Her sabah aynı saatte uyanıyorum. Her gün aynı saatte uyumamış olsam bile bu böyle. Bana verilen o küçük odanın penceresinden gördüğüm kayısı ağaçlarını izliyorum. Zayıf olanları kendime layık buluyorum, güçlü olanları bilmediğim bir sürü kişiye. Güneşin doğuşunu aynı pencereden izliyorum, sonra sessizce giyiniyorum karton dolabımın önünde. Demir bir yatağın içinden çıkmamışım gibi, minnetle düzenliyorum temiz çarşaflarımın dağılan taraflarını. Saçlarımı yine sımsıkı örüyorum arkamdan, sonra çıkıyorum odamdan. Kapımı iki kere kilitliyorum ve anahtarı kotumun cebine atıyorum. Büroya çıkıp önce bütün pencereleri açıp içerideki geceden kalma havasızlığı kaybetmeye çalışıyorum. Sonra bütün çiçekleri suluyorum. Suladığım çiçeklerin hepsinin adını da biliyorum artık. Hepsinin hikayesini, hepsini

