bc

Geçmişin İzleri

book_age18+
1.0K
TAKİP ET
14.3K
OKU
dark
family
second chance
stepfather
sweet
city
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

○●□■☆

Yarım kalan aşklar neden hep akılda kalır, geçmişi yok saymak neden mümkün değil.

Ne Mete ne Cenk ne de Volkan için geçmiş geçmişte kalmayacaktı.

○●□■☆

Nazlı.

İnatçı keçi.

Ateşi var, 5 metre geriden anlayabiliyorum ama hâlâ söminenin önüne uzanıyor.

Titremesi de giderek arttı.

"Off Cenk, sen benim sınavım mısın ya!" diyerek gittim.

Kendinde değildi.

Ateşine baktım, neredeyse elimin derisini yakacaktı.

Bir an ürperdi, elim soğuk geldi sanırım.

"Dokunma," dedi çekilerek.

Öksürmeye başladı.

"Çok ateşin var," dedim.

"Soner’i çağır, düşürsün," dedi.

Şerefsiz!

Sana iyilik yapmaya çalışan da kabahat.

"Ne halin varsa gör. Öl, geber!" deyip arkamı dönüp gittim.

"Yaylan. Yemezler kızım, maymun gözünü açtı."

"Hıı çok açmış, maymun o kadar hasta ki gözünü açamıyor," dedim.

"Çok konuşma. Hastalıktan değil, dırdırından öleceğim. Sus artık," dedi.

Sustum.

Ama elimde olmadan onu izlemeye devam ediyordum.

Çok fazla titriyordu.

Yok, olmayacak böyle.

Dayanamadım,yine gittim yanına.

İçimde çok derin bir acı vardı.

Endişelenmemeye söz verdim ama yine, yine, yine onun için delicesine endişeleniyordum.

Gittim, baktım ateşine.

Daha da yükselmişti.

"Tamam buraya kadardı. Yeter artık! Senin afran tafran, öleceksin geri zekâlı," deyip kolunun altına girip koltuktan kaldırmaya çalışıyordum.

1.67 boyumla, 1.96 lık adamı kolunun altına girip kaldırmaya çalışıyordum, evet.

Gözlerini zorlukla aralayıp, kısık gözlerle bana baktı.

Onu kaldırma çabama… "ne sikim peşindesin sen? Altımda ezilirsin," dedi.

Ben de " Kalk o zaman, biraz destek ver. Banyoya gitmemiz gerek," dedim.

"Doymadın şu banyoya amına koyayım… Erkek gördün mü banyoya atasın mı geliyor?" diye homurdanıyordu.

"Hııı… pisliğinizi ancak su temizliyor," dedim.

Söylense, küfür etse, homurdansa da… durumunun farkındaydı.

İtiraz etmedi, gittik.

Ayakta zor duruyordu.

"Bekle, burada" deyip banyo kenarındaki tabureyi gösterdim oturması için.

"Getirme, kaldırmaz o beni," dedi.

İmalı bir ses tonuyla

"Altıma aldığıma dikkat ederim, kırılmasın diye," dedi.

'İnşallah kırılır da götüne batar,' dedim içimden ama geri bıraktım.

Elleri kazagına gitti, çıkartmaya çalışıyordu ama kolunu kaldırmaya dermanı kalmamıştı.

Gittim, kazağının ucundan tuttum, çıkartmaya başladım.

O an göz göze geldik.

Gözlerinde yanan alevi gördüm.

Yorgun, hasta, bitkin ama… güçlü bir ateş, yangın vardı.

Saklamaya çalışıyordu ama şu an görebiliyordum.

Bu kadar ateşliyken çok fazla kendini saklayamıyordu.

Üstünü soyduğumda, derisinin ürperdiğini hissettim.

Elimi boğazına götürdüm, diğerini de başına.

"Hâlâ ateşin var," dedim.

Başını aşağı eğmiş, tam gözlerime bakıyordu.

