!” Tekmemi yoksa yumruk mu kapıya geçirmişti anlamadım, ama kapımın menteşeleri yerinden oynamıştı.
Harmanlanan sinirim ile giderek kilitli kapımın anahtarını çevirdim, ben daha kolu indirmeden annem kapıyı hızlı bir şekilde açarak omzuma çarpmasını sağladı. Acı hissetsem de bunu yansıtmadım.
“Kime diyorum ben! Bir satir kapıda bağırıyorum!”Diye konuştu yüzüme soluyarak, hala aynı kadındı. Değişen hiçbir şey yoktu.
“Duştaydım”dedim kısa bir açıklama yaparak, elinde tutuğu kutuyu ilerleyerek yatağıma gelişi güzel fırlattı. “Kocan olacak adam göndermiş.Giyin aşağı in! Giymemezlik yaparsan babanın elinde kalırsın, biraz kadına benze!” Tüm zehirini akıttıktan sonra arkasını dönerek odadan çıktı. Kapımı hızla çarpmayı da ihmal etmemişti.
“ Sikmişim kocasını da, gönderdiği şeyide!” Diyerek yataktaki kutuyu önüme çektim. Piç herif utanmadan birde hediyemi göndermişti?
Kutunun kapağını iki yandan tutarak kaldırdım. Gözlerime ilişen beyaz sade bir gelinlik vardı. Gelinlik bile denemezdi. Bir elbiseden farksızdı. Üzerine sıkıştırdığı zarfa uzandım.
Şuan elbiseyi yırtıp atmam gerekiyordu, ama öncesinde açtığım küçük zarftaki notu çıkardım.
“Sana anlı şanlı bir gelinlik almak isterdim Aşeka. Ne yazıkki şartları biliyorsun ve giymeyeceğini de tahmin etmek zor olmadı. Bu yüzden sana sade ve şık bir gelinlik gönderdim. Yine bir kargaşa yaşanmasını istemiyorsan giy AŞEKA..” Elimdeki notu buruşturarak odanın bir köşesine fırlattım.
“Ber bir efganım, asla ama asla gerçek anlamdan bir Aşeka olmayacağım.” Dün soy adımla seslendi, bu günde üzerine bastıra bastıra Aşeka yazmıştı. Benimle dalga geçtiği bes belli ortadaydı, canı sağlam dayak çekiyordu belliki.
İri cüssesine baş edemezdim belki ama, kendimce bazı yöntemlerim vardı. Beni daha tanımıyordu. Bir Aşeka değilde bir Efgan olduğumu onun boş aklına kazıyacaktım…
Duvardaki asılı saate çevirdim bakışlarımı. Banyoda fazla uzun kalmış olmalıydım ki, saat nerdeyse öğlene geliyordu. Hiç uyumadığım için yorgundum, bu gözle görülür bir şekilde bile belli oluyordu.
Kutudaki elbiseyi çıkartarak hiç benlik olmayan bu sade gelinliği tiksinerek süzdüm, dediği gibi fazla sadeydi. Gözlerimi sinirle yumarak üzerimdeki havluyu çıkardım.
Son gün son saatlerimdi, bedenime giydirmeye başladığım gelinlik üzerime tam anlamı ile oturmuştu. Geçtiğim aynanın karşısında, karşımdaki yabancıya bakıyordum. Aynadaki yansıma bana kahkahalarla gülerken ben ciddiyetle o yabancıyı izliyordum.
Hayır gerçekten gülen birini görmüyordum, kendime gülen bendim. Ne kadar komik ve acınası bir durumda olduğuma gülüyordum. Hiç evlenmek istemeyen ben bir gün ansızın evleniyordum ve bu bana fazla anormal geliyordu.
Parlak sarı saçlarım nemli olduğu için koyu bir hal almıştı. Ve bu beyaz gelinlik üzerimde tam anlamı ile bir kefen gibi durmuştu. İçindeki de gerçek bir cesetti, bir gölge gibi peşinde olan ruhu cesetten farksızdı. Tek sorun görünüyor olmamasıydı.
Dolabıma ilerleyerek valizimi çıkardım, ardından tarzım olan kıyafetlerimi içine sıkıştırmaya başladım. Hepsi pantolon ve gömleklerden ibaretti.
Üzerimdeki gelinliğin kırışıp kırışmadığını umursamıyordum bile, son olarak çekmecemden çıkardığım silahımı da valizime attım. Vazgeçilmezim ve tek güvencemdi.
Boşalttığım dolabı sert bir şekilde kapattım, valizimi de kapattıktan sonra sürükleyerek kapımın kenarına bıraktım. Gelen sesler düştüğüm duruma tekrar gülmemi sağladı. Kapım açıldı ve içeriye başı eğik Azir girdi.
“Abla ” dedi, sesi üzgün bir tonda çıksa da buna inanasım gelmedi. “ Ne var?” Dedim bezgin sesimle. Gözleri hızla yüzümü buldu, kaşlarını çattı ardından üzerimdeki beyaz paçavrayı süzdü.
Dudaklarını ıslatarak bir adım daha attı ve tam anlamı ile odama girdi, elindeki kırmızı kuşak soluğumu kesti. Birde telli duvaklı gelin oluyorum gibi kuşakmı bağlayacaktı?
“ Seni böyle bir duruma soktuğum için özür dilerim, Nehir’i almam gerekiyordu. O konakta fazla acı çekiyordu” dedi, ve ailesinin yanında nasıl bir acı çekebileceğini düşündüm.
Koca bir aşiretin kızı, oldukça iyi bir hayatın içinde nasıl acı çekebilirdi? Bir yediği önünde yemediği yine önünde olduğuna emindim.
“Özürün hayatımı eskiye çevirmeyecek Azir, yaptın yapacağını . Yaktın beni.” Dedim oldukça baskın çıkan sesimle. Göz bebekleri titrerken yüzü kırgınlıkla gölgelendi. Omuzlarını indirip kaldırarak derin bir nefes aldı.
“Bıraksaydın ölseydim, ben zaten bunu göze alarak kaçırdım Nehir’i” dedi, kesinlikle biliyordum. Beni asla böyle bir çaresizliğe itemezdi, Azir sadece ölmeyi düşünmüştü. Berdeli aklının ucundan bile geçirmemişti. Gözleri tekrar üzerimi süzdü, gelinlik desem değil, elbise desem o da değildi.
“Seni ölüme itecek kadar vicdansız değilim. Yapma dediğim halde yaptın ve ben kendimi değil seni seçtim. Olan oldu Azir, konuşmanın pişman olmanın bir faydası yok.”
Omuzları bu sefer pişmanlıkla çöktü. Elinde sıkıca tutuğu kuşağa çevirdi bakışlarını, ardından avucunda usulca topaldı. Benden utanıyordu. Yaptığı şey ona utanç vermişti…
“Aşağıda bekliyorlar seni, kuşağı orda bağlayacağım” dedi zor çıkan sesiyle, beni götürmek için gelmişti. Titrek bir nefes alarak başımı salladım.
“Git sen” dedim hiç değişmeyen ses tonumla, sürekli sert ve baskındı. “Sen?” Dedi gözlerini yüzüme kaldırarak. Korkmuş muydu? Gideceğimden korkuyordu, kalbim yine kırıldı.
“Git sen Azir! Geleceğim.” Dedim, başını sallayarak arkasını döndü ve odadan çıktı. Onun mutlu bir hayat yaşaması için kendimi feda ediyordum. O ise kaçıp gitmemden korkuyordu. Fazla gülünç bir durumdaydılar.
Aynadaki yansımam son kez baktım, ince bedenimi saran beyaz saten gelinlik, arkadan küçük bir kuyruğa sahipti. Belimi sıkıca sarmış ve sanki kadınsı hatlarımı biraz ortaya çıkartmıştı. Saçlarım hafif nemli diyeceğim kadar kurumuştu.
Belime uzanan saçlarım artık neredeyse kalçalarıma kadar dökülüyordu . Üzerimdeki gelinliğin göğüs dekoltesi fazla yoktu. Benim tarzıma benzetilmiş gibiydi…
Keskin bakışlarımı aksimden çektim ve kapıya döndüm, gelmiş olacaklarki evimizin üzerine kara bulutlar yer edinmişti. Bunu bir tek ben anlıyordum, mutlu olanların sıkıntısı yoktu. Her şeyi yoluna ve güzel sanıyorlardı.
Boyumdan dolayı topuklu giyemeye gerek duymadım, ayağımda çarşıya çıkacakmışım gibi duran terliklerim vardı. Gelinliğin altında fazla sırıtıyordu ama bu umurumda değildi. Kapıya yöneldim ve dönerek son kez baktım odama.
