4. Bölüm

1247 Kelimeler
Hikayeme oy vererek destek olmayı unutmayın ? Keyifli okumalar ? ~ 4 ~ "Hadi gidelim artık bunaldım valla." Hoca sınıftan çıkar çıkmaz Doruk bana dönerek konuşmuştu