Ben de kafamı kaldırıp gözlerine baktım

gözümü kas yığınını andıran gövdesinden ayırmam gerekiyordu ama gözüne bakmak da pek mantıklı bir yol değildi.

Zira gözündeki şehvet, vücudundan daha fazla içimi ısıtıyor, ürpertilere boğuyordu vücudumu.

Nefes alışı sıklaşmaya başladı.

"Daha ne kadar izleyeceksin?" dedi dudağının kenarı kıvrılarak.

"Ha?" dedim, kendime geldim, uykudan uyanır gibi.

"Ha, evet, tamam," dedim ve soymaya devam ettim.

Tam elim kemerine gittiğinde başımın iki yanında kollarını hissettim.

İki kolunun arasında kalmıştım.

Gözlerini kapatmış, başını aşağı eğmişti.

Korku ile yüzüne bakınca bir an göz göze geldik tekrar.

"Ayakta durmaya çalışıyorum, üstüne alınma" dedi.

Duvardan destek alıyor gibiydi gerçekten de.

"Alınmadım," dedim.

Neden alınayım ki... Alınmadım tabii!

Kemerini çözerken ellerim ister istemez kasığına temas ediyordu.

Bir an vücudunu çekti benden, inler gibi bir sesi çıktı.

Yüzüne baktığımda,

"Elin soğuk," dedi.

"Sen sıcaksın, ben soğuk değilim," dedim.

Güldü.

Tehlikeli bir gülüştü.

Bir erkeğin pantolonunu soymak...

Gözlerinin içine baka baka kemerini açmak...

Düğmesini çözmek...

Ve... fermuarı...

Hepsini açtığımda pantolonu sıyırmam gerekiyordu.

Yardımcı olur mu diye baktım ama gözüme diktiği bakışlarla hiçbir şey yapmadan duruyor, beni bekliyordu.

"Çıkart... devam et!" dedi sesi titrek fakat emrediciydi.

Bu ses tonu hastalıktan değil gibiydi.

Arzu dolu bir tondu.

Başını arkaya atıp yutkunduğunu fark ettim, inip kalkan Adem Elmasını gördüm.

"Düşünme Nazlı, hasta o. Sen hemşiresin. Düşünme..." diyerek sıyırdım pantolonunu.

Kahretsin...

Boxeri vardı ve Cenk tam anlamıyla taş gibiydi karşımda.

Adonisleri, abdominalleri...

Tanrı ne kadar kas verdiyse hepsini şişirmiş sanki , ah be adam!...

Önündeki sertleşmiş kabarıklığı saymıyorum bile.

Bakma Nazlı, bakma... kendi kendime telkinde bulunurken sesi ile irkildim.

"Gözünü çek sikimden, bu yaptığın tacize girer," dedi.

Kafamı hızla çevirdim.

Fark etmiş miydi ona baktığımı?

"Aç artık şu siktiğimin suyunu," dedi.

Açtım.

Nefessiz kalırcasına derin soluklar aldı birkaç kez.

Tüm vücudunun titrediğini görebiliyordum üstüne tuttuğum suyun altında.

Batarya ile başına, boynuna tuttum suyu.

Elimi kaldırıp, vücudundan akıp üzerime düşmesine aldırmadım damlaların.

Onunla birlikte ıslanıyordum ama olsun, ateşinin düşmesi lazımdı.

