x13x "Zihin Sesi"

765 Kelimeler
Ayaklarını rahatsızca sarstı. Bir geceyi tren vagonunun içinde geçirme sonucu oturduğu yerde belli miktar para kazanacaktı. Nede olsa fazla paragöz çıkartmazdı. "Ben giderim." Selim'in bakışları kendisine çevrildi. "Emin misin Adal? İki gece önce bayıldın." "Şuan gayet iyiyim. Yapabileceğimi düşünüyorum. Ayrıca bu dün geceki işten çok daha kolay, sadece vagonun içinde oturacağız." Demirkan'ın gözleri kendisini buldu. "Sen varsan, bende varım." "Peki, 3. Kişi kim? Selim? Doruk?" dedi Ulvi sorusuna yanıt beklerken. Tavırları ciddiyetini bir an olsun bozmuyordu. Doruk, öne eğilerek derin kahverengiliklerini Ulvi'ye dikti. "Ne kadar para alınacak?" "500.000" Odadaki bütün herkesin ağzı açılırken, Selim ve Doruk birbirlerine bakındı. Selim sırtını koltuğa yaslarken, konuştu. "Benim gitmeye niyetim yok. Tren çekemem." Doruk sehpanın üzerinde duran sigara paketine uzandı ve içinden bir tane çıkartarak yaktı. Dumanı içine çekti. "Ben giderim." Sigara dumanları konuşmasının arasında, havaya yayılarak, yok olup giderken midesinde istemsizce oluşan zapt edilmez ağrıya yapabilecek çaresi yoktu. Karnındaki et parçası sigaraya olan bütün zaafını, yakıp kül etmişti. Midesi bulanırken, elini refleks olarak hızla ağzına götürdü. Kahverengi gözlerin radarına yakalandığında, kaskatı kesildi. Onun dışında durumu fark eden olmamıştı. Sakin durmaya özen göstererek, ağzındaki elini indirdi ve dizinin üzerine koyarak sıktı. Siyaha andıran gözleri kardeşi Demirkan'a bakıyor olsa da, Doruk'un derin kahverengiliklerini üzerinde hissediyordu. Sigaraya olan tutkusunu, Doruk'un bilmesi işi daha da zorlaştırıyordu. Hamile olduğunu bilmese de, şu dakikadan sonra her buluttan nem kapacaktı. Belki de anlamıştı. Doruk Tekand zeki birisiydi. Başkalarının anlamamakta ve görmemekte ısrar ettiği konuları kolayca seçip ayırırdı. Gözlerini o gece bedenine sahip olan dokunuşlara çevrilmesiyle, göz irisleri birbirlerine kenetlendi. Tedirginliği hat safhaya ulaşmış, vücuduna adrenalin yükleniyor hissiyle birlikte, içten içe sıcak bastı. Midesindekileri içinde tutmakta güçlük çekiyordu. Oturduğu koltuktan kalktı ve Ulvi'ye döndü. "Saat kaçta evden çıkacağız?" "10 gibi orda olmamız gerek." "Ben gidip o saate kadar uyuyayım." "Daha yeni uyandın Adal." Dedi Demirkan araya karışarak. "Gece vagonda uyuyacağımı düşünmüyorum." Arkasını döndü ve adımları sağa saparken görüş alanlarından çıktı. Elini ağzına götürerek kapattı. Sigara bünyesini mahvediyordu. Dayanılmaz ve değişmeyen bir işkence gibiydi. Banyoya ulaştığında kapıyı kapattı. Büyük ve güzel banyoda adımları klozete ulaştı. Kapağını zorlukla açtığında, midesinde hiçbir şey kalmayıncaya kadar kustu. En son ne yediğini bile hatırlayamaz haldeydi. 12 saat önce birkaç parça karpuz yemişti. Bünyesinde hissettiği halsizlikle başına ağrı delice ve çekilmez ağrı saplandı. Bakışları anlık kırmızıya büründü. Etrafındaki eşyaların rengi değişiyordu. Uzun saçlarını elleriyle klozetten uzak tuttuğunda, bileğindeki toka ile saçlarını el yordamıyla zorlukla topuz yaptı. Bitkinlik parmaklarına kadar ulaşmış, ellerini zor kullanıyordu. Kenara tutunarak ayağa kalktı ve başını duvara yaslayarak öksürdü. Bakışlarını düzeltmeyi deneyerek, gözlerini açıp kapattı. Etrafı buğulu görüyordu. Bünyesinde odasına yürüyecek kadar gücün gizli olduğunu hissediyordu. Adımları arkasına döndüğünde, karşısında duran yüzü seçemedi. Gözlerini bir kez daha sımsıkı kapatarak, açtı. Kulaklarının uğultusundan banyoya giren kişiyi fark etmemişti. Gözleri yavaşça açıldı. Bakışları solgun balığa benziyordu. Karşısında duran cüssenin Doruk olduğunu seçebildiğinde, geri adım atarak ellerini duvara yasladı. Derin nefes alışlarını ve kalp ritmini bedeninin her köşesinde hissediyordu. Beyni yanıp tutuşacak ve kül olacak gibiydi. Şişmiş göz altları, durumunun kötülüğünü dışa yansıtıyordu. Sağ elini zorlukla havaya kaldırdı ve Doruk'a yaklaşmaması için dur işareti yaptı. Demek istediğini anlarken, konuşması kulaklarında uğultuyla birlikte yankı hissi yaptı. "Tamam, yaklaşmıyorum." Güçsüzlük bedenine hâkim olmuş, zihninin verdiği emirleri yapmaktan çok uzaktı. Midesi bir kez daha bulanırken, klozete eğildi ve bir kez daha öğürdü. Hissettiği bitmişlik artık ayağa kalkmasını önlüyordu. Titrek eliyle kenarda duran peçeteyi aldı ve ağzını silerek sifonu çekti. Oturduğu yerden kalkacak, güce sahip değildi. Sırtını yavaşça duvara yaslarken, baygın bakışları ve suratsız yüzü Doruk'u aradı. Korkusunun yerini bitap düşmüş olmanın verdiği rehavet kaplamıştı. Kendisi gibi yere çömelmiş ve sırtını büyük banyonun diğer duvarına yaslamıştı. Aralarında yedi metre vardı. Bacaklarını rahatça banyonun ortasına doğru yaydı ve kollarını serbest bıraktı. Kahverengi iri gözleri, endişe duygusuyla kaplıydı. Buğulanmış gözlerinin arasında seçebildiği tek şey bakışlarıydı. Doruk Tekand endişeliydi. Aklından geçen cümleyle, halsiz yüzünde minik tebessüm kırıntısı oluştu. Düşüncesi bile kendisini güldürmeye yetmişti. Onun yüzünde endişe görmek, bir ağacın yüksekte olup karpuz vermesi kadar imkânsızdı. Dudaklarında oluşan minik tebessümden, anlamış olacak ki bakışlarındaki endişe ifadesini sildi. En kötü anlarından birini daha yaşarken yanında, Doruk vardı. Her kötü anına, o sahipti ve yanında o vardı. Hayatını cehenneme çeviren çocuğa, âşık olup mutluluk aramak ne kadar çaresiz bir davranıştı. Gözlerine kapılmıştı sadece. Onların masumluğuna beyniyle birlikte bütün hücreleri de inanmıştı. Tebessümünü yüzünden silmezken, alaylı ve solgun biçimde en büyük karanlığı yaşatan yüzün sahibine baktı. "Bak, yine en kötü anımda sen varsın. Ve kötü olmamın yine sebebi sensin." Kahverengi gözlerini banyonun sağ köşesine sıkıntıyla çevirdiğini varla yok arası seçebildi. Bir süre sessizlik oldu ve kendini okyanusla bir kez daha merhaba dedirtecek derin kahverengilikler, siyah gözlerine ciddiyetle kenetlendi. "Hamile misin Kayar?" Bu yükü daha fazla taşıyamayacağını hissediyordu. Sözcükler dudaklarından bütün ağırlığıyla döküldü. "Evet."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE