Hikayeme oy vererek destek olmayı unutmayın ? Keyifli okumalar ?
~ 3 ~
"Emin ol bu en doğru karar olacak senin içinde." Başımı sallayarak sessizce onayladım onu. Sadece başıma bela almak istemiyordum durduk yere. "Anlaştığımıza göre kalkayım artık ben."
"Bade, iznin olursa o makineden kurtulurken yanında olmak istiyorum. Aylar sonra tekrar bu makine ortaya çıkmasın istiyorum çünkü."
"Olur. Makine evimde önce almam lazım. Sonra ne gerekiyorsa yaparız."
"Tamam o zaman ben aracımla geldim. Evine kadar götüreyim seni." Tekrar başımı sallamıştım. Anlaşmamızla kafeden çıkarak onun arabasına bindik. Savcılar bu kadar kazanıyor muydu gerçekten? Bu arabayı maaşıyla aldıysa öyle olmalıydı. Kısa süren yolculuğumuz evimin önüne geldiğimizde bitmişti.
Arabadan inmiş evime doğru yürürken o da arkamdan geliyordu. Evimin kapısını açıp içeri girdiğim de o gelmeyip kapıda kalmıştı. "Makineyi alıp geliyorum." Dedikten sonra içeri geçip hemen makineyi almıştım. Makineyle geri giderken apartmandan gürültüler gelmeye başladı.
"Bade!" Savcının adımı bağırmasıyla kapıya doğru ilerledim hızla. İçeri girmiş, kapıyıda kapatmıştı. Merakla konuştum hemen. "Neler oluyor ?" Kapının deliğinden gözlerini bana çevirdiğinde gözleri elimdeki makineye takıldı. "Evini buldular. Burdan hemen çıkmamız lazım." Nasıl yani? Makinenin peşindekiler beni bulmuş muydu? Bu kadar çabuk evimi bulup gelmişler miydi?
"A-ama nasıl? İkinci kattayız nasıl çıkacağız ?" Diye sorduğumda evimin bütün pencelerini kontrol etmeye başladı. Mutfağın penceresinde durup bana dönmüştü. "Burdan ineceğiz. Önce ben iniyorum sonra sen geliyorsun. Atladığında tutacağım seni tamam mı?" Sorgulamadan kabul etmiştim. Başka ne yapabilirdim ki şu an?
Savcı dediği gibi mutfağımın penceresinden hiç düşünmeden aşağı atmıştı kendini. Korksamda başımı hafifçe uzatarak pencereden aşağı baktım. Savcı sapa sağlam bana bakıyordu. Beni gördüğüm de elleriyle hadi işareti yapmıştı. Başımı sallayarak makineyi çantama koyarak ona attım. Ardından önce bacaklarımı pencereden sarkıtarak pervaza oturduğumda atlamaya deli gibi korkuyordum. Fakat bir yandanda kapımdan tıkırtılar geliyordu. Pencereden atladığımda ölmesem bile her an korkudan ölebilirdim.
"Bade hadi! Vaktimiz yok." Oradan söylemesi kolaydı tabii. "Korkuyorum!" Diye sessizce bağırdım ona. Bunu nasıl yaptım onu bile bilmiyordum. "Söz veriyorum tutacağım seni, hadi. Yüksek değil zaten." Kapıdan gelen yüksek sesli gürültüyle gözlerimi yumdum ve anlık bir cesaretle aşağı bıraktım kendimi. Yere çakılmaya kendimi hazırlamış olsamda savcı dediğini yapmış, tutmuştu beni. Gözlerimiz birbirine kenetlemiş, saçma bir sahne yaşarken ilk konuşan o oldu.
"Hadi hemen gidelim." Dediğinde başımı sallayarak kucağından indim ve peşinden arabasına doğru ilerledim. Araba çalışıp yola çıktığımızda ancak derin bir nefes verebilmiştim. Bir fotoğraf makinesi uğrana başıma gelenlere inanamıyordum. "Ne yapcağız şimdi? Peşimi bırakmazsalar ne olcak?" Savcıya merak ettiklerimi aktarmayı başarabilmiştim sonunda.
"Öncelikle şu makineden cidden kurtulmamız lazım Bade." Sonra hemen bırakacaklarsa peşimi bunu seve seve yapardım. "Ama makineyi yok etsek bile inanmayıp peşimi bırakmazsalar ne olacak?"
"Bu mümkün değil çünkü büyük dedem bir sistem kurmuştu. Makine imha olduğunda kayıtlı olduğu sitede de imha olduğu gözükecek. Makinenin peşindekiler imha edildiğini görecekler yani. Sonrasında muhtemelen benimle uğraşırlar yok ettiğim için." Ben kurtulsam bile savcı hep uğraşacak mıydı bunlarla? Böyle hayat mı geçerdi? "Sen hep bu adamlarla mı uğraşacaksın yani?" Gerçekten ölene kadar peşini bırakmayacaklar mıydı? 5 dakika ileriyi gösteren bir makine için uğraştıkları değer miydi?
"Sanmıyorum. Bana bulaşırsalar kendilerini hapiste bulurlar ve bunu çok iyi biliyorlar."
"Yani kurtulacağız doğru anladım değil mi ?" Gözlerini saniyelik yoldan ayırıp bana bakmıştı. "Sen kurtulacaksın Bade, endişelenme."
"Seninle de daha ne kadar uğraşırlar ki? Yok ettin sonuçta."
"Büyük dedem makinenin planlarını tasarladıktan sonra saklamış. Bir yerde ama nerde olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen onun peşine düşecekler ve ulaşırsalar yok etmem gereken makineler ne kadar çoğalacak farkındasın değil mi ?"
"Özür dileyerek soruyorum ama büyük deden neden böyle bir makine için planlar tasarlamış ?"
"Severdi o bilimle uğraşmayı. Yani tanımıyorum tabi onu ama duyduğuma göre öyleymiş. İnan bana daha ilginç taslak planları vardı ama en azından kimse öğrenmeden ulaşıp onları yok ettim." İnsanların dedeleri nelerle uğraşıyordu benimki ancak evde oturuyordu. Hoş evde oturup başıma dert açmıyordu en azından. "Anladım. Umarım bu makinenin taslaklarınada ulaşıp yok edebilirsin."
"Umarım ama önce şu makineden başlayacağım."Dedikten kısa bir süre sonra ormanlık alanın içinde durdurmuştu arabayı.
"Makineyi alabilir miyim?" Bana dönerek sorduğu soruyla çantamdan makineyi alıp ona uzattım. Makineyi elimden alıp indiğinde bende peşinden inmiştim. Ağaçların arasındaki kayanın üzerine makineyi bıraktığında bana döndü tekrar. "Parfüm, kolonya, deodorant veya her hangi bir yanıcı madde var mı yanında?"
"Kolonya olması lazımdı bir dakika." Derken çantamda bulundurduğum küçük kolonyayı çıkarıp ona uzattım. Alıp makinenin her yerine döktükten sonra bana geri verdi. Sonrasında cebinden çıkardığı çakmak uzanıp makineyi ateşe vermişti. Teknolojik bir aleti yakmak mantıklı mıydı?
Makine saniyeler içinde alev almaya başlamıştıki savcı elini koluma dolayarak beni hafifçe geriye doğru çekiştirmişti. "Patlayabilir, uzak duralım." Ona başımı sallayıp tekrar makineye döndüm. Ateşten çıkan iğrenç kokunun eşliğinde yanmaya devam ediyordu. Dakikalar sonra makineden geriye yanmış bir plastik yığını kaldı. Alevler tamamen sona erdiğinde savcı eline bir taş alıp makinenin plastiklerini paramparça etti. İşinin bittiğini belirtircesine taşa yere atmış ve ellerini birbirine vurarak silkelemişti.
"Tamam mı? Kurtulduk mu yani şimdi ?" Diye sordum merakla. "Öyle görünüyor, içindeki çip yanmış."
"Bu parçalardan bir şey yapamazlar değil mi?"
"Yanmış plastikler hiç işe yaramayacaktır ama yinede bunları klozete atıp sifonu çekeceğim." Sessiz kalmış ve onu orda bırakarak tekrar arabasına binmiştim. Savcı parçaları bir torbaya koytuktan sonra o da arabaya gelmişti.
"Seni evine götürüyorum çoktan imha edildiğini öğrenmişlerdir. Senlik bir durum yok artık."
"Olur."
Geldiğimiz yolu sessiz bir şekilde geri dönmüştük. Arabadan inmeden önce savcıya dönerek konuştum. "Ben sana teşekkür ederim. Yani bana ulaşıp durumu anlattığın için. Umursamaya bilirdin ve belki o insanlar bana zarar verebilirdi. Bu yüzden teşekkür ederim." Sonuç olarak onun sayesinde bir beladan kurtulmuştum. Herkes bunu yapmazdı. Makinenin peşine düşmeyip, ne yaparlarsa yapsınlar diyebilirdi.
"O makine yok edilmeliydi Bade. Sen veya başkası, kimse bir makine yüzünden zarar görmemeli. Bu yüzden teşekkür etme bana. Hayatında ironik bir anı olarak kalayım yeterli." Fazlasıydı ironik bir anı olarak kalacaktı. Zira bir makine yüzünden yaşadıklarımı ömrüm boyunca unutamayacaktım. "Oldukça ironik bir anı olarak kalacak şu iki günüm. O halde kendine iyi bak, dediğim gibi umarım bir an önce çözersin bunları."
"Umarım. Erkek arkadaşındı sanırım, endişeli görünüyor bekletme istersen." Dediğinde gözlerini takip ederek baktığı noktaya baktım. Doruk endişeyle bana bakıyordu. "Evet gitsem iyi olur. Hoşçakal savcı."
"Hoşçakal Bade." Aldığım yanıtla arabasından inip endişeyle bekleyen Doruk'un yanına ulaştım. Yanına gelir gelmez beni kollarının arasına alıp sarmıştı. Alt tarafı bir kaç saattir görüşmemiştik, ne ara özlemişti bu kadar? "Bade, Bade, Bade ömrümü tükettin kızım, ömrümü be."
"Sakin olur musun? Alt tarafı dışarı çıktım Doruk." Dediğimde beni kendisinden ayırıp kaşlarını çatmıştı öfkeyle. "Evine hırsız girmiş Bade. Kapın açıktı, her yer dağılmıştı ve sen evde yoktun. Aklım çıktı gerizekalı. Arıyorumda niye açmıyorsun sen?"
Makinenin peşindekiler eve girip, makineyi bulmak için baya uğraşmıştı bellki. Doruk'ta hırsız girdi sanarak endişeye kapılmıştı. "Sessizde kalmış galiba duymadım da ne demek eve hırsız girmiş?" Bildiğimi belli etmemek adına vermiştim bu tepkiyi. "Girmiş işte Bade, ama benim baktığım kadarıyla bir şey çalınmamış sadece etraf dağınık. Polisi arayalım da gelsin."
"Hayır hayır, hırsız değildir o Doruk. Çıkmadan önce biraz gergindim dolapları boşalttım sinirle. Ayrıca sanırım kapıda da bir sorun var. Kapattığıma eminim."
"Evi o hale getirecek kadar neye sinirlendim güzelim sen?"
"Öyle işte Doruk. Sinirlendim bir anda dağıttım her yeri. Sonrada zaten hava almak için çıktım hemen dışarı."
"O arabasından indiğin herif kim? Dün kapıda ki değil mi ?"
"Ev için mahalleyi geziyormuşta nasıl bir yer diye görünce bırakmak istedi." Yalan sayacım olsaydı şimdiye hata vermişti muhtemelen ama Doruk'u da durduk yere endişelendirmek istemiyordum. "Elalemin arabasına ne biniyorsun sen Bade? Kimdir, ne değildir belli değil. Belki sapık herifin teki."
"Doruk! Adam cumhuriyet savcısıymış zaten o yüzden bu kadar araştırıyor etrafı işte."
"Öyle olsun bakalım. Geç hadi içeri hırçın kedi." Dediğinde kolunu omzuma atarak apartmana sokmuştu. Evimin katına çıktığımızda aralık kapıdan içeriye geçtim. "Gelecek misin?"
"Beni dövmeyeceksen geleyim güzelim. Ortalığı toplamana yardım ederim."
"Dövede bilirim bilmiyorum ama sen gel yardım et bana. Birazda senin faydan dokunsun." Doruk'ta benim gibi ayakkabılarını çıkarmış içeriye girerken bir yandan da bana söyleniyordu.
"Aşk olsun güzelim. Sen benim canımsın, ne istedin de yapmadım ben?" Doruk'a cevap verirken girdiğim salonla şok oldum. Resmen her şey ortaya dağıtılmıştı. Didik didik etmedik yer kalmamıştı. "Bade, güzelim sen burayı bu hale getirecek ne yaşadın Allah için?"
"Dizi izliyordum Doruk, adama sinirlendim. Oldu mu?"
"Eee bir dizi karekteri içinse bunlar, benim can güvenliğim yok. Gideyim ben o halde."
"Çok komiksin tatlım. Topla şuraları hadi."
"Tamam anneciğim." Dediğinde omzuna sertçe vurdum sinirle. Sürekli uğraşıp deli ediyordu beni. Ne olurdu sessiz sessiz toplasa? "Vurma be tamam, topluyoruz."
Doruk'un da yardımıyla uzun sürsede her şeyi yerli yerine yerleştirmiştik. İşimiz bittiğinde ise ona kıyamayıp birde yemek yapmıştım. Yemeğimizi de yedikten sonra kendi evine geçmişti Doruk. Yalnız kalır kalmaz yaşadıklarımızı düşünme fırsatım olmuştu. Makine yüzünden yaşadığım olaylar o kadar saçmaydı ki bir türlü sindiremiyordum. Fotoğraf sevdamın başıma dert açacağını hiç düşünmezdim ama kendimi saçma sapan olayların içerisinde bulmuştum. Belki savcı umursamasaydı çoktan öbür tarafa geçmiştim bile. Neyseki o makine yok olmuştu ve benlik bir sorun yoktu artık.
O an aklıma gelen şeyle hemen koltuktan fırlayıp televizyon ünitesinin dolabını açarak makinenin kutusuna bakındım. Sapa sağlam yerinde duruyordu, her şeyi dağıtıp bunu neden ellememişlerdi ki? Hoş üzerinde görünürde hiçbir şey yazmayan bir kutuydu ama ben biliyordum ne olduğunu ve bu kutudan da kurtulmalıydım yoksa tamamen bu olayın sona erdiğine kendimi inandıramazdım. Kutuyu parçalamaya başlayacakken içinden gelen tıkırtı sesleriyle duraksadım.
İçi boş olan bir kutudan ses gelmesi mümkün müydü? Kesinlikle değildi. Kutuyu açıp baksam dahi içerisi bomboştu. Yeniden salladığımda yine aynı ses gelmişti. Bu sefer merakla kutunun etrafını incelmeye başladım. Hiç bir şey olmadığına emin olacağım anda kutunun bir tarafının ortadan ikiye doğru ayrıldığını gördüm. Kartonun arasına incecik bir boşluk yapılmıştı ve ses muhtemelen buradan geliyordu. Ters çevirip sallasam dahi içindeki şey çıkmayınca karton parçasını yavaşça ikiye ayırdım. Ayırır ayırmaz küçük bir kağıt parçası yere düşmüştü. Eğilip aldığımda üzerinde çözemediğim rakamanların olduğunu gördüm. Fotoğraf makinesinin küçük bir resmi çizilmişti ve üzerinde rakamlar yazıyordu. Bu savcının bahsettiği taslaklardı.
Fotoğraf makinesinin yeniden üretilmesi için gerekli olan o taslaklar.
?
Oy vererek ve yorum yaparak destek olursanız çok sevinirim ?