Hem

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
3 hikayeden birisi ( Cenk, Nazlı seçmece bir part)
Yaklaşık 5 ay sonra ○●□■☆ Yarım kalan aşklar neden hep akılda kalır, geçmişi yok saymak neden mümkün değil.. Ne Mete ne Cenk ne de Volkan için geçmiş geçmişte kalmayacaktı. ○●□■☆ Nazlı. İnatçı keçi. Ateşi var, 5 metre geriden anlayabiliyorum ama hâlâ söminenin önüne uzanıyor. Titremesi de giderek arttı. "Off Cenk, sen benim sınavım mısın ya!" diyerek gittim. Kendinde değildi. Ateşine baktım, neredeyse elimin derisini yakacaktı. Bir an ürperdi, elim soğuk geldi sanırım. "Dokunma," dedi çekilerek. Öksürmeye başladı. "Çok ateşin var," dedim. "Soner’i çağır, düşürsün," dedi. Şerefsiz! Sana iyilik yapmaya çalışan da kabahat. "Ne halin varsa gör. Öl, geber!" deyip arkamı dönüp gittim. "Yaylan. Yemezler kızım, maymun gözünü açtı." "Hıı çok açmış, maymun o kadar hasta ki gözünü açamıyor," dedim. "Çok konuşma. Hastalıktan değil, dırdırından öleceğim. Sus artık," dedi. Sustum. Ama elimde olmadan onu izlemeye devam ediyordum. Çok fazla titriyordu. Yok, olmayacak böyle. Dayanamadım,yine gittim yanına. İçimde çok derin bir acı vardı. Endişelenmemeye söz verdim ama yine, yine, yine onun için delicesine endişeleniyordum. Gittim, baktım ateşine. Daha da yükselmişti. "Tamam buraya kadardı. Yeter artık! Senin afran tafran, öleceksin geri zekâlı," deyip kolunun altına girip koltuktan kaldırmaya çalışıyordum. 1.67 boyumla, 1.96 lık adamı kolunun altına girip kaldırmaya çalışıyordum, evet. Gözlerini zorlukla aralayıp, kısık gözlerle bana baktı. Onu kaldırma çabama… "ne sikim peşindesin sen? Altımda ezilirsin," dedi. Ben de " Kalk o zaman, biraz destek ver. Banyoya gitmemiz gerek," dedim. "Doymadın şu banyoya amına koyayım… Erkek gördün mü banyoya atasın mı geliyor?" diye homurdanıyordu. "Hııı… pisliğinizi ancak su temizliyor," dedim. Söylense, küfür etse, homurdansa da… durumunun farkındaydı. İtiraz etmedi, gittik. Ayakta zor duruyordu. "Bekle, burada" deyip banyo kenarındaki tabureyi gösterdim oturması için. "Getirme, kaldırmaz o beni," dedi. İmalı bir ses tonuyla "Altıma aldığıma dikkat ederim, kırılmasın diye," dedi. 'İnşallah kırılır da götüne batar,' dedim içimden ama geri bıraktım. Elleri kazagına gitti, çıkartmaya çalışıyordu ama kolunu kaldırmaya dermanı kalmamıştı. Gittim, kazağının ucundan tuttum, çıkartmaya başladım. O an göz göze geldik. Gözlerinde yanan alevi gördüm. Yorgun, hasta, bitkin ama… güçlü bir ateş, yangın vardı. Saklamaya çalışıyordu ama şu an görebiliyordum. Bu kadar ateşliyken çok fazla kendini saklayamıyordu. Üstünü soyduğumda, derisinin ürperdiğini hissettim. Elimi boğazına götürdüm, diğerini de başına. "Hâlâ ateşin var," dedim. Başını aşağı eğmiş, tam gözlerime bakıyordu. Ben de kafamı kaldırıp gözlerine baktım gözümü kas yığınını andıran gövdesinden ayırmam gerekiyordu ama gözüne bakmak da pek mantıklı bir yol değildi. Zira gözündeki şehvet, vücudundan daha fazla içimi ısıtıyor, ürpertilere boğuyordu vücudumu. Nefes