x14x "Baba"

873 Kelimeler
Kirpik diplerine biriken, gözyaşları akıp akmama arasında arafta kaldıklarında, bakışlarını ileri noktadaki büyük banyonun duvarına sabitledi. İrisleri uzaklara dalmış, bakma işlevinden çok uzaktı. Belinin dayalı olduğu duvar buz gibi, iliklerine işleyerek bütün benliğini ürpertiyordu. Ellerini kollarına götürerek, ısınmak ister biçimde sürttü. Bakışlarını bir kez daha Doruk'un iğrendiği yüzüne çeviremedi. Sorusunun ardından, ağzını açıp tek kelime etmemiş, yorum yapma nezaketsizliğini göstermemişti. Sessizdi. Düşünürken sessiz olmak, Doruk'un en belirgin özelliklerinden biriydi. Düşünceleri dışarı yansımaz, beyninin içinde savaş verirdi. Soğuk dokunuşların sahibi; bütün ağır duruşunu sergileyerek ayağa kalktığında, oturduğu taşın üzerinden gözlerini Doruk'un kahverengiliklerine dikmek istedi. Lakin istediği ve yapacağı eylem birbirine oldukça zıttı. Yavaşça göz kapakları aşağı doğru çekilirken, sessiz adımlar banyo kapısını buldu. Ardından açılma sesi geldi ve tek seferde usulca kapanan kapı sesi kulalarında uğuldadı. Hiçbir şey söylemeden, bulunduğu noktadan ayrılarak uzaklaşmıştı. Gerçekle yüzleşmiş olmanın verdiği rahatlık, aynı zamanda yerini dolduran tuhaf gerginlik bedeninde ufak kasılmalara neden oldu. Elleriyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Lavabonun aynasındaki yansımasına göz gezdirdi. Gözlerinin altındaki çökükler öldürücü hastalığa yakalanma görüntüsü sergilerken, düşünebileceği son konu nasıl göründüğüydü. Titrek elleri mutluğu buldu ve bütün zorluğuyla soğuk suyu açtı. Yüzünü hafifçe ıslattığında, ayakları kendisini taşıma işlevini görmekten çok uzaktı. Bir an önce uzanmalı ya da oturmalıydı. El yordamıyla bakmaksızın duvara tutunarak, banyo çıkışını buldu. Oradan kaldığı büyük odaya ulaştı ve içeri girerek kapıyı kapattı. Bakışlarının kararak, kırmızı ve siyaha dönmesiyle anlık durdu ve birkaç saniye için gözlerini yumdu. El yordamıyla yürümeye devam ettiğinde, kendini yatağın başucunda buldu. Sert şekilde bedeni yuvarlak yatağın üzerine düştü. Başını yavaşça yastığa koydu ve pikesini üzerine çekti. Sigara konusunun kendisini bu denli rahatsız etmesine anlam veremiyordu. Belki de düşüncelerinin yönü yanlış tarafa bakıyordu. Günlerdir doğru düzgün yemek yememiş olmanın cezasını vücudu çekiyordu. Dudaklarının kuruyarak beyazlaştığını hissetti. Bir bardak sıvıya muhtaçtı. Kolunu zorlukla yataktan kaldırdı ve arka cebindeki telefona uzandı. Sona aramalardan Demirkan'ı bulduğunda, kulağına dayadı. Telefondan çıkan titreşimli sinyaller ve arama sesi beynini delip geçiyor, başka işkencenin başlangıç noktası olduğunu hissettiriyordu. "Efendim Adal." "Demirkan." Dedi sesini net ve sabit tutmayı denerken. Lakin bir o kadar bitkin ve halsiz çıkmıştı. "İyi misin?" "Hayır." "Bekle yanına geliyorum." "Demirkan." "Efendim?" "Bana tabak hazırlayıp gelir misin? Mümkünse bir de su." "Tamam." Telefonu zorlukla kapattığında, yatağın içine gelişi güzel bıraktı. Düzensiz aldığı nefesini sabitleme çalışmaları başarıya ulaşmış, bedenindeki kasıntının gittiğini hissediyordu. Hesaplayamadığı kadar geçen zaman diliminin ardından, kapı sesi kulaklarına ilişti. Sahibinin Demirkan olduğunu tahmin ettiği adımlar başucunda durdu ve sehpanın yatağının hemen yanına çekilme sesiyle birlikte gözlerini açtı. Kardeşinin endişeli bakışları yüzünün her köşesinde gezintideydi. Elini alnında hissettiğinde, nefes alış sesini duydu. "Adal neyin var?" "Üşütmüşüm, toparlayamıyorum." "Bünyen sağlamdır Adal. Domuz gibisindir sen. En kötü hastalığında bile iki günde toparlarsın. Geldiğimizden beri böylesin." "Sanırım ilaç alsam iyi olacak." "İnat etme, gel seni doktora götüreyim." "Gerek yok." Kardeşi nefesini sıkıntıyla verdiğinde, elini dizine koydu. Bir süre sessizlik oluştu. Göz bebeklerini anlamsızca kendininkilere dikmişti. Bu bakışı biliyordu. Demirkan şüphelenmeye başlamıştı. "Benden ne gizliyorsun Adal." "Hiçbir şey." "Benim yerimde olup yüz ifadeni görsen aynısı söylemezdin." Gözlerini kapattı. Kardeşiyle münakaşa edecek kadar bile gücü yoktu. Ardından gözlerini açtı ve yavaşça doğruldu. Sehpanın üzerindeki su dolu büyük kupayı eline aldı ve kana, kana içti. Demirkan'ın üzerine gitmek işleri kolaylaştırmaz, aksine büyük sorunlara neden olurdu. Zeytine andıran gözlerini tabağa dikti. Dumanı tüterek havaya karışan, mercimek çorbası lezizliğinin dilsizce bağırmasıydı. Titrek ellerini dikkatlice, çorba tabağına götürdü ve kucağına aldı. Kaşığı içine daldırdığında, kokusunu burnunun en uç noktalarında hissetti. Açlığı iki katı artmıştı. İştahla bir yudum aldığında, gözlerini kapattı. Gerçekten, tam anlamıyla harikuladenin ötesinde bir lezizliğe sahipti. Ya da açlığından ötürü onda bu denli etki bırakmıştı. "Bu çok leziz." "Selim yaptı." "Kendime Selim gibi iyi yemek yapmayı bilen koca bulacağım." Patavatsızca düşünceleri sesli dışarı çıktığında, Demirkan'ın anlamsız ve ciddi bakışlarıyla karşılaştı. Tek kaşı havaya kalkmış, anlayamadığı anlamlar yüklüydü. "Senin elin lezzetli Adal. Neden kocanın yemek yapmayı bilmesini istiyorsun?" "Mutfak günleri uluşturabilelim diye." Demirkan'ın aşağı inik olan kaşı da şaşkınlıkla havaya kalktı. "Mutfak günleri de ne?" "Mesela, haftanın 4 günü mutfağa ben girip yemek yapacaksam. 3 günüde o yapmalı." Kardeşi yüzünü önüne eğdi. Elini şakaklarına götürerek, yavaşça ovduğunda, gözleri kapalıydı. "Siz kızlar, fazla hayal kuruyorsunuz." Seri biçimde çorbayı kaşıklayarak, tabağın dibini gördüğünde yavaşça sehpanın üzerine bıraktı. Çorbanın sıcaklığı donmuş hissi uyandıran kanının ısındığını ve ağrısızca damarlarından, rahatsızlık vermeksizin aktığını hissettiriyordu. "Yine de imkânsız değil." "Tabi canım kardeşim, tabi." Demirkan, elini kendi koluna götürerek, dokunduğunda yüzünde alaycı ifade vardı. Ayağa kalktı ve boşalmış olan çorba tabağını eline alarak, kapıya kadar ulaştı. Kardeşinin arkasından sırıtarak bakıyordu. Haklıydı. Hiçbir erkek anlaşmalı mutfak gününe yaklaşmazdı. Önem taşımayan, gereksiz ve boş bir sohbetti. Demirkan'ı şüpheci düşüncelerinden uzaklaş ve asıl amacına ulaşmıştı. Kapıdan çıkarken, kardeşinin kendisine dönerek göz kırpmasına tebessüme ederek karşılık verdi ve çıkarak gitmesinin ardından başını yastığa dayayarak gözlerini kapattı. Gece yapılacak tren nakliyatına kadar biraz kestirmeli, vücuduna enerji depolamalıydı. Hamilelik döneminde uykunun bünyeye iyi geldiğini internette ki birkaç siteden okumuştu. Doğruluğu denenerek, gerçekliği onaylanmıştı. Her uyanışında kendini yeniden doğmuş hissediyordu. Kâbus görmese uykusunun bitimi daha harika olabilirdi. Lakin kâbuslar peşini bırakmayarak, nefes aldırmıyordu. Yüzündeki tebessümü hafifçe sönükleşerek, yok oldu. Aklına banyoda olanlar gelmişti. Doruk artık konuya hâkimdi ve hamile olduğunu biliyordu. Onun bebeğini karnın da taşıdığı gerçeğini saklı tutamamıştı. Yumruklarını sıktı. Şuan o ana geri dönse kesinlikle Doruk'a bu gerçeği söylemezdi. Lakin ne olmuşsa, olmuş sözcükler dudaklarından mıknatıs misali çekili vermişti. Soğuk dokunuşların sahibi Doruk Tekand; artık baba adayı olduğunu biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE