Eylül'ün Anlatımından Devam
Telefonumu bilmem kaçıncı kez açarken Meryem çekip aldı elimden. "Bırak artık şu telefonu."
"Akşam oldu ama tekrar aramadı. Merak da etmiyor."
"Bak ne yapalım biliyor musun? Sen ver bana numarasını şunun, biz bunu bir işletelim."
"Nasıl? Nasıl işleteceğiz ki?"
"Sen ver numarasını." Ne yapacağımı bilmiyordum ama yine de Berkan'ın numarasını söyledim.
Meryem numarayı tuşladıktan sonra elini tuttum. "Dur dur arama ya, güveniyorum ben ona. Öyle oyun moyun oynamak istemiyorum. İçim rahat etmez."
"Ya kızım, zaten bir şey olmaz bir numarası yoksa. Bir arayıp nasılsın diye sorarım en kötü."
"Yok, yok benim içim rahat etmedi. Aramayalım."
"Arıyorum. Sen de sakın ses çıkarma." ayağa kalkıp karşısına geçtiğimde aradı. Telefonu hoparlöre aldığında sandalyeye oturdum.
Elim ayağım titriyordu. Böyle bir şeyi ona yapmamam gerekiyormuş gibiydi. Bu bir test değildi. Ben ona güveniyordum. Sadece...
"Alo?"
Meryem kaşlarını çattı. Çünkü ikimiz de kadın sesi duymayı beklemiyorduk.
Kadın sesi? Erkek arkadaşımın telefonunu bir kadın açmıştı.
"Merhaba, iyi akşamlar. Ben doktor Berkan bey ile görüşecektim ama yanlış mı oldu?"
Numara kesinlikle yanlış değildi. Ezbere biliyordum ve tek bir rakamında bile hata yoktu.
"Hayır, doğru numara. Yalnız şu an Berkan hiç müsait değil. Önemli miydi?"
Meryem de benim gibi şaşırmıştı ama devam ettirdi. Belki de hemşireydi. Berkan ameliyattaydı belki de.
"Evet önemli. Kendisi nerede acaba şu an?"
"Banyoda. Birazdan çıkar." dediğinde başımı eğdim.
Banyodaysa bu kadın onun evinde miydi şimdi?
"O zaman ben daha fazla sizi rahatsız etmeyeyim. Daha sonra kendisini..."
Arka planda Berkan'ın sesini duyunca Meryem sustu. "Kimmiş hayatım?"
"Sanırım bir hastan." dediğinde telefona uzanıp kapattım.
Ayağa kalkıp derin bir nefes aldım. "Engelle. Engelle bir daha aramasın seni."
"Engellerim de..." O da ayağa kalktı. "İyi misin sen?"
"İyiyim." diye mırıldandım. Yalandı. Biri elini göğsümden sokmuş da kalbimi sertçe sıkıyordu sanki. Dört yılımı beraber geçirdiğim adam, sevdiğim adam beni aldatmıyordu. "Yanlış anladık bence. Yok yani başka açıklaması olamaz."
"Eylül..."
Yerimde dönüp durdum. "Kardeşi yok ki. Belki kuzenidir."
"Eylül sen iyi olduğuna emin misin?"
Başımı salladım ama çoktan gözlerim dolmuştu.
"Ben biraz hava alacağım." önlüğümü çıkarıp kapıya yöneldiğimde Meryem de peşimden geldi.
"Ben de geleyim seninle."
Kapıyı açtım. "Gerek yok, yalnız kalmak istiyorum." dediğimde dışarı çıktım. Derin bir nefes aldım. Koridordaki askerlerle göz göze gelmek bile istemiyordum çünkü.
"Eylül!"
Meryem peşimden gelirken kapıda Demir yüzbaşıyla karşılaştım. Neredeyse çarpışıyorduk.
Kısacık göz göze geldikten sonra başımı eğip dışarı çıktım.
Şu an sinirimi, üzüntümü yaşayabileceğim bir yere gitmek istiyordum.
Bu yüzden askeriyeden çıkıp gelişi güzel adımladım. Kendimi dağlara yürürken bulduğumda Demir yüzbaşı bağırdı. "Doktor!"
"Gelme peşimden!"
"Delirdin mi sen? Gece gece ne yapıyorsun?"
Hiç aldırış etmeden yürümeye devam ettim. Buradan olabildiğince uzaklaşmak istiyordum.
"Doktor dur!"
Ayağımı bastığım yerde boşluğa denk geldim, neredeyse düşecekken kendimi tutabildim. Dengemi sağlayıp tekrar yürüyecekken Demir kolumu tuttu. "Nereye gidiyorsun?"
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Her zamanki gibi kaşları yine çatıktı. "Bakma bana öyle! Askerin değilim ben senin! Kızamazsın bana!"
"Doktor bağırma, rezil ediyorsun bizi!"
"Sen de bağırıyorsun!" deyip elimi kurtardım ve yürümeye devam ettim.
"İyi git, ama bastığın yere dikkat et doktor! Düşersen tutmayacağım seni!"
"Çok da umrumdaydı!"
Konuşmasa bile nefesini bırakıp peşimden gelmeye devam etti. Nefesim kesilene kadar yürüdüğümde arkamı döndüm. Askeriyeden epey uzaklaşmıştım ve bu kadar yüksekte olmak rahatlatıcıydı. " Erkeklerin Allah belasını versin! " rahatça bağırdığımda Demir yüzbaşı yanıma geçti.
"Niye? Tüm erkeklerin ne suçu var şimdi?"
"Hepiniz aynısınız çünkü! Pisliğin tekisiniz!"
Derin bir nefes aldı. "Kızım delirtme beni! Ne yapacaksan yap gidelim şuradan."
Başımı çevirip yüzüne doğru bağırdım. "Senin de Allah belanı versin Deli yüzbaşı!"
Kaşlarını çattı. "Benim niye lan?! Ne yaptım?"
"Yapmadıysan da yaparsın bir gün! Hepiniz aynısınız. Gelecekteki kız arkadaşını aldatırsan ölürsün umarım!"
"Ha senin derdin belli oldu, aldatıldın mı?"
Önüme döndüm. Direkt söyleyince zoruma gitmişti. Çenem titredi ama ağlamadım. "Sanane."
"Aldatıldıysan o şerefsizin Allah belasını versin doktor. Ben sevdiğim kadına ihanet etmem."
Eğildim, bir taşın üstüne oturdum. "O da seviyordu."
Demir yüzbaşı da oturdu yanıma. "Demek ki sevmiyormuş."
Nefesimi bıraktım. "Her şeyi böyle süzgeçten geçirmeden söylemek zorunda mısın?"
"Evet." dedi tekdüze bir sesle. Duyguları alınmış gibiydi.
"Yani en azından üzüldüğünü falan söyleyemez misin?"
"Üzülmedim. Banane."
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattığımda göz kenarlarımda biriken yaşlar yavaşça süzüldü. "Dört yılımı verdim ona."
"İyi yanından bak, en azından on dört yıl değil. Ya da yirmi dört."
Gözlerimi açıp ona döndüm. "Ya dalga mı geçiyorsun sen?"
"Geçmiyorum. Bardağın dolu kısmına bakmanı sağlıyorum. Dört yılın heba oldu diye düşünme. Gençsin. Önünde daha uzun yılların olacak. Dert etme."
Güldüm. "Sağol ya. Çok moral verdin." tekrar önüme döndüm.
"Küfret."
"Ne?"
"Yani çok da bağırmadan küfret. Sesin yankı yapıyor, çok bağırıp bizi rezil etme."
"Küfredince geçer mi?"
"Geçmez de biraz rahatlarsın işte."
Ellerimi birleştirdim. "Hiç küfür etmedim."
"Ne? Birine kızınca ne diyorsun?"
"Küfre ihtiyacım olmadı."
Güldü. "Sen şimdi küçükken deli, salak gibi kelimeleri de söyleyememişsindir."
Güldüm. "Yani, annem kızardı zaten. Öyle çok hakaret etmem. Bazen ederim ama küfür etmiyorum."
"Tamam, şimdi sana öğreteceğim. Ağız dolusu küfrettiğinde rahatlayacaksın."
"Nasıl olacak o?"
Tekrar ona döndüm. Yüzüme bakmadan karşıyı izliyordu. "Basitinden başlayalım. O şerefsizi düşün ve orosbu çocuğu olduğunu haykır."
Önüme döndüm. "Ağır başladık."
"Söyle doktor. Söyle, çekinme."
Derin bir nefes aldım. Hak ediyordu. Elimi gelişi güzel savurdum. "Orosbu çocuğu."
"Olmadı. Yürekten söyle."
"Tamam." ellerimi dizlerimde gezdirip Berkan'ı düşündüm. Beni aldattığı kadınla düşündüm onu. "Orosbu çocuğu!"
"Güzel. Ebesini sikeyim onun."
"Ebesine şimdi niye?"
"Tekrar et doktor. Küfürlere çok takılma."
Başımı salladım. "Peki." kendimi garip hissediyordum ama söyledim. "Senin ben ebeni sikeyim orosbu çocuğu Berkan!"
"İsminde bile hayır yok."
"İsmini de sikeyim onun!" sinirim git gide gün yüzüne çıkarken Demir'e döndüm. O da bana döndüğünde gülümsedi.
"Oluyor senden."
"Başka yok mu? Bunlar yetmedi."
"Var tabi." Derin bir nefes aldı. "Pezevenk piç. Dalağını siktiğimin çocuğu, kancık pezevenk. Siktiğimin evladı."
Demir bir bir sayarken elimi bacağına koydum. "Dur tamam. O kadarına gerek yok."
Bana döndü. "Bence gerek var."
"Onun için daha fazla ağzımı bozmayacağım." önüme dönüp elimi bacağından çektim. Derin bir nefes alıp aşağıyı izledim. "Galiba haklısın. Önümde hâlâ uzun yıllar var. Belki de ondan kurtuldum."
"Seni aldatıyorsa gerizekalının tekidir zaten. Salla."
"Sağol." diye mırıldandım. Ama hatırladığım bir şeyle ona döndüm. "Hani güzel de zeki de değildim ben?"
"Değilsin zaten. Yine de aldatılacak bir kadın değilsin doktor."
"Şaşırtıcı." nefesimi bıraktım.
"Nasıl öğrendin?"
"Neyi?"
"Seni aldattığını?"
"Meryem'in telefonundan aradık. Bir kadın açtı. Berkan banyoda dedi. Sonra da işte..." Ben gerçekten aldatılmıştım değil mi? "Berkan hayatım diye seslendi ona." evet Eylül. Sen gerçekten aldatıldın.
"Hayatını da sikeyim onun."
Güldüm ve ayağa kalktım. "Sanırım bu kadar küfür yeterli." ellerimle pantolonumun arkasını temizleyip bir adım attığımda karanlıkta küçük bir taşa basıp ayağımı burktum. "Ayy!" tam düşmek üzereyken Demir elimden tutup kendisine doğru çekti.
Üzerine düşerken yere uzandı. Ellerimle destek aldığımda saçlarımın yüzünü kapattığını fark edip hızlıca doğruldum. "Çok özür dilerim, çok..."
Yerde yatmaya devam ederken nefesini bıraktı. "Sorun değil." doğruldu. "Karanlıkta bastığın yerlere dikkat et doktor." ayağa kalkıp elini uzattı. "Hatta bence sen elimi hiç bırakma aşağı inene kadar."
Başımı sallayıp elimi eldivenli eline bıraktığımda sıkıca tuttu. Sıcacıktı.
Ayağa kalkıp onun bastığı yerlere basarak aşağı kadar inerken bu kez hiç yalpalamamıştım bile.
Yere adım attığımda yüzbaşının elini bıraktım. " Teşekkür ederim. "
Bana döndü. "Teşekkür edersin de bir daha böyle çekip dağa çıkarsan kötü olur doktor. Biz o dağlarda daha geçen çatıştık. Hani haberin olsun diye söylüyorum çok da güvenli değil."
Başımı salladım. "Çok uzaklaşmayacaktım ki ama zaten."
"Çok uzaklaştın ama."
"Sen vardın diye. Sen olmasan biraz uzaklaşırdım."
Nefesini bıraktı. "İçeri gir doktor, sonra da uyu."
"Tamam, dediğini yapacağım bu kez."
"Hayret, emir verme demeyecek misin?"
"Demeyeceğim ve seni dinleyip uyumaya gideceğim."
"Aferin." dediğinde gülümseyip elimi salladım. Önünden adımlayıp giderken askeriyeye girdim. Koridorun ışıkları kapalıydı ve dışarıda da sadece nöbetçi askerler vardı.
Ben de sessizce odamıza girmiştim ama ikisi de uyanıktı. İçeri girince ikisi de ayağa kalkıp üzerime doğru gelince kapıya yaslandım. "Ne oluyor?"
Güleda kaşlarını çattı. "Asıl sana ne oluyor? İyi misin sen?"
Başımı salladım. "Çok iyiyim."
"Ah canım ya, kabullenememe aşamasında hâlâ." Meryem yanıma gelip omzumu sıvazladı.
"Hayır, kabullendim."
"Ne çabuk? Senin ağlaman gerekmiyor muydu?"
"Ağlamam mı lazımdı?"
"Güleda çok ağlamıştı."
Güleda Meryem'in omzuna vurdu. "Konuyu bana getirip durma."
"Ama yalan mı? Çok ağladın."
"Evet çünkü beni aldatmış olsa da ona aşıktım."
Kaşlarımı çattım. "Ben de aşıktım." diye mırıldandım.
Meryem bileğimi tuttu. "Gel otur da konuşalım bakalım. Aşık mısın değil misin anlarız."
Yatağıma çektiğinde oturdum. Güleda ve Meryem de yanıma oturduğunda Meryem nefesini bıraktı. "İlk soru. Ondan hoşlandığını ne zaman anladın?"
"Biz aynı sınıftaydık zaten. Berkan da çok zekiydi. Beraber çalışıyorduk, vakit geçiriyorduk. Ben de o aralar çekilmeye başlamıştım ona."
"Ya o? O ne zaman söyledi seni sevdiğini?"
"İkinci sınıfın sonlarındaydı."
"Ne dedi? Tam olarak hatırlıyor musun?"
"Evet. İşte beni sevdiğini söyledi."
"Nasıl?"
Kaşlarımı çatıp o günü hatırlamaya çalıştım. "Dümdüz. Seni seviyorum, benimle çıkar mısın dedi."
Güleda'nın yüzü asıldı. "Çıkma teklifi mi? Daha var mıymış öyle şeyler ya?"
"Yani yoktu da... O öyle demişti. Ben de kabul etmiştim."
Güleda omuz silkti. "Bu bildiğin gençlik hevesi."
"Heves değildi ya. Seviyordum ben onu."
Meryem aramıza girdi. "Ama aşık değildin. Baksana, bence sen ona sadece hayranlık duyuyormuşsun. Ve bunu da aşkla karıştırmış olmalısın."
Önüme döndüm. "Yok ya, öyle değildir. Ben gerçekten onunla vakit geçirmeyi seviyordum."
"Ya İstanbul'dayken? Seni böyle uzun uzun aramadığı oluyor muydu? Üç günde yeni sevgili yapmayacağına göre bu bayadır olan bir şey. Sen hiç fark etmedin mi?"
Başımı iki yana salladım. "Fark etmedim." Bir insan aldatıldığını hissederdi ya? Ben hiç hissetmemiştim. Ona sonsuz güvenmiştim hatta.
"Ya şimdi ne yapacaksın?"
Ellerimle oynadım. "Bilmiyorum." gerçekten bilmiyordum. Bir kadın aldatıldığı zaman ne yapardı ki...
Güleda ayağa kalktı. "Yapılacak olan şey belli. Yarın Meryem ve benim çarşı iznimiz var. Sen de bizimle geliyorsun."
"Yok, olmaz ki. Ben zaten daha dün izin alıp çıktım. İzin vermez Demir."
Meryem de ayağa kalktı. "Bal gibi de izin verir. Kötü olduğunu anladı, bence bir kafa iznine hiçbir şey demez."
"Demez mi?"
"Demez. Sen bana güven. Yarın git izin al, bizimle gel. Zaten bir kaç saat. Gider biraz eğleniriz."
Başımı salladım. "Tamam o zaman. Gidelim."
Güleda ellerini birbirine vurdu. "O zaman herkese iyi geceler. Ben çok yoruldum."
"İyi geceler." deyip ayağa kalktım. Dolabı açıp kıyafetlerime bakarken derin bir nefes aldım.
Ben niye ağlamıyorum ya? Ama yok ben niye ağlayacağım. O ağlasın, beni kaybettiği için her gün ağlasın.
Dolabın kapağını sertçe kapattım. "Orosbu çocuğu!"
Derin derin nefes alırken Meryem güldü. "Bunun kafa da gitti. Birdiler iki oldular."
"Pardon ya, ben bağırdığımı fark etmedim."
Güleda kendini yatağa bıraktı. "Sorun değil. İçini rahatlatacaksa istediğin kadar sövebilirsin."
"Güleda'dan küfür dersleri alabilirsin." Meryem konuştuğunda aklıma Demir'in sözleri geldi. Bana küfür etmeyi de o öğretmişti. Ve bu konuda kimsenin onun eline su dökemeyeceği bir gerçekti.
"Neyse, ışığı kapatıyorum."
"Kapat."
Meryem ışığı kapattığında hızlıca üzerimi değiştirip yatağa girdim.
Berkan'a ne yapacağım konusundaysa...
Hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacaktım. Onu pişman etmek için elimden geleni de yapacaktım.
~ ~ ~ ~ ~
Demir yüzbaşının odasının önündeyken kapıyı çaldım. "Gel."
Kapıyı açıp başımı uzattım. "Girebilir miyim?"
"Gel doktor."
İçeri girip kapıyı kapadım. "Otur."
"Yok, aslında şey..." ellerimi önümde birleştirdim. "Ben senden izin alacaktım Demir yüzbaşı."
Arkasına yaslandı. Bir eli masasında, kalemini çevirirken konuştu. "Deliden Demir'e terfi ettiğimize göre bugün benimle uğraşmak gibi bir niyetin yok."
"Aşk olsun yüzbaşı ya, ben seninle ne zaman uğraşmışım?"
"Hiçbir zaman. Tabi ya, senin ağzın var dilin yok zaten."
Nefesimi bıraktım. "Hadi ama yüzbaşı ya, bir şey söyleyip gidecektim sadece."
"Tamam, söyle. Dinliyorum."
"Yok dersen anlarım. Yani sonuçta geçen gün de..."
"Doktor konuya gir."
"Bugün dışarı çıkabilir miyim?"
"Çık."
Kaşlarımı kaldırdım. "Bu kadar mı? Daha geçen gün çıktın, bugün çıkamazsın falan demeyecek misin?"
"Yok doktor. Çıkabilirsin. Acil bir şey olursa seni ararız."
"Tamam o zaman. Zaten kızlarla gidip geleceğim. Çok sürmez."
Başını salladı. "Tamam doktor. Git hadi."
Gülümsedim. "Teşekkür ederim yüzbaşı."
Nefesini bıraktığında odasından çıktım. İzni kapmıştım. Hemen üzerimdeki önlüğü çıkarıp ceketimi aldım.
Dışarı çıktığımda kızları gördüm. Üzerilerinde forma yokken bambaşka biri gibilerdi. "Hadi gidelim. İzin aldım."
"Güleda, seninki sana bakıyor."
Meryem konuştuğunda çaktırmadan kılıç timine döndüm. Onur hiç çekinmeden direkt bu tarafa bakıyordu ama Güleda'nın sırtı ona dönüktü. "Anca bakar o bundan sonra."
"Ya sizin olayınız ne? Ben hiçbir şey bilmediğim için çok yabancı kaldım olaylara."
"Hadi şuradan gidelim de anlatırım."
Başımı salladığımda hepimiz arabaya bindik ve çarşının yolunu tuttuk.
~ ~ ~ ~ ~
Bir kafede otururken merakla Güleda'ya döndüm. "Hiçbir bahanen de kalmadığına göre artık anlatabilir misin?" Güleda gibi güzel, başarılı ve cesur bir kadının aldatılması çok tuhaftı. Ki Onur da hâlâ ona karşı boş değildi bence.
"Bir Onur'la dört aydır sevgiliydik. Güzel de gidiyordu ilişkimiz aslında. Aynı yerdeyiz, sürekli birbirimizi görüyoruz falan, rahattık anlayacağın." önündeki tatlıyla oynadı. "Ama işte yetmiyormuş demek ki. Erkek değil mi, tek bir kadınla yetinemiyorlar. Gözleri hep dışarıda."
Hâlâ merakla aldatma kısmını bekliyordum. "Onur'u şu kadarcık tanıyorsam seni aldatmamıştır."
Güleda Meryem'e döndü. "Sen benim tarafımda mısın? Yoksa onun tarafında mı?"
"Tabiki de her zaman senin yanındayım."
Nefesini bırakıp tekrar önüne döndü. "İyi güzel. En azından biri benim haklı olduğumu düşünüyor."
"Niye böyle dedin ki?"
"Demir yüzbaşı hariç hepsi bana düşman kesildi çünkü. Yok Onur'a haksızlık etmişim. Yok Onur beni aldatmamış da bilmem ne."
"Demir senin tarafında mı?"
Tatlısından bir dilim aldı. "Yok. Yani o benimle bu konu hakkında hiç konuşmadı. Zaten o karışmaz böyle şeylere. Çocuklarla da operasyonlarda konuşuruz da ara ara hatırlatırlar bu durumu."
Başımı salladım. "Peki aldatma olayı? Ne zaman geliyoruz ona?"
Çatalını bıraktı. "Gelelim." derin bir nefes aldı. "Onur'un burada bir evi var. Yani kız kardeşi kalıyor aslında ama Onur da o yokken gidip gelir. Beraber de giderdik aslında. Ben de bir gün sürpriz yapmak için evine gittim. Kız kardeşi şehir dışındaydı diye biraz vakit geçirmek istedim ama kapıyı başka bir kız açtı. Ve üzerinde Onur'un gömleğinden başka hiçbir de yoktu. "
" Yuh! " sessizce mırıldanıp masaya yaklaştım. "Ya sen ne yaptın?"
"Yani konduramadım ilk başta. Kim kondurabilir ki? O an aklımdan binlerce düşünce geçti ama beni aldatabileceğini hiç düşünmedim." derin bir nefes aldığında gözleri dolmuştu ama gülümseyip içeceğinden bir yudum aldı. "İşte sonra da Onur'u yatakta uyurken görünce tepem attı anlayacağın."
Bu sanırım gerçekten bir aldatılma vakasıydı. Ortada yanlış anlaşılacak bir durum görünmüyordu. "Kız kimmiş peki? Belki hani kız kardeşinin arkadaşı falandır? Yardıma ihtiyacı olduğu için Onur da ona yardım etmiştir falan?"
Meryem güldü. "Kızım valla sen çok safsın. Seni yerler, haberin bile olmaz."
"Eee ama sen de aldatmamıştır diyorsun. Ne bileyim, ne düşüneceğimi şaşırdım."
Güleda toparlamak için lafa girdi. "Kız zaten kardeşinin en yakın arkadaşıymış. Ama göğsünü gere gere geçirdikleri geceyi anlatınca hiç de yardıma ihtiyacı falan olmadığını anlar insan."
"Ya Onur? O ne yaptı?"
"Uyanınca hatırlamıyorum, bilmiyorum falan demeye başladı da iş işten geçmişti çoktan."
"Ama sana hâlâ sevgiyle bakıyor. Bence seni unutamadı."
"O pislik yediği tokadın acısını unutamamıştır. Olaydan sonra bir hafta peşimde koştu. Sonra sinirlendim ben de hâlâ pişkin pişkin konuşmasına. Askeriyenin bahçesindeyken tokat attım."
"Bir ses duyuldu var ya dağlarda bile yankı yapmıştır." diye devam etti Meryem.
"O kadar sert değildi."
"O kadar sertti Güleda. Hatta Hakan komutanımın beyni uçtu gidip arayayım diye şaka yapmıştı."
"Off. O kadar da değildi ya."
Meryem omuz silkti. "O kadardı. Onur komutanım asla unutmaz o tokadı. Gururundan, aşkından ölür ama asla yaklaşmaz artık sana."
"Yaklaşmasın zaten. Terk ettim onu. İstemiyorum onu zaten."
"İyi, sen bilirsin. Artık yapacak bir şey yok zaten."
Güleda camdan dışarıyı izlerken yüzünü inceledim. Ne kadar umrumda değil dese de o da hâlâ seviyordu Onur'u.
Ya ben? Ben de seviyor muydum acaba Berkan'ı? Onu bu şekilde bir kadınla bassam neler hissederdim acaba? Sadece orada bir yerde olduklarını duymuştum ama...
Sıkıntıyla nefesimi bıraktım.
Adamın umrunda bile değilsin Eylül. Öğlen oldu ve dün sabahtan beri hiç aramadı. Seni sevmeyen biri için asla üzülme.
"Kalkalım mı artık?" Güleda ayaklandığında başımı sallayıp ben de ayağa kalktım.
"Olur, gidelim."
Bir an önce gidelim hatta. Benim ders çalışıp kafamdaki tüm sesleri susturmam gerekiyordu çünkü.
~ ~ ~ ~ ~
Demir'i akşam bahçede yine bankta sigara içerken görmüştüm. "Hani sadece sabahları içiyordun?"
Nefesini bırakıp sigarasını yere attı. Ayağının ucuyla ezerken mırıldandı. "Sabahları ve canım sıkkınken içerim."
Yanına oturup elimdeki poşeti diğer tarafıma koydum. "Neden canın sıkkın? Anlatmak istersen dinlerim."
Başını olumsuzca salladı. "Anlatmam. Konuşmayı çok sevmiyorum."
"O belli de, yani derdini konuşmadan nasıl çözeceksin ki? Hem birileriyle paylaş ki yükün hafiflesin."
"Sen öyle mi yaparsın?"
Başımı salladım. "Evet. Kızlara anlatıyorum. Anneme anlatıyorum. Bazen abime bile anlatıyorum."
"Babana?"
"Babama çok anlatmam. Genelde dinleyici konumunda olmaz."
Başını çevirip yüzüme baktı. "Hangi konumda olur?"
Güldüm. "Kızan, azarlayan taraf."
Güldü. "Hadi ya, kötüymüş."
"Ya senin baban? O hangi konumda olur?"
"Benim babam öldü. Ama çocukken..." derin bir nefes alıp kollarını bağladı. "Dinlerdi beni."
"İsmini baban mı koydu?"
Başını salladı ve yine belli belirsiz gülümsedi. "Evet. Kurt Demir."
"Kurt, değişik olmuş biraz."
"Sorma, okulda herkes dalga geçerdi. Çocukken babama sinirlenirdim hatta bana niye bu ismi verdi diye ama şimdi gurur duyuyorum. Onunla, verdiği isimle..."
"İsmin güzel. Güçlü bir isim. Senin gibi."
Başını çevirip tekrar yüzüme baktı. "Sağol."
Önüme dönüp nefesimi bıraktım. "Ama yine de sana bazen 'Atıl Kurt!' dememek için kendimi zor tutuyorum."
"Öyle bir şey dersen canına okurum doktor."
Omuz silktim. "Doğru zaman geldiğinde diyeceğim yine de."
"Görüşürüz o gün ama, haberin olsun."
"Dikkate alırım."
Ellerimi kucağımda birleştirdim. "Sen iyi misin? Dün geceden sonra yani."
"İyiyim."
"Aradı mı seni?"
Güldüm. "Aramadı. Hâlâ onun sevgilisi, elinin altında olan bir kadın olduğumu düşünüyor olmalı."
"Sikerim onun belasını öyle düşünüyorsa."
Gülüp Demir'e döndüm. O da bana dönmüştü. Sinirliydi. Bir an Berkan burada olsa ona neler yapabileceğini düşündüm. Onu hastanelik edene kadar dövebilirdi sanırım. "Teşekkür ederim."
"Belasını siktiğim için mi?"
"Yok, yani düşündüğün için."
Tekrar önüne döndü. "Genel olarak insanlara küfretmeyi ve dövmeyi seviyorum. Sana özel değil."
"Olsun." yanımdaki poşeti elime aldım dikkatle. "Ben yine de sana hediye aldım." poşeti aramıza aldığımda vücuduyla beraber döndü.
"Hediye mi? Ne saçma."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Hediye sevmez misin be deli yüzbaşı? Al işte. Ama dikkatli aç."
"Ne bu? Yoksa minyatür bir topuklu ayakkabı mı?"
"O kadar da değil. Hadi açsana."
Nefesini bırakıp poşeti eline aldı ve açtı. İçine bakarken mırıldandı. "Yok artık." saksıyı çıkarıp eline aldı. "Kaktüs mü?"
"Masana koyarsın. Masanda hiçbir şey yoktu."
"Doğru da... Kaktüs biraz tuhaf kalmış."
"Bir saksı çiçek yerine kaktüs aldım çünkü bakımı en kolay bu vardı. Her zaman su vermek zorunda değilsin. Vaktin olmuyor, bazen dalıp gidiyorsun diye sana bunu aldım. Bence buna solmadan bakabilirsin."
Başını sallayıp kaktüse baktı. "Bakarım."
"Beğendin mi?"
"Çok." diye mırıldandığında ayağa kalktım.
"Yalancı."
"Hayır gerçekten çok sevdim." derken ayağa kalktı. "Artık her baktığımda aklıma sen geleceksin."
Kaşlarımı çattım. "Ben mi?"
"Evet. Çok benziyorsunuz. Bak onun da tıpkı senin gibi dikenleri var."
Ofladım. "Ya sen var ya! Hiçbir şeyi hak etmiyorsun yüzbaşı."
Kaktüsü almaya çalıştığımda elini kaldırdı. "Bu artık benim. Alamazsın."
"Ver şunu bana. Pişman ettin."
Güldü. "Vermem doktor. Benim olanı vermem."
Adımlarken arkasından bağırdım. "Umarım yanlışlıkla üzerine oturursun! Deli yüzbaşı!"
"Tabi, aynen." deyip köşeyi döndüğünde bıkkınlıkla nefesimi bıraktım.
"Ya adama kaktüs alırsan olacağı bu. Ama ben solmasın diye düşünüp bunu aldım onun dediğine bak."
Sinirle adımlayıp revire girdim. "Gıcık işte, ne olacak. Gıcığın teki."
Yanımda oldu diye bir şey alayım dedim pişman etti. Bir daha da ona bir şey alırsam iki olsun...
~ ~ ~ ~ ~