Ne çok şey geçirmiştim be burda! Açık pencereye kaydı bakışlarım. Ayaz’ın sesizce haftada bir gelip odama girdiği pencere bile bana veda ediyordu sanki. Ama gelecektim, yine gelecektim.
Zorda olsa tamamen çıktım odadan, ahşap merdivenlerden inmek yerine yuvarlanmak istedim, bu bile onlar için bir aciz duruma düştüğümü gösterirdi.
Her adımımda ayağımın altındaki ahşap merdivenler gıcırdıyordu. Halbuki hiç gıcırdamazdılar. Ben ilerledikçe boğuk uğultular dahada yoğunlaştı.
İçimde hem gidecek olmanın burukluğu hemde hiç dolmayan boş bir his vardı. Gözlerim ilk olarak kapıda duran babama kaydı, giriş kapısında durmuş üzerine yeni ve temiz kıyafetlerini geçirmişti. Onun yanında ise beni tiksinerek süzen annem vardı.
Babamın gözlerimi dolmuştu yoksa bana mı öyle geldi anlamadım, gözlerimi onlardan kaçırdım ve kalan son iki merdivenide indim. “Abla” dedi Azir karşımda durup.
Elindeki kuşağı hızlı hızlı açarak, üzerime eğildi. Belime uzattığı anlamı gayret kuşağı olan kırmızı kuşağı bağlamaya başladı. Buna gerek yoktu ama ses etmedim.
Nasıl bağladığına bile takılmadım, Azir kollarını boynuma doladı, bana vedamı ediyordu? “O konaktakilere dikkat et” diye fısıldadı sesizce. Bunu neden ve hangi amaçla söylemişti? Dudaklarımı aralayarak kaşlarımı çattım. Boynumdan çekilerek bir adım geri gitti.
“Neden ?” Dedim merakla, dudaklarını sıkıca bir birine bastırırsak susmayı tercih etti. “Hadi!” Dedi annem beni evden kovar gibi. Eli ile açtığı kapıyı işaret etti.
Merdivenlerden gelen seslerle arkama baktım, Nehir yavaş adımlarla yanıma gelmeye başlamıştı. Sahi onunla neden hiç konuşmamıştım?
“Seni bekliyorlar!” Diye bağırdı babam, aceleleri neydendi? Beni hemen def etmek istiyor gibiydiler. Etrafımda dönen olayları anlayamıyordum. Bana kurulu bir oyun mu vardı, yoksa benden bıkmışlar mıydı?
Önüme dönerek kapıya ilerledim ve tamamen dışarı çıktım, her yer aydınlıktı ama benim için zifiri bir karanlık olarak görünüyordu.
Dışarıda bekleyen bir kaç kadın ve genç kız vardı. Bakış açımı değiştirdim, Oktay Ağ ve yanında duran karısı Zilan’a baktım. Tüm aşağılayıcı bakışlar benim üzerimdeydi. Dudağıma alaycı bir gülümseme yerleştirdim.
Tam karşımda Arman vardı, gözleri beni ilk defa görüyormuş gibi üzerimden ayrılmıyordu. Giydiği siyah kumaş pantolon ve siyah gömlek ile, ben karanlık bir adamım diye bağırıyordu sanki.
Arman Aşeka fazla korkutucu ve garip duruyordu, gözlerinden bin bir türlü parıltı geçiyordu. Hayranlık, nefret, öfke görüyordum. Yanılıyorda olabilirdim. Bakışarı kısıldı ve elinde tutuğu tesbihi siyah ceketinin cebine yerleştirdi.
Giydiği takım üzerine cuk diye oturmuş, iri cüssesini ikinci bir deri gibi sarmıştı. Üzerime adımlamaya başladı. Cenaze evi gibi her yer fazla sessizdi, kimseden çıt çıkmıyordu.
Köşede bizi izleyen kadınlara baktım, genç kızlar Arman’ı yiyecekmiş gibi bakıyor aralarında fısıldıyordu. Yanımdaki adama istediklerini yapabilirlerdi, umrumda olan ve bakacağım bir tip değildi.
“Gir koluma Aşeka ” dedi mırıldanarak, sesi sanki bundan sonra olacakları bekle der gibiydi, kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. Tüm bunlara sesiz kalarak köşeme çekildiğimimi sanıyordu?
Omuzlarımı dikleştirdim, “Çantam yukarda, sana zahmet alda gel.” Dedim yüksek sesimle, kafamın içinde verdiğim savaşı dün gece zorda olsa kazanmıştım. Fakat içimde kimseyi sağ bırakmadan kazanmıştım.
Arkamda kalanlar benim için ölmüştü, kardeşim Azir hariç. Ona kızsam sövsem de kıyamıyordum. Sevgime kendimi feda etmiştim…
Arman bana öfkeyle bakarken, koluna girmeyi es geçerek ilerlemeye başladım. Gelen kadınların şaşkın nidaları ve arkamdaki annemin homurtusuna kulak bile asmadım. Arman çantamı almayı sonraya bırakmış olacakki. Sert bir şekilde kolumdan tutmuştu.
Omuzumun üzerinden eve baktım. Annem ve babam Oktay ağa ve karısı Zilan’la derin bir sohbete girmiş gibiydiler. Kızlarının sonu ne olacak diye konuştuklarına emindim.
Gözlerimi evden ayırdım ve Arma’nın benim için açtığı arabaya bindim. Sanki evden gerçek anlamda cenazem çıkıyor hissetim. Düğün olması gereken yerde her şey sesiz sedasız hallediliyordu.
Arkamızdaki kadınlar geldimi? Göremedim. Gözlerimi önümüzdeki yoldan ayırmıyordum. Arman yanıma binmiş arabayı çalıştırarak motor sesini yükseltmişti. Onunda hayatı mahvolmuştu ama garipki bundan memnun gibiydi.
Sürekli geçip gittiğim yollarda artık genç bir kadın olarak değil, gelin olarak gidiyordum. Evden uzaklaştıkça kolum kanadım kırılmış gibi hissediyordum.
Ayaz’ın evinin olduğu sokağa girdiğimizde, onu gördüm. Sırtı duvara yaslı bir şekilde, dudakları arasındaki sigarasını içiyordu. Gözleri burdaydı, beni görüyordu.
Omuzları çökerken gözlerinin dolduğunu gördüm, elinden bir şey gelmiyordu. Araba hızlanınca çıktı bakış açımdan. Gözlerimi yanımdaki Arman’a çevirdim.
Eli ustaca direksiyonda hareket ederken, gözlerini üzerime çevirdi. Kısa süreli bakışmadan sonra tekrar önüne döndü. Ne babam ne de annem benimle vedalaşmamıştı. İçimdeki boşluk belkide bundandı.
Sesizlik içinde geçip gittiğimiz yol devasa Aşeka konağında son buldu. Buraya ait değildim, ben bu kadar gösterişli bir hayata alışmamıştım. Açılan kapıdan inerek önümdeki konağa daha iyi bir şekilde baktım.
Daha önce de gelmiştim, bu defa gözlerime kasvet kaplanmış bir konak olarak görünmüştü.
“Gidelim” dedi Arman elini belime atarak, hemen yana kayarak kaşlarımı çattım. “ Elini alır götüne sokarım! Dokunma bir daha bana!” Diyerek sert tavrımı ortaya koydum. Bunada da tamam sabret der gibi bir hali vardı, havada kalan elini indirdi.
“Yürü!” Dedi oldukça baskın çıkan bir sesle, derin bir nefes aldım. Ardından bizim için açılan konağın kapısına ilerlemeye başladım. Üzerimdeki gelinliğin içinde kendimi fazlasıyla garip hissediyordum.
Avlunun ortasında bizi karşılayan bir imam ve yanında ise nikah memuru vardı. Kaşlarım çatılırken Arman’a döndüm. Kimliğimi vermedim diyecektim ama son anda vaz geçtim.
Kağıt üzerinde olacaktı, gerçek bir resmi nikah olsaydı kimliğimi ister işlemleri ona göre yapardı. Bu işlerden pek anlamadığım için, önüme döndüm .
Fazla kalabalık bir ortam vardı, koca konakta sürüyle yaşıyorlardı. Baktığım her yüz bana tiksinerek bakıyordu, bu bakışlara artık alıştığım için omuzlarımı dikleştirip ilerlemeye başladım. Nasılsa buradaki herkesi yola getirecektim..
Bana bulaşmayana tek kelime etmezdim zaten, bir aya kadar her şey unutulur bende pılımı pırtımı toplar giderdim. Önce dini nikah olacağı için imamın olduğu masaya geçerek Arman ile yan yana oturduk.
Arkamdan saçlarıma beyaz bir şal örttüler. Derin bir nefes aldım, gergindim. Yanımda aile üyelerimden hiç kimse yoktu, Oktay ağa ve karısı da sesizce imamın arkasına geçtiler.
Oktay ağanın bakışları öfkeyle bir bende bir Arman’daydı. Belliki oda oğlundan nefret ediyordu. İstemsizce omuz silktim.
İmam dualarla başlayıp sorularını sormaya başladığında tereddüt ederek onu cevaplıyordum. Mehir ne istiyorsun dediğinde ise Arman şirketi veriyorum demiş beni şaşkınlığa uğratmıştı.
Gerçek anlamda vermeyeceğini bildiğim için, şaşırmayı bir kenara bırakmıştım. Hayatındaki bir aylık kadına şirketde vermezdi heralde. İkimizde şimdi tam anlamı ile dini nikahımızı kıymış karı koca olmuştuk.
Boğuk sesler ve fısıltılar bir an bile eksik olmuyordu. İmam son dualarını okuduktan sonra gitmiş yerine nikah memuru geçmişti.
Tavrı oldukça ciddi ve yüz hatları kesikindi, sadece kağıt üzerinde olduğunu bildiğim için kolay bir şekilde evet demiştim, ve çok ilginç bir şekilde yanımda ayazı hayal edip gülümsemiştim.
Yarım saate içinde her şey oldu bittiye getirilmişti, bizi tebrik eden adamlara ve kadınlara teşekkür etmekten dilim damağım kurumuştu. Tüm tebrikler ile istemsizce ve memnuniyetsizceydi. Sanki kocalarını kendime almışım gibi bir izlenimleri vardı.
Akşama doğru getirilen yemekleri yemiş, karnımı zorda olsa doyurmuştum. Bizim için hazırlanan bir oda vardı ve ben kesinlikle Arman ile kalmayı yada uyumayı aklımdan bile geçirmiyordum.
Mutlu bir hali vardı ve sürekli yüzüme bakarak gülümsüyordu, deli olduğunu düşünmeme çok az bir süre kalmıştı.
Avlu sesiz sedasız boşalmaya başladığında, yanan ışıklar sönmeye başlamıştı. Belliki erken saatte uyuyorlardı. Bu kalabalığın ve bu konağın içinde fazla eğrelti duruyordum.
“Odanızı biliyorsun Arman, al karını da git geç oldu. Sabaha kapıda olurlar” diyen Zilan hanımın neyi kast ettiğini çok iyi anlamıştım. Kapıya gelmeleri de boşuna olacaktı. Çünkü Arman’ın koynuna ölsem de girmeyecektim.
“Sizde odanıza, etrafta gürültü şaşırtı istemiyorum!” Bunları dedikten sonra kolumdan kavramısı ve kaldırması bir olmuştu. Annesine meydan okumuş gibiydi.
Ne değilmişti de bir anda böyle yükselmişti anlamadım. Üstelik sanki bir şeyler döndüğünü biliyor gibi gürültü şaşırtı istemiyorum demişti.
“Keyfine fazla düşkünsün heralde” dedim arkasından sürüklenirken, “ hemde nasıl bir bilsen” dedi, egosunu tatmin etmişim gibi böbürlenmişti.
“Kaç kat bu siktiğimin konağı, çık çık bitmiyor.” Dedim, taş basamakları çıkmaktan nefes nefese kalmıştım. “Biraz terbiyeli konuş!” Dedi sinirli bir sesle.
Omuz silktim, ve tutuğu kolumu elleri arasından çekiştirdim. Şerefsiz fazla sıkı tuttuğu için pes ederek adımlarına ayak uydurdum.
Üç kat çıkmış olacağız ki, geldiğimiz yere baktım. Sadece karşılıklı iki kapıdan oluşan bir yerdeydik ve Arman beni çekiştirerek sol tarafta kalan kapıya doğru götürdü.
“Yeter be! Kolumu çıkardın” dedim bağırmaktan, canım zaten burnumdaydı bide bu beni savuruyordu. “Kes sesini!” Açtığı kapıdan bendenimi içeri savurdu. Yalpalayarak yere düşmekten son anda kurtuldum.
Arkamdan gelen zevkli sesi, beni olduğum yere mıhladı. Yutkunarak yönümü yavaşça ona döndüm.
“Yatağa geç ve beni bekle.” Üzerimde sadece beyaz bir elbise vardı ve ben Aşekaların gelini olmuştum. Azir için yaptığım şey başımı yakmış, dik duruşumu sarsmıştı.
Bunları derken üzerindeki ceketi çıkarmış, gömleğinin düğmelerini çözüyordu. “Senin karın olmayacağım!" dedim , ciddi olduğum kadar, sesimde sert ve kesindi. Ellerini cebine yerleştirdi, ardından yüzümü kısa bir süre süzdü. Sanki beni tüm çıplaklığım ile görüyo ve öyle süzüyordu .
Başını omuzuna eğerek dudaklarına yine o korkutucu gülümsemeyi yerleştirdi. “Karım olmanın üzerinden dört saat geçti Aşeka…” Yüzüme doğru eğilerek " Unuttunmu yoksa?” diye fısıldadı.
“Siktir git başımdan” Göğsünden sert bir şekilde ittirdim. Benimle oyun oynadığı yetmiyormuş gibi birde dokunmak istiyordu.
“Ahhh…bu hallerin beni nasıl delirtiyor bir bilsen. Dedi , ona küfürler savurmama kızmıyor, aksine beğeniyordu. “ Hastasın sen! Orospu çocuğunun tekisin!” Dedim yüksek bir ses tonuyla. Yüzü ciddiyete bindi, az önceki korku salan gülümsemesi hiç var olmamış gibi silinmişti.
“Dediğimi ikiletme hiç tahmin edemediğim bir adamla karşılaşırsın!” Baskın ve sert çıkan kalın sesi, gözlerimi karartı. kendimden hiç ödün vermedim, ona sunduğum şart bu evliliğin asla gerçek olmayacağı kanaatindeydi.
“Sikerim seni de o tahmin edemediğim adamınıda! Bana dokunacak olursan bu odadan cesedin çıkar Arman Aşeka!” Ne olduğunu anlamama kalmadan, kolumdan tutarak, vücudumu kendine yaslamıştı. korkuyu iliklerime kadar hissetsem bile bunu ona yansıtmadım. Başımı kaldırarak siyaha bürünmüş gözlerine baktım.
Dişlerini sıktığından gerek olacak ki, yüzündeki tüm kaslar seğirmişti. “Siksene” dedi tıslayarak, dediklerim onu geri itmiyor, daha fazlasını yaparak bana yakınlaşmasını sağlıyordu.
Dudaklarımı sım sıkı bir birine bastırdım. Kokusu şuan daha fazla baskındı, isim koyamadığım ve bir etkene benzetemediğim bir kokusu vardı.
Başını omuzuna eğerek tekrar gülümsedi “O dediğini sen değil ben yapabilirim Aşeka, ve birazdan seni altıma almam için yalvaracaksın.” kendinden emin tavrı beni istemsizce gülümsetti, dalga geçer gibi gülümsememi büyüterek kahkaha attım. Aklımdaki şeyi duyunca ne yapacaktı fazla merak ediyordum. Gözleri dudaklarıma kayınca yutkunmuştu, kahkahamı anında bastırarak dudaklarımdaki gülüşü sildim.
Ben erkeklerden değil, kadınlardan hoşlanıyorum. Bana dokunman sana hiçbir katkıda bulunmayacak.” Kolumu tutan parmakları dediğim şeyle gevşedi. Kaşları yukarı doğru havalandı, söylediklerim kafasına mıhlanmıştı. Ve bunun doğruluğuna inanmak istemiyor gibiydi.
“ Sana yaşattığım şeyi tattıktan sonra sürekli benden önce yatağımı ısıtacaksın ve o bacakların sürekli benim için aralanacak.” dedi, kadınlardan hoşlanıyorum yalanına inanmıştı. Yaptığım hareketler fazla erkeksi olduğu için bu konuda şüpheye yer vermemişti...
Bir Aşeka adamını artık dövmek zorunda kalıcaktım. Aksine benden uzak duracağı yoktu.
“Seni soymadan yatağa yatırmamı istemiyorsan, gerekeni yap. Soyun yatağa gir ve bacaklarını arala.” Başım tüm bu olanların yüküyle ağrımaya başladı, dişlerimi sıkarak ellerimi yumruk yaptım. Beni kandırarak berdeli kabul etmemi sağlamıştı. Resmi nikah dediğimde neden bunu kabul ettiğini daha iyi anlamıştım.
Ben ondan boşanmak istesem bile o benden boşanmayacaktı. Beni bırakacağını söylemişti ama bu hiçbir zaman olmayacak gibiydi.
Üzerini gerçekten de soymaya başladığında gözlerimi sıkıca yumdum. Karşımdaki adama şuan yapacaklarım artık benden çıkmıştı…