Vera
İçimde engel olamadığım neşemle aşağı kata indiğimde yengem yeni gelmişti. Saat 2 yi gösteriyordu.
Duşumu aldım kıyafetlerimi yerleştirdim. Herşeyi sırası ile bitirip indiğimde yengemin yüzünden yorgunluk akıyordu.
"Yenge hoş geldin" sarıldım gülerek
"ah güzel kızımmmm" sesindeki sevecenlik anne eksikliğinin dermanı gibiydi hep.
"Natalie bana ve kızıma birer kahve yap da içelim"
"Yemek yemeden mi içeceksin?" dediğimde
"yok kızım bende yemek yiyecek hal kalmadı"
Yüzünde gördüğüm şey hiç hoşuma gitmemiştir. Bu yüz ifadesi bazen dedemde de olurdu, o zamanlar da sevmezdim bu ifadeyi görmeyi.
Kendi düşüncelerime meydan okuyarak "Çok yoruldun değil mi?" dediğimde
"keşke tek o olsa" dedi.
Endişelenmiştim,yoksa bizi mi öğrendi?
"Ne gibi yenge ,noldu?" dedim duyacağım cevaptan korkarak.
Hale bak Serra hanım Mete'min keyfini sürdü ben burada beşbuçuk atıyorum!
(yukarıdan serranın sesi geldi "3.5 o 3.5" )diye.
"Dün atilla ile konuştum Barış geliyormuş"
"A ne güzel" diye atıldım sonra durdum yengen haline bakınca bir terslik olduğunu anlamıştım.
"Sorun ne yenge?"
"Barış ile Mete" dedi duraklayıp sert şekilde yutkunarak "8 yıldır konuşmuyorlar" dedi.
"Barış varken Mete gelmez, Mete varken Barış gelmez. Şimdi Barış aradı ' geliyorum' dedi. Akşama burada olur Mete'ye ben ne diyeceğim? Hemen çeker gider " deyince kalbimde kocaman bir sızı hissettim...
"gider mi ?" sesim titremişti, tüm mücadeleme rağmen titremişti işte..
"Zaten haftaya gidecekti, kardeşinin geleceğini duyarsa şimdiden kalkar gider"
"Ah ben ne kadersiz insanım,çocuklarımla bir arada kahvaltı yapamadım yıllardır" deyip ağlamaya başlamıştı. Peki ya ben yengem, ben de bahtsızlıkta sana bence tur bildiririrdim ne neyse!
Sarıldım "üzülmee belki gitmez" dedim söylediğime kendim bile ikna edemezken.
"Kızım gitmesi mi iyi gitmemesi mi bilmiyorum ki! Bir arada kalsalar birbirlerine giriyorlar"
'Gitmesin' diye haykırıyordum içimden 'hayır gitmesin.'
Ben daha doyamadım ki ona,
Haftaya gidecek diye kalbim sıkışıyordu benim.
Nerden çıktı lan bu Barış! Yengem kahvesini bitirip "ben biraz dinleneyim" dediğinde korku ve üzüntüyle kala kaldım olduğum yerde.
Mete
"Selen yeter artık ağlama... "
Selen 1 saattir ağlıyor isyan ediyor sövüyordu.
"Nasıl ya, sen dün benimle daha önce hiç sevişmediğin gibi seviştin şimdi gelip ayrılalım mı diyorsun?" soru dolu gözlerle bakıyordu, ne diyebilirim haklıydı.
"Selen ben.... " son anda ,başka kadından hoşlanıyorum'u tuttum içimde.
-Hayvanlaşma mete- dedim kendi kendime. Kıza böyle birşey diyemezsin.
"Ben gidiyorum Selen biliyorsun. Ne zaman gelirim, nasıl bir hayatım olur bilmiyorum. Ne kadar erken o kadar iyi. "
"hiç mi değeri yok onca yılın nasıl böyle kolay söyleyebilirsin ?"
"kolay değil inan ama sana benimle Hakkariye gel desem gelebilir misin, yaşayabilir misin? Belki birkaç hafta belki bir ay olmasam orada kalıp beni bekleyebilir misin? Selen seni soldururum ben, ışığını söndürürüm. " Bu söylediklerimi tekrarlarken aynı endişeyi Vera için de hissettiğimi fark etmiştim.
"Sen seçtin bunu" diye haykırdı "ya senin ne işin var Hakkari'de, Mete sen Amerika'da okudun, sen üstün zekalısın,sen birsürü ödül sahibisin ne işin var dağda tepede!"
"bunları kaç defa konuştuk , ailemden sonra sen mi başladın?" deyip sinirimi yenemeden kalktım pencereye gittim. Alttan almam gerekirdi ama toplumun bu zengin pırlanta çocuklar asker olamaz, hayatlarını tehlikeye atamaz kafası beni deli ediyordu. Oysa bu ülkeyi en çok bizim sevmemiz gerekirken!
"Tamam özür dilerim ama neden şimdi ayrılıyoruz , neden şimdi hiç denemeden?" deyince ellerini tutup "çünkü daha fazla kırılmadan güzelken her şey bitsin istiyorum. Seni ya da beni olmadığım birisi olarak hatırlamak istemiyorum, senin de öyle hatırlamanı istemiyorum."
Selen gözlerime acı ile baktı. Ne söylersem smyleyeyim onu tatmin etmeyecekti, farkındaydım artık.
"boşversene, sen buraya kararını çoktan verip gelmişsin. Ben bu duruşu biliyorum. Askeriyeye başvururkende böyle durmuştun sen, git Mete,git!"
İlk defa Selen'in yanından ayrılırken bu kadar berbat hissediyordum ama yapamazdım dün akşam olanlardan sonra böyle olmazdı.
Kendimi bir bok gibi hissederek eve geldiğimde asıl sürprizin beni beklediğini anlamıştım ama en kötüsünden.
Eve geldiğimde benim güzeller güzeli Vera'mın salonda pomelo yediğimi gördüm. İtina ile soymuş yiyordu.
Yanına gelip oturdum gülerek bana da uzattı soyduğu dilimi
"annem geldi mi?" dedim
"evet yukarıda"
Bir parça daha kopartıp ağzıma verdi, nasıl güzel mi?"
"Daha güzel olamazdı"
Parmağını öptüm elini tutup "şekerlerinden eklemişsin" dediğimde utanarak güldü yüzü kızarmıştı bakışlarını kaçırdı...
"Ha siktir demeyi unuttum..." deyince gözümü kısarak bakıp
"ha siktir mi? Az önceki utangaç prensesin ağzına yakışıyor mu hiç bunlar?sahte bir kızgınlıkla kaşlarımı çatıp baktım. Onunla uğraşmak bana zevk veriyordu.
Dudağını utanç ile ısırdığında daha fazla dayanamayıp bende bir "ha siktir ama!" deyip dudağına kapandım.
Benden kurtulmaya çalışıyordu ama bırakmadım. Beynimi ruhumu esir alan o güzel kokusunu içime çeke çeke kana kana öptüm. Kısa ama çok tutkulu bir öpücüktü. Bırakıp çekildiğimde sersemlemiş gibiydi.
Onun o şaşkın halini bir müddet keyifle izledim.
"ben sana birşey söyleyecektim"
"ne" dedim dudağının kenarını silerken "
unuttum"
Şalkınlığına cevabım gülmek olmuştu. O geldiği andan itibaren ne kadar çok gülümsediğimi fark etmiştim.
Bu halleri, bu anında değişin halleri... Dünyanın en arzulun genç kızı ile başını göğsüme saklayan yanakları pancar gibi kızaran hali... Nasıl bu kadar farklı olabilrdi...
İster istemez bende hem merak hemde arzu uyandırıyordu, tabi o bu durumdan habersiz.