Anahtar

2507 Kelimeler
Eylül'ün Anlatımından Devam Getirdiğim topuklu ayakkabıları ve açık seçik kıyafetler haricindeki eşyalarımı bırakıp tekrar askeriyeye dönmüştüm. Hayır cidden buraya gelirken ne düşünüp de yanıma bunları almıştım ki... Odama geçip çantalarımı bıraktıktan sonra kapı açıldı. "Eşyalarını al ve beni takip et." Demir'in buz gibi sesini duymuştum ama onu görememiştim bile. Hızla odadan çıkarken dediğini yapmadım. Çantalarımı almadan onu takip ettim. "Nereye?" Çok hızlıydı ve beklemek gibi bir huyu yoktu asla. "Nereye gidiyoruz?" Bir odanın önünde durup kapıyı tıklattığında ona yetişmiştim. İçeriden ses duyulmadığında içeri girdi. "Gel." Odaya başımı uzatıp bakındım. Üç yatak vardı. "Burası neresi?" "Kızların odası. Senin için de bir yatak ve dolap eklettirdim. Artık burada kalabilirsin. İstersen de lojmana gidersin. Sana kalmış." Başımı sallayıp içeri girdim. "Burası iyi. Teşekkür ederim ama kızların haberi var mı?" "Var. Sorun olmayacak. Burada kalırsın işte." Yataklardan birini gösterdi. "Şu boş." pencere kenarında olmasına sevinmiştim. "Onda yatarsın." hemen önündeki duvara yaslanmış dolabı da gösterdi. "Ona da eşyalarını koyarsın." Başımı salladım. "Sağol deli yüzbaşı. Her şeyi düşünmüşsün." Başını çevirip yüzüme baktı. "Bak yalnızken tamam ama askerlerimin yanında bana deli yüzbaşı dersen kötü olur doktor." Başımı sallayıp tatlı tatlı gülümsedim. "Tabi demem." tekrar ciddi bir ifade aldım. "Askerlerinin yanında beni rezil etmediğin sürece ben de seni rezil etmem deli yüzbaşı." Derin bir nefes aldı. "Ya sabır." Gülüp başımı eğdim. İyi ki onun askeri değildim de canımın istediğini söyleyebiliyordum. Canını sıkmak baya eğlenceliydi çünkü. "İyi tamam, her şeyi bildiğine göre işine dönebilirsin." "Emredersiniz komutanım." dediğimde nefesini bırakıp odadan çıktı. Ben de onun peşinden odadan çıkıp revire girdim. Hızlıca getirdiğim üç beş parçayı da alıp tekrar odaya girdim. Dolabı açıp eşyalarımı yerleştirmem çok kısa sürmüştü. Bu yüzden işimi hızlıca bitirip tekrar revire geçtim. Bugün üzerime daha rahat kıyafetler giymiştim. En azından dünün aksine elbise değil, kot pantolon ve beyaz gömlek üzerine süveter giymiştim. Hava soğuktu... Ve tabiki bir daha asla topuklu ayakkabı giymeyeceğim için spor ayakkabılarımı giymiştim. Ama bir gün çarşıya gidip kendime daha üsturuplu kıyafetler almalıydım. Ya da Berkan'ın evime gidip benim kalan eşyalarımı da göndermesini istemeliydim. Tabi Berkan beye ulaşabilirsek... Yerime oturup telefonumu çıkardım. Bir kez daha aradım Berkan'ı. Sabahtan beri kaç kez aramıştım ama açan olmamıştı. Hayır başına bir şey gelmiş olabilir diye de endişelenmeye başlamıştım. "Güzelim." uykulu bir ses telefonu açtığında nefesimi bıraktım. "Berkan, saatlerdir seni arıyorum. Neden açmıyorsun?" "Güzelim dün gece nöbetçiydim ya, eve geldiğim gibi uyumuşum. Yeni uyandım." "Haa, ben de seni arayıp rahatsız ettim desene. Ama bilmiyordum nöbette olacağını." "Yok güzelim, sorun değil. Zaten telefonum sessizdeydi. Beni uyandırmadın yani." Başımı sallayıp derin bir nefes aldım. "O zaman ben seni tutmayayım. Sen uyumaya devam et." "Sen neden aramıştın ki?" Ben neden aradım? "Sesini duymak istedim." "Çok mu özledin beni?" Güldüm. "Sen özlemedin mi?" "Tabiki çok özledim güzelim. Ben de seni çok özledim." nefesini bırakıp öksürdü. "Ama şimdi kapatmam gerekiyor, uykusuzluktan bayılacağım şimdi." "Peki tamam, sen uyu. Uyanınca beni ara ama, olur mu?" "Ararım güzelim. Hoşçakal." "İyi uykular." dediğimde telefonu kapattı. Telefonu masaya bırakıp derin bir nefes aldım. Sanki ilgisizleşmişti. Ya da araya mesafe girdiği için ben öyle düşünüyordum. Dört yılımız beraber geçmişken bu kısa ayrılık bile yetmişti bana. Özlemiştim onu. Kapım çaldığında düşüncelerimden sıyrıldım. "Gel." ayağa kalktığımda kapı açıldı. İçeri genç bir asker girmişti karnını tutarak. "Doktor hanım?" "Gel, bir şey mi oldu?" "Sabahtan beri karnımda bir ağrı var. Anlamadım gitti." Başımı sallayıp eldivenlerimi aldım. "Uzan sen, geliyorum." Muayene masasına uzandığında eldivenlerimi giyip tekerlekli sandalyemi çekip yanına oturdum. "Tam olarak neresi ağrıyor?" Eliyle karnının sağ alt kısmını gösterdi. "Şurası." Yavaşça bastırdığımda inledi. "Evet oralar..." "Şimdi elimi çekeceğim, daha çok ağrırsa söyle." çünkü şu an aklıma gelen tek şey apandisit olabileceği gerçeğiydi. Yavaşça elimi çektiğimde yüzünü buruşturdu. "Biraz acıdı." Biraz? Tekrar bastırıp kitle var mı diye bakarken elini başının altına götürüp rahatça konuştu. "Kaç yaşınızdasınız?" "Sen kaç yaşındasın?" deyip elimi çektim. "Yirmi bir. Sen?" Güldüm. "Senin ağrın kalmadı sanırım." "Yok ya, biraz daha aşağısı ağrımaya başladı şimdi de. Dokunsana." Ayağa kalkıp eldivenlerimi çıkardım. "Çık odamdan. Çabuk." Doğruldu. "Ne o doktor hanım? Tedavi etmeyecek misiniz?" "Senin tedavin belli de işte benim elimden bir şey gelmiyor." Bu ilk. Ve bitmeyecek de. "Ağrım var diyorum doktor, biraz ilgilensene. Senin görevin bu." "Ya sen? Senin görevin ne? Neden buradasın?" "Zorunlu görev. Bitince gideceğim. Ama gitmeden önce..." ayağa kalktı. "Senin gibi güzel bir kadın görmüşken..." dudaklarını ıslattı. "Biraz eğlensek mi?" "Defolup gitmezsen ben seni eğlendirmenin bir yolunu bulurum. Çabuk çık odamdan." "Tabi, önce naz yapacaksın belli ki. Tamam bana uyar." "Çık odamdan, bak bu seni son uyarışım." yoksa Demir'e gidip şikayet edecektim. Askerlerini hizaya çekmesini bilsin o da. "Az önceki gibi, bir kez daha dokunsana bana." "Ama sen kaşındın artık." arkamı dönüp odadan çıkacakken kolumu tuttu. "Nazlanma gel." "Bırak kolumu!" Diğer elimi de tuttuğunda pis pis sırıttı. "Ne zamandan beri hayatımda kimse yok biliyor musun sen? Bu dağ başında sıkıldım." "Bana ne be sapık! Bırak!" "Bırakmam." tek elimi kurtarıp yüzüne tokat attım. İşim gücüm yok bir de bunlarla mı uğraşacaktım her gün. "Çık hemen odamdan! Çabuk." Yüzünü tutup güldü. "Sana bunu ödetirim doktor." "Ödetirsin tabi, ödetirsin. Defol." "Görüşürüz doktor." Bir de hala üste çıkmaya çalışıyordu. Gerizekalı! Nefesimi bırakıp lavaboya yaklaşıp suyu açtım. Ellerimi yıkayıp yüzüme su çarptım. Derin bir nefes alıp suyu kapattım. Peçeteyle yüzümü kurulayıp yerime oturdum. "Ya sabır ya, geldiğimden beri sapıklarla uğraşıyorum." Gerçi Yıldırım'ın derdi belliydi de... Daha kaç kişiyle uğraşacaktım böyle? Kadın olmak ne zordu. Sadece dursam bile yetiyordu. "Pis herifler." Peçeteyi çöpe attığımda bir kez daha kapı çaldı. Derin bir nefes aldım. Lütfen bu kez sorun çıkmasın. "Gel." Kapı açıldığında Yıldırım başını uzattı. "Doktorum." İyi insan da lafın üzerine. Ya da duruma göre iti an çomağı hazırla. "Bir şey mi oldu Yıldırım?" "Girebilir miyim?" "Gel tabi." İçeri girip kapıyı kapattıktan sonra elindeki paketi fark ettim. "Sana ne aldım." masanın önündeki sandalyeyi çekip oturduktan sonra paketi masaya bıraktı. "Çarşıdan gelirken sana tatlı aldım. Neydi adı ya?" kaşlarını çattı. "He supangle." Paketi önüme çektim. "Gerçekten mi? Sadece bana mı aldın?" "Sadece sana ve güzeller güzeli iki kadına daha." "Ha üçümüzden biri, hangimiz sana geri dönersek artık değil mi?" "Yok tövbe. Meryem Hakan'la sevgili zaten. Hakan vurur beni. Güleda da Onur üsteğmenin eski sevgilisi. O da vurur beni." "Geriye ben mi kaldım?" Güldü. "Yok doktorum ya, ben sana o gözle bakmıyorum. Para için yaptım, ee karşılığını da veriyorum işte. Yesene tatlını." "Teşekkür ederim." az önceki olaydan sonra iyi gelmişti. "Neyse, senin de sohbetine doyum olmaz. Ben kaçar. Demir yüzbaşı yemekten sonra eğitim var dedi. Yakacak bu adam bizi ya." Güldüm. "Eğitimi bu askeriyedeki herkes yapıyor değil mi? Yani erler de yapacak?" Başını salladı. "Evet, herkes yapacak." Güzel, en azından o asker de cezasını alır böylece. Umarım çok yorulur. "Sen de gel istersen. İzlersin." Tatlımı gösterdim. "Ben almayayım. Tatlımı yiyeceğim ve asla dışarı çıkmayacağım." Bu oda iyiydi. Dışarı çıkıp da başıma bela alamazdım. "İyi o zaman. Sonra görüşürüz doktorum." "Görüşürüz, kolay gelsin Yıldırım." "Görüşürüz." gülümseyip odadan çıktığında nefesimi bıraktım. "İyi insan da lafın üzerine gelir lafı Yıldırım için daha ideal." İyi bir insandı. Burada onunla dost olabilirdik belki de. ~ ~ ~ ~ ~ Akşam yemeğini de odamda geçirirken bir yandan da tus sınavı için hazırlanıyordum. Ta ki kapım açılana kadar... Ve kapıyı çalmadan açan tek kişi de Demir yüzbaşıydı. "Sen neden yemeğe gelmedin?" "Aç değilim. Sorun muydu?" "Sorun o değil de... Bugün odandan da çıkmadın, iyi misin?" Ayağa kalktım. "Vay be, deli yüzbaşı bütün gün beni mi düşünmüş yoksa?" Nefesini bıraktı. "Konuyu çarpıtma doktor. Bir sorun varsa söyle." "Neden? Sen tüm sorunları çözebilir misin ki?" Adımlayıp aramızdaki mesafeyi kapatıp kendinden emin bir şekilde konuştu. "Elimden geliyorsa çözerim. Elimden gelmiyorsa da çözerim." Başımı sallayıp eğdim. "Yok bir şey, sadece aç değildim ve dışarı çıkmak istemedim. Sağol düşündüğün için ama." Deli yüzbaşının bu kadar düşünceli olduğunu da öğrenmiş olduk. "İyi tamam. Kolay gelsin sana." "Size de." Arkasını dönüp hızla odadan çıktığında tekrar yerime oturdum. Burada biraz daha vakit öldürmeliydim. Sonra da gider uyurdum. Biraz daha ders çalışıp canım sıkılınca ayağa kalkıp masa lambasını kapattım. Ayağa kalkıp önlüğümü çıkardıktan sonra odadan çıktım. Çıktığımda Meryem'i de Demir'in odasından çıkarken gördüm. "Eylül? Yüzünü gören cennetlik ya." Gülümsedim. "Hazır boşken biraz ders çalışmak istedim. Okul biter ama dersler bitmez." "Haklısın." nefesini bıraktı. "Bugün Demir yüzbaşı da bizi hiç bırakmadı. Birazdan da gece eğitimi olacak." "Gece eğitimi de mi yapıyorsunuz?" "Evet. Sabah da yapmıştık ama neye sinirlendiyse canımıza okudu." "Sinirli hali hiç çekilmiyor." iki gündür tanıyordum ama öyleydi cidden ya. Çok sinirliydi. Bakışlarıyla bile birini öldürebilirdi. "O zaman size kolay gelsin. Ben vurup kafayı yatacağım." Demir'in odasının kapısı açıldığında Meryem bana dönüp boğazını temizledi. "Görüşürüz." Cevap vermemi beklemeden giderken Demir yüzbaşıya döndüm. "İyi geceler Demir yüzbaşı." "Demir mi olduk şimdi de? Deliye ne oldu?" Güldüm. "Bazen sabrını sınamamam gerektiğini anlıyorum." sinirli olduğu için ikidir eğitim yaptırıyordu. En iyisi ona hiç bulaşmamaktı. "Güzel olduğun kadar zekiymişsin de." "Güzel olduğum kadar? Beni güzel bulduğunu bilmiyordum." "Güzel olduğun kadar zekisin dedim. Birincisi zeki değilsin. Bu da demek oluyor ki güzel de değilsin." Kaşlarımı çattım. "Sen de kabanın tekisin deli yüzbaşı!" "İşine bak doktor." Yanımdan geçip giderken bir kez daha sinirle nefesimi bıraktım. "Ya sabır, adam delinin teki!" "Seni hala duyuyorum." Gözden kaybolmuştu ama sesi hâlâ geliyordu. Aman, duyması da çok umrumdaydı sanki. "Duy!" Kollarımı bağlayıp odama geçtim. Askeriye yeterince sessizdi ve oda da boştu. Nefesimi bırakıp yatağıma oturdum. Telefonumu elime alıp bakındım. Ne arama ne mesaj... Gecenin bu saati olmuştu, Berkan hâlâ uyuyor olamayacağına göre... Arama kızım, hep sen arıyorsun. Bakalım o ne zaman arayıp soracak. "Bu ilişki için tek çabalayan ben olmak istemiyorum." O da seviyorsa aramalı. Hiç mi özlemiyor, sesimi duymak istemiyor. Oysa uyanıp onun sesini duysam tekrar uyumak istemezdim. Ben onu bu kadar severken o hiç mi... Telefonu yatağa fırlatıp ayağa kalktım. Üzerimi değiştirip uyumak istiyordum. Dolabımı açtığımda kapı açıldı. Sabah odaya gelen çocuğu gördüğümde bir anlığına korkmuştum. Koskoca askeriyede tektim çünkü. "Ne işin var senin burada?" Güldü. "Sabahki tokadın hesabını soracağım." Dolabı kapattım. "Gitsen iyi olur. Bu yaptıklarını ergenliğine veriyorum. Kaç yaşına gelmişsin, asker olmuşsun ama yaptığının yanlış olduğunun farkında değilsin. Çık şimdi odamdan." "Sen doktor musun öğretmen mi? Hayat dersi bitti mi?" "Şu kadarını söyleyeyim, bu odadan paşa paşa gitmezsen Demir yüzbaşı her şeyi öğrenir. İşte o zaman seni onun elinden kimse alamaz." "Çok da sikimdeydi. Şurada terhis olmama bir hafta kalmış, Demir yüzbaşı da kimmiş. " Bir adım attığında etrafıma bakındım. "Çık şu odadan. " Başını olumsuzca salladı. "Yok. Biz bu odadan çıkmıyoruz." "İyi tamam, sen istedin." iki asker odasında nasıl işe yarar bir şey olmaz anlamamıştım. Keşke topuklu ayakkabılarım yanımda olsaydı. Bir kadının en iyi silahı topuklu ayakkabısıdır. Dikkatle yanına yaklaştım. Bu odadan çıksam yeterdi. Ama her adımımda beni dikkatle süzüyordu. "Benden kaçabileceğini mi sanıyorsun?" "Uzak dur dedim sana. Uzak dur!" Güldü. Küçük bir kahkaha attı. Koridordan biri geçiyor olsa onu duyardı ama yalnızdık. "Eğitimde olmadığın fark edilecek. Biliyorsun değil mi?" "O zamana kadar çoktan işimi hallederim." eli kemerine gittiğinde fırsat bu fırsat diye düşünüp koştum ama kolumdan yakaladı. "Sana kaçmak yok dedim!" "Bırak!" sertçe kapıya doğru ittirdiğinde demir kapıya çarptım. Omzum acıdığında omzumu tutup kapı kulpuna uzandım. "Yok, o kadar kolay değil." Omuzlarımı tuttu. Sırıtışı giderek pisleşiyordu. "Bırak beni!" Elimi kaldırdığımda bileğimi tuttu. "O bir kere olur." "Al bu da bir kere olur." Erkekliğine sert bir şekilde tekme attığımda iki büklüm oldu. "Ulan sürtük!" Kapıyı açıp dışarı çıktım. Koridorda hızla adımladım. Hızlı olup dışarı çıktığımda Demir yüzbaşıyı gördüm. Askerleriyle biraz uzaktaki eğitim alanındaydı. "Gel buraya!" Peşimdekinin sesini duyduğumda koştum. "Demir!" Sesimi duyduğunda başını çevirdi. Elleri belindeyken başımı çevirip arkaya baktım. Peşimden gelmiyordu, gelemezdi de artık. Ondan kurtulmuştum. "Demir!" Koşturup yanına geldiğimde durup nefeslendim. "Ne oluyor?" "Demir şey..." kalbim deli gibi çarpıyordu. Herkes bize bakıyordu ve ben ne diyeceğimi bile bilmiyordum. "Ne? Ne oldu Eylül?" kaşları çatıldığında içeriyi gösterdim. "Ben, benimle gelir misin?" Yaklaşıp aramızdaki mesafeyi kapattı. "Ne olduğunu söyle bana." Kötü bir şey yapmasından korkuyordum. "İçeride biri vardı. Ben ondan..." Başımı eğdiğimde her şeyi anlamış gibi biraz daha yaklaşıp başını eğdi. Sessizce konuştu. "Dokundu mu sana?" Başımı kaldırdım. "İzin vermedim." aramızdaki mesafeden rahatsız olup geri çekildim. "İzin vermedim ama peşimi bırakmıyor ben de korktum. Sabah da uyardım ama..." "Orosbu çocuğu." yanımdan öfkeyle ayrılırken onu takip ettim. "Demir dur." "Komutanım!" Bir kaç kişi daha peşimizden gelirken içeri girdi. "Nerede o?" "Demir bir şey yapma çocuğa." "Nerede o!" "Bilmiyorum, odamızdaydı en son." Demir o tarafa yöneldiğinde bir asker de peşinden gitti. Yıldırım da yanıma gelmişti. "Doktorum, ne oluyor ya?" "Askerlerden biri işte ya, sorun çıkardı." "Nasıl bir sorun?" Nefesimi bırakıp başımı eğdim. "Odama kadar girdi Yıldırım işte. Anla." nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum ama en iyi böyle anlatılırdı. "Vay orosbu çocuğu. İşte şimdi sıçtı sıvadı. Demir yüzbaşı onu yaşatmaz." "Yok ama Yıldırım. Bir şey yapamadı zaten. Daha küçük, Demir onu mahveder. Git durdur." "Valla kusura bakma onu ben bile durduramam." "Ya akılsızın biri, muhtemelen pişman olacak zaten. Sen de git peşlerinden. Bir şey yapmasınlar çocuğa." "He sonra Demir yüzbaşı beni de dövsün. Bırak iki tur dayak yesin bir daha yapamaz böyle bir şey." Nefesimi bırakıp ofladım. "Off nereye düştüm ben böyle." Koridoru takip edip odamıza geçtim. Burası boştu. Biraz daha ilerlerken Yıldırım da peşimden geliyordu. "Komutanım burada!" "Onur'un sesi." Yıldırım sesi takip ederken ben de onu takip ettim. Demir ve Onur dediği diğer asker onu bulmuştu. Demir onun yakalarına yapışmıştı. "Ne yaptın lan sen? Ne yaptın!" "Komutanım yemin ederim bir şey yapmadım." Az önce benim karşımdayken neler söylerken şimdi Demir'in karşısında öyle bir titriyordu ki... Korkusunda haklıydı da. Demir ona sert bir tokat attığında sesi bile yankılanmıştı. Yere düştüğünde tekrar üzerine eğildi. "Demir dur!" Yanına geçtim. Tamam hatalıydı ama kimse Demir gibi birinden dayak yememeliydi. "Ulan sen nasıl böyle bir şeyi düşünürsün?" Tekrar tokat attığında yüzü hemen kızarmıştı bile. "Demir dur ya!" kolunu tuttum. "Bırak onu, bu kadarı yeterli." "Karışma sen doktor." "Cezası neyse çeker, bırak artık." Yıldırım'a döndüm. "Yıldırım götür onu buradan." Yıldırım omuz silkti. "Canıma susamadım." Neyseki Onur ondan daha akıllıydı da askeri Demir'in ellerinden almıştı. "Komutanım, yeter. Gerisini biz hallederiz." "Götürün onu arka tarafa. Geleceğim şimdi." Demir hâlâ sinirliyken ayağa kalktı. Öfkeyle soluyordu. "Dur artık, senden kaç yaş küçük o. Vurma." "Sen karışma dedim doktor." nefesi yüzüme çarpacak kadar yakındık. "Ben zaten korkuyorum diye çağırdım seni, sen de korkutma beni. Karışma çocuğa." Nefesini bıraktı. İçinden küfürler ettiğine emindim. "Korkma, tamam. Bir şey yapmayacağım. Sen odana geç. Güleda ile Meryem'i de yollayacağım yanına." "Vurma çocuğa ama, elin çok sert." "Tamam doktor, tamam. Vurmam. Sen de madem sabah böyle bir şey yaşadın niye gelip söylemiyorsun?" "İşte bu yüzden. Hemen şiddete başvuruyorsun." "Ne yapsaydım, tebrik mi etseydim doktor?" İyice yaklaştığında geri çekildim. "Bir daha sana değil Yıldırım'a gideceğim. En azından o daha insaflı." "Ha ben insafsızım, aynen!" "Aynen!" diye bağırıp arkamı döndüm. Odama doğru giderken nefesimi bırakıp tekrar Demir'e döndüm. "Yine de sağol deli yüzbaşı." deyip önüme döndüm. Odama geçip kapıyı kapatıp nefeslendim. Bugün hiç bitmeyecek sanmıştım ama buradaki ikinci günümü de bitirmiştim nihayet. Her günüm böyle geçerse kesinlikle kafayı yerdim. Her şeye tamam da... Bu yaşadığım... Bir daha yaşamak bile istemiyordum. Oflayıp yatağa oturdum. Umarım Güleda ve Meryem erken gelirdi. Kapı açıldı. Demir yüzbaşı yatağıma bir şey fırlattığında başımı çevirdim. Anahtardı. "Yalnızken kapını kilitle." "Sağol." dediğimde odadan çıktı. Anahtarı alıp ayağa kalktım. Kızlar gelene kadar kapıyı kilitli tutsam daha iyi olacaktı. Kapıyı kilitleyip üzerimi değiştirdim ve yatağa geçtim. Ama bu şekilde uyuyamayacağımı çok iyi biliyordum. En azından kızlar gelene kadar biraz daha uyanıktım. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE