4: "Yeni Düzen"O kadar kötü bir geceden sonra Calanthe artık yaşayacağı odaya baktı, ardından da yatağa... Gidip pencerenin yanındaki koltuğa oturdu ve oradan balkon da duran Ackerley'e baktı. Dük, gözlerini kapatmış ve arkaya yaslamıştı. Yorgun ve düşünceli bir hali vardı, rüzgar da bunu anlamışçasına saçlarına okşuyor ve onları yavaşça arkaya dalgalandırıyordu.
Calanthe, onun sinirli olmadığında ve gözlerinden nefret çıkmadığında çok daha farklı göründüğünü fark etti. Aslında bu yumuşaklığı bir yerlerden hatırlıyordu. Ackerley'i küçükken görmüş olmalıydı, küçükken mutlaka görmüş olmalıydı ama nedense, hatırlayamıyordu.
Esnediğinde elleriyle gözlerini ovuşturdu ve yatağa bakındı. Burada geceliği de yoktu, anlaşılan kimse bu durumu düşünmemişti. Giderken kız kardeşinin üzgün tavrı geldi gözlerinin önüne. Nasıl da şaşkındı ve nasıl üzgün. Calanthe gülümsedi, kardeşiyle arası iyi değildi, onun güzelliğini kıskanmıştı hep. Başkaları tarafından sevilirken kendisinin hırpalanmasından nefret etmişti ama Amelia hep iyi biri olmuştu. Hep saftı, aşkta hep doyumsuzdu, asla kin tutamazdı.
Kendisi ise kötü hisler beslemeyi öğrenmişti, hatta nefreti dahi öğrenmişti. Özellikle iki yıl önce olan aldatılmanın ardından tüm gerçeği biliyordu. Asla sevilemezdi, çirkindi; yüzünün her milimin de olan çiller yüzünden, her İngiliz olup da kendisinde olan beyaz ten, sarı saçlar ve renkli gözler yüzünden... Aptallığı yüzünden.
Koltuktan kalkıp hızla yatağa yattı ve üzerindeki elbise yüzünden rahatsızlığını gizleyemedi. Ama ne olacaktı ki? Nasılsa tek uyuyacaktı, o yüzden bu elbiseyi çıkarması sorun olmazdı. Elleri elbisenin arkasındaki iplere gitti ve tutup çekiştirmeye başladı ama lanet olasıca ipler bir türlü gevşemiyordu. Tanrı aşkına! Hizmetçi bunu nasıl bu kadar sıkmıştı!
Kapı aniden açılınca yerinden sıçradı ve arkasına baktı. Gelen iki kişiydi; Ackerley ve onun huysuzluğu. Calanthe gözlerini devirmemek için kendini zor tuttu. Cidden burada ne yapıyordu?
"Annem aynı odada kalmamızı istiyor. Normal bir evlilik olduğuna onu inandıracağız. Bu yüzden burada uyuyacağım. Sen koltukta uyuyacaksın!"
Calanthe'nin kocaman açılan kahverengi gözleri ile Dük'e bakakaldı. "Ben mi?"
Ackerley gömleğini üstünden sıyırıp yere attı ve sırtı kıza dönük olacak şekilde yatağa yattı. "Evet, sen! Hadi acele et ve koltuğa git. Seninle evlendiğim yetmezmiş gibi, bir de aynı yatacak halim yok!"
Gözleri kısılan kız, yataktan inip koltuğa geçti ve o da sırtını Dük'e dönerek sinirden çatlamamak adına bir şeyler yapmaya karar verdi. Gözlerini gökyüzüne dikip derin nefesler aldı. Aklına iki yıl öncesi geldiğinde ise elinde olmadan gözleri yaşardı. Hayatının en güzel günleriydi, yanına da sadece bir kişi vardı ama biri vardı işte. Kendisini sevdiğine inandığı bir adam vardı. Gözlerini ona diker ve saatlerce bakardı. Sanki rüya gibi gelirdi, kendisini seven biri hayal gibiydi gerçekten de!
Sonuçta öyle çıktı zaten, gözünü dikip baktığı adam sis gibi dağıldı yağmurlu bir günde.
Calanthe hafifçe yaşaran gözlerine inat ağlamamak için gözlerini kapattı. Ağlamak yoktu, üstelemek yoktu, daha fazla zarar görmemek için hislerini kimseye göstermeyecekti. Hisleri olmayan biri gibi davranacaktı. Yara almayacaktı, çünkü artık yaralanabilecek hiçbir noktası kalmamıştı.
~
Aşağı kahvaltıya indiğinde anne-oğul kahvaltı yapıyordu. Gidip Rosalinda'nın yanına oturdu. Yaşlı kadın gelinin soru yağmuruna tutmuştu. Ama son sorusu Calanthe'nin boğulmasına yol açıyordu neredeyse.
"İlk gecen nasıldı, Calanthe?"
Zeytin Calanthe'nin soluk borusuna gitti oturdu. Kız ne yaparsa yapsın öksürük nöbetinden kurtulamıyordu. Ackerley hizmetçiye el işaretiyle su vermesini söyledi. Sonra da annesine dönüp "Anne kızı sıkıştırmayı bırakır mısın? Zaten yeterince utangaç." dedi.
Leydi Rosalinda bu gelişmeye sevinedursun, Ackerley'in tek amacı konuyu kapatmaktı. Calanthe'ye en ufak bir acıma duygusu bile yoktu, sevgi şöyle dursun.
Kızın öksürmesi bitince Dük tekrar lafa girdi. "Yarın akşam McGregor'lara gidiyoruz. Hazırlanmaya başlasan iyi edersin."
Calanthe onları tanıyordu. McGregor Kontu ve karısı küçükken sürekli onunla alay eden ve ona 'Ucube' lakabını takan kişilerdi.
Ackerley kızın aniden gözlerini bile kırpmadığını farkettinde, nereye gideceklerini anladığını biliyordu. Çayından bir yudum daha alıp ayağa kalktı ve annesinin yanağına bir öpücük kondurup hizmetçinin tuttuğu ceketini giydi ve şapkasını takıp dışarı çıktı.
Calanthe ise ağzında kocaman olmuş lokmayı zorlukla yuttu. Oraya gitmek istemiyordu ama yapacak pek bir şeyi yoktu. Tek yapması gereken orada olacak olaylara karşı hazırlıklı olmaktı. Hayatı mahvetmişlerdi, ona o lakabı takarak hem çocukluğunu hem de tüm yaşamını etkilemişlerdi. Onlardan nefret ediyordu, onlardan nefret ediyordu.
"Evi biraz gezmeli ve ev işlerini yoluna koymalısın." Düşes Rosalinda'dan gelen neşeli ses tonu onu kendine getirdi ve kafasını sallamakla yetindi. Calanthe eski evde mutfak ve ev işlerinden sorumluydu. Malzeme ve temizliği o denetlerdi. Başka zengin bir kızın aksine o her şeyi biliyordu. Günün neredeyse 6-7 saatini kitap okumaya ayırırdı, geri kalan zamanda ise evde çalışanları ve yapılan temizliği denetlerdi. Tüm günü böyle eriyip giderdi çünkü başka bir arkadaşı yoktu, çok yalnızdı.
"Tabi bakarım, eski evimde de bu işi ben yapıyordum. Merak etmeyin." Düşes Rosalinda'nın gülümsemesi büyüdü, kız birçok leydinin aksine her işi biliyordu, bu yaştaki kızların genelde akılları bir karış yüksekte olurdu. Giyinmek, süslenmek, yakışıklı erkeklerle dans etmek ve ardından hatırı sayılır ünvanı olan bir erkekle evlenmek tek amaçlarıydı. Calanthe'ye bakınca hüzünle kaşları çatıldı. Çünkü bu kızın tek amacı mutlu olmaktı, biraz olsun huzur bulabilmek.
Kendisi, zavallı kızı oğluyla evlenmeye zorlamıştı. Belki de kızın bu basit isteğini ile yok etmişti. Ama bu bir kumardı ve bunu oynamak zorundaydı. Calanthe kahverengi gözlerini ona dikince, kızın yüzünü inceledi. Kız tiksinilecek ya da yüzüne bakılamayacak derece de çirkin değildi; ama güzel de değildi işte. Yüzünün her bir noktasına sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen çiller vardı. Renkli gözleri yoktu, sarı saçları da yoktu. Asil bir havası bile yoktu, boyu da kısaydı ve beli ince de olmadığı gibi göğüsleri de yoktu. Tanrı aşkına, bu kızın hiçbir özelliği yoktu!
Düşes derin bir nefes aldı. Bu kadar eziyet görmesinin nedeni yüzündeki çillerdi ve sosyetedeki kimse bu derece basit değildi. Kız çocuk gibi görünmesinin yanı sıra, evde iş yapan hizmetçi sınıfa giriyor gibiydi. Belki biraz uğraşılsa onu sevimli yapabilirdi... Aslında kız güzel değilse bile sevimliydi. Yuvarlak gözleri, yuvarlak suratı, küçük burnu ve normal dudaklarıyla sevimliydi. Onu bu derece çirkin görmelerini sağlayan önyargılarıydı.
Ama Düşes bunu kıracaktı, oğlu bu kızı ne pahasına olursa olsun sevecekti!
~
Calanthe yorgunluktan yatağa yığıldığında, bu evin kendi evlerinden bu derece büyük olacağını hiç düşünmediğini fark etti. Kendi evleri de büyüktü ama bu ev... devasaydı. Her bir noktaya bakmış ve kontrol etmişti. Bahçedeki ahırı, ambarı ve kileri düzenletmiş ardından bahçedeki bahçıvanla konuşmuştu. Bitkilerin bazılarının yerini değiştirmiş ve kesilerek şekil verilmesini istemişti.
Yarın ise evdeki işlerle uğraşacaktı. Hizmetçiler işleri çok savsaklamışlardı ama artık böyle bir şansları olmayacaktı. Calanthe iki gündür aynı elbiseyle dolaşıyordu, Düşes ona kıyafetlerinin yarın geleceğini söylediğin de bu gecede aynı kıyafetle yatacağı için büyük bir üzüntü duymuştu. Dün kaşıntıdan neredeyse ölecekti.
Ackerley kapıyı hızla çarpıp içeri girdiğinde kız ona bakmadan arkasını dönüp yattı. Ackerley de fazla ses yapmadan yatağa yattığında, kız sırtını kaşıyıp duruyordu. Elbisenin arkasını çekiştirdi ve biraz daha kaşıdı. Sonra omzunu ve tekrar sırtını kaşıdı. Elbisenin hışırtısı bir türlü kesilmiyordu.
Dük sıkıntıyla gözlerini açtı ve gaz lambasını kıza doğru tutup, "Niye bu sesi kesmiyorsun?" diye sordu. Kız koltukta doğrulup ona baktı ve kısık bir sesle, "Kaşındırıyor," dedi.
Ackerley gözlerini tavana dikip iç geçirdi ardından kalkıp dolaptan kendi kıyafetlerini alıp kıza uzattı. "Al."
Kız şaşkınlıkla ona baktı. Bu yakışıklı ama içi boş adamın ona yardım ettiğine inanamıyordu. Ackerley ne düşündüğünü hissetmişçesine, "Sadece uyumak için bunu yapıyorum," dedi. Kız ise hala nerede giyineceğini düşünüyordu.
Ackerley bir kahkaha atıp "Burada gidebilirsin nasıl olsa bakacak bir şeyin yoktur. Tüm vücudun yüzün gibiyse!" dedi.
Calanthe her zamanki taktiğini uygulamaya karar verdi. 'Üstelemezsen bir şey olmaz.' diye tekrarladı içinden. Ardından gözlerini kısıp Dük'e baktı, sonra yavaşça banyoya gitti.
Düşes kıyafeti çözmeye çalışırken öyle garip şekillere giriyordu ki gülmemek elde değildi. Sırtını ipi tekrar çektiğinde, dengesini kaybedip düştü. Öyle büyük bir ses çıkmıştı ki, bir yerinin kırılıp kırılmadığına baktı. Tanrı'ya şükür bir şeyi yoktu.
Kapıdan aniden açıldığında içeri elinde gaz lambası bulunan ve gözleri kocaman açılmış Ackerley girdi. Bu haliyle oldukça komik görünüyordu. Cidden bambaşka biriymiş gibiydi. "Bu hale nasıl girdin?"
Calanthe doğrulmaya çalıştı ve ellerini hırsla elbiseye vurdu. "Bu lanet elbiseyi çıkaramıyordum!" Dük'ün şaşkınlığı arttı çünkü bu kızdan daha önce bir tepki görmemişti. Sürekli sessiz olmaya çalışıyordu. Geceden beri zor zaman geçiriyor olmalıydı.
Ackerley kıza yaklaştı ve eğilip, elinde gaz lambasını yere koydu. "Arkanı dön," dediğinde Calanthe hiç itiraz etmedi. Çünkü bu kıyafetten cidden bıkmıştı. Dük ipleri tek tek çözerken, "Tanıştığım bazı kadınlar hem kendini soyar, hem de benim üstümdekileri çıkarırdı. Hem de bundan daha zor elbiselerin içinde," diye söylendi.
Calanthe'nin gözleri düz bir hal aldı ve "Yani?" dedi. Ackerley'nin güldüğünü sandı bir an ama sonra bunu kendisinin uydurduğunu düşündü. "Yani bunları bilmezsen, ileride ki kocanı elinde tutamazsın."
Dük, gaz lambasını kızın yanında bırakarak odadan çıktığında Calanthe arkasından bakmakla meşguldü. Ona ilerideki kocası için tavsiye veriyordu. Bu evliliği, gerçek olarak görmediği o kadar açıktı ki, kız derin bir nefes verdi. Bu adamla asla bir ömür geçiremezdi.
İçeri girdiğinde Dük'ün koltuğun üzerine çarşaf bıraktığını gördü ve şaşkınlığı perçinlendi. Ackerley arkasını dönmüş çoktan uykuya dalmıştı. Bu gece ona yardım ettiğine göre yarın bunun acısını çok kötü çıkaracağını biliyordu. Düşes yavaşça koltuğa gitti ve çarşafı sermeye başladı.
Dük ses çıkarmadan kızın tarafına döndü ve ona baktı. Ackerley onun bunları serebileceği konusunda karasızdı. Malum o eskiden bir Marki'nin kızıydı, şimdi ise bir Düşes olmuştu. Yani iş yapmayı bilmemesi oldukça normaldi. Ama kızın bu işi kolaylıkla hallettiğini görünce şaşkınlığı arttı. Tek kaşı havaya kalktı, anlaşılan bazı şeyleri becerebiliyordu.
Calanthe gözlerini dışarı diktiğinde, yarının nasıl geçeceğini düşündü. McGregor çifti ona eziyet etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacaktı. Calanthe bundan korkuyordu ama korkunun ecele faydası yoktu. Gözlerini kapattı ve iyi şeyler düşünmeye çalıştı.