alışı sıklaşmaya başladı. "Daha ne kadar izleyeceksin?" dedi dudağının kenarı kıvrılarak. "Ha?" dedim, kendime geldim, uykudan uyanır gibi. "Ha, evet, tamam," dedim ve soymaya devam ettim. Tam elim kemerine gittiğinde başımın iki yanında kollarını hissettim. İki kolunun arasında kalmıştım. Gözlerini kapatmış, başını aşağı eğmişti. Korku ile yüzüne bakınca bir an göz göze geldik tekrar. "Ayakta durmaya çalışıyorum, üstüne alınma" dedi. Duvardan destek alıyor gibiydi gerçekten de. "Alınmadım," dedim. Neden alınayım ki... Alınmadım tabii! Kemerini çözerken ellerim ister istemez kasığına temas ediyordu. Bir an vücudunu çekti benden, inler gibi bir sesi çıktı. Yüzüne baktığımda, "Elin soğuk," dedi. "Sen sıcaksın, ben soğuk değilim," dedim. Güldü. Tehlikeli bir gülüştü. Bir erkeğin pantolonunu soymak... Gözlerinin içine baka baka kemerini açmak... Düğmesini çözmek... Ve... fermuarı... Hepsini açtığımda pantolonu sıyırmam gerekiyordu. Yardımcı olur mu diye baktım ama gözüme diktiği bakışlarla hiçbir şey yapmadan duruyor, beni bekliyordu. "Çıkart... devam et!" dedi sesi titrek fakat emrediciydi. Bu ses tonu hastalıktan değil gibiydi. Arzu dolu bir tondu. Başını arkaya atıp yutkunduğunu fark ettim, inip kalkan Adem Elmasını gördüm. "Düşünme Nazlı, hasta o. Sen hemşiresin. Düşünme..." diyerek sıyırdım pantolonunu. Kahretsin... Boxeri vardı ve Cenk tam anlamıyla taş gibiydi karşımda. Adonisleri, abdominalleri... Tanrı ne kadar kas verdiyse hepsini şişirmiş sanki , ah be adam!... Önündeki sertleşmiş kabarıklığı saymıyorum bile. Bakma Nazlı, bakma... kendi kendime telkinde bulunurken sesi ile irkildim. "Gözünü çek sikimden, bu yaptığın tacize girer," dedi. Kafamı hızla çevirdim. Fark etmiş miydi ona baktığımı? "Aç artık şu siktiğimin suyunu," dedi. Açtım. Nefessiz kalırcasına derin soluklar aldı birkaç kez. Tüm vücudunun titrediğini görebiliyordum üstüne tuttuğum suyun altında. Batarya ile başına, boynuna tuttum suyu. Elimi kaldırıp, vücudundan akıp üzerime düşmesine aldırmadım damlaların. Onunla birlikte ıslanıyordum ama olsun, ateşinin düşmesi lazımdı. Hem, duvardan destek alıp hem duş alamazdı. Bir müddet sonra boynuna ve gövdesine yönlendirdim suyu. Göğsüne tutuyor, kol köklerinden gezdiriyordum. Bir an suyu elimle gövdesinde yaymaya başladığımda "Siktir, napıyorsun lan sen?" dedi, elimi tutup iterek. "Ben yardımcı olmaya çalışıyorum," dediğimde, "Siktir git, ben yaparım," dedi boğuk sesi ile burnundan soluyarak. Cenk hep kaba, ağzı bozuk bir adamdı ama sanırım onunla baş başa olduğumda geçmişteki o mevzuyu hatırlayıp daha da sinirleniyordu. "N’oldu? Bana karşı koyamamaktan mı çekiniyorsun?" dedim. Gözlerime baktı. Derin ve soğuk kalmaya çalışarak... Ama kalkıp inen göğsü, yüzümde dolanan bakışları ve ateş saçan göz bebekleri kendini ele veriyordu. "Ben başkasının malına elimi uzatmam," dedi. Göğsüne hızla, tüm gücümle vurdum elimle. "Ben mal değilim! Hele kimseye ait hiç değilim! Sen kendine bak!" dedim, parmağındaki yüzüğü işaret ederek. "İyi o zaman, dokunmadan yap ne yapacaksan. Duşta erkeklere dokunmayı seviyor olabilirsin ama ben o erkeklerden değilim," dedi. Hâlâ Soner ile olanları ima ediyordu, farkındaydım ve bu inanılmazdı. Açıklamama gerek bile duymamıştı, işin komiği pek açıklanabilir bir şey de yaşamamıştım. Kim olsa onun gibi davranırdı. Ne diyebilirdim ki ' masumum' dışında ama inanmıyor diye de kızamıyorum işte çünkü ben onun da dediği gibi albayın kızı ile kol kola görünce onu çıkartmamış mıydım hayatımdan. Aslında kendimi yakıştıramamıştım, kıskanmaktan çok kendimi ona layık görememiştim. Sonra o kızın söyledikleri. "Onun kariyerinin önünde engel olacaksın, senin karakol kayıtların onun mesleğinde sorun olmayacak mı sanıyorsun... Ona layık değilsin, baban katilmiş... yazık önü parlak bir subayın hayatı mahvolacak!" kafamı sallayarak çıktım bu düşünceden ama yine de bana inanmaması gururumu kırıyor, içimde volkanlar patlıyordu. Geri zekâlı! Benim onu gerçekten aldattığıma inanıyordu, üstelik Soner’le! Tamam, Soner de yakışıklıydı ama... Bu adam kendinin farkında değil miydi? O dönemde bile şuanda ki fiziğinin yarısı olmasına rağmen o kadar göz alıcıydı ki... Soner’le onu kıyaslamak bile saçmaydı. Fiziksel olarak bile Cenk varken Soner'le birlikte olmak istemezdim. Kaldı ki... Her önüme gelen erkeğe tamam diyen bir kız olmadığımı en çok onun anlaması gerekirdi. İlk birlikteliğimi yaşadığım adam, bana böyle bir imada bulunuyordu. Ona hayır demediğim için herkese evet dediğimi mi sanıyordu yoksa? "Sana ilgim olduğunu mu sanıyorsun? Zerre kadar ilgimi çekmiyorsun," dedim, ona meydan okuyarak. Gözlerini gözlerime dikti. Boş bir ifade ile bakıyordu, içimi üşütüyordu bakışları. Kaşının birini kaldırdı, yüzünde alaylı bir ifade oluştu. "Seni şu an istesem altıma alırım. Zevkten inler, 'sik beni' diye yalvarırsın ama benim sikim sana kalkmaz," dedi. "Hayvan herif!" dedim, göğsüne vurarak. Vurdum. Vurdum. Vurdum. Sonra elini uzatıp bileğimi kavradı. Göğsüne vurduğum yerler kızarmıştı. Gözünü iyice gözüme dikti, üstüme doğru eğildi, burnu burunuma yaklaşmıştı. "Siktir ol git, benim canımı sıkma," dedi ve kolumdan iterek duşakabinin dışına attı beni. Tüm vücudumun titrediğini hissettim. Sanki onun karşısında çırılçıplak, savunmasız kalmıştım. Tir tir titriyordum. Ardıma dönüp baktığımda, sırtı bana dönük su altında duş alan erkeği gördüm. Umrunda bile değildim. Yıkılmak üzereydim. Ama onun bu halimi görmesine gerek yoktu. Var olan tüm gücümle kendimi dışarı attım, odalardan birine girip soyunmaya başladım. --- Cenk: Ateşimin çok yüksek olduğunu farkındaydım ama kalkamıyordum. Biraz kendime gelirsem duş alacaktım. Kararımı vermiştim ama titremelerim şiddetlenince, daha önce yardımını reddettiğim kızın beni kaldırma çabasına karşılık vermek zorunda kaldım. Beyin kanaması geçirip felç olmak da vardı işin ucunda. En iyisi uyum sağlamak... En fazla ne olabilir ki? Duşa girdiğimiz andan itibaren gözümün önüne o Soner piçi geliyordu. Karşımda titrek bakışlarla üstümü soyan kadın... Aklımda ise: "Ona da aynısını yaptın mı? Sen mi soydun onu da? Hiç mi aklına gelmedim lan?" diye öfkeden gözüm dönüyordu. Duşakabini parfümünün kokusu doldurdu. Hiç değişmemişti; hâlâ hanımeli kokuyordu. Çocukluğum gibi... En çok o yüzden sevmiştim onu. Kafede onu ilk gördüğümde de esen rüzgar hanımeli kokusunu getirdiği için dikkatimi çekmişti. Kendimi güç bela topladım. "Yeniden aynı batağa düşmeyeceksin Cenk," diye tembihledim kendime. Üstümü çıkartırken bir nebze hakim olmuştum ama... Eli kemerime geldiğinde, siktir... Parmakları kasığıma temas ediyordu. İçimde kabaran şehveti engelleyemiyordum. Ne o Soner piçi ne başka bir şey, tek istediğim onu alıp kucağıma, dayayıp duvara sikmekti. Bir an göz göze geldiğimizde sadece birkaç saniye dayanabildim. Kendimi toparlayıp son anda vazgeçtim. Kapattım gözlerimi. "Dayan oğlum! Sana yapılanı başkasına yapamazsın. Dayan!" dedim kendi kendime. Destek almak için duvara yaslandım, onu da bedenimle duvar arasında hapsettim. Kollarım arasında sıkışmıştı. Uzun boyluydum, yeterince mesafe bırakmıştım ama yine de bu hareket vücudunu ürpertmişti. "Destek almam lazım," diye açıklama yaptım. Kafasını hızla salladı, anladığını belli eder gibi. Ilık suyu önce başıma, sonra gövdeme tuttuğunda tüm vücudum titreyerek rahatladı. Elimden geldiğince kendimi zorluyordum; Ne yutkunmalarımı, ne hırıltılarımı, ne inip kalkan göğsümü, ne de gözümde beliren o karanlık bakışı engelleyebiliyordum. "Aldattı seni. Onu düşün! Aldattı!" "Kendine hakim ol! Bacak kadar kız seni bu kadar etkileyemez!" Ama aletim... Göz göze geldiğimiz ilk anda atmaya başlamıştı. İçimdeki açlık kasıklarıma, oradan tüm vücuduma yayılıyordu. İçine girsem... ah içine girsem... "Yapamazsın Cenk! Tut kendini!" Tam o sırada hissettim ellerini göğsümde. "Siktir!" dedim içimde kopan fırtınayı saklamaya çalışarak ama dışıma belli etmedim. Derin bir inilti boğazımdan patladı. Kendimi sıkarken boğazımın zorlandığını hissediyordum. Hızla tuttum elini. Birkaç saniyelik bir savaş vardı içimde: Ya onu çekip duvarda delicesine sikmek... Ya da mantıklı olanı yapıp duştan çıkartmak. İkincisini seçtim. Bir ton hakaret ederek... Bir müddet donup kaldı duşun dışında. Sonra kapı sesini duydum, gittiğini anladım. Göğsümde ona saydırdığım hakaretlerin izi vardı, vurduğu yerler kızarmıştı. İçeride kokusu, Ve sızlayan kabarmış bir organla beni bırakmıştı. Şu an kalbimden daha çok orası sızlıyordu. Elimi attım, içime... Kendimi rahatlatmaya çalıştım. Bu kadından başka hiç kimse bana böyle hissettirmiyordu. Kucağımda soyunup koynuma girdiğinde bile, ayıp olmasın diye seviştiğim nişanlımla yaşadığım hiçbir şeye benzemiyordu. Ona bakarken bile tahrik oluyordum. Hâlâ! Yıllar ve yaşanmışlıklardan sonra bile üzerimdeki etkisine söverek tatmin ettim kendimi. ○●□■☆

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

HÜKÜM

read
224.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
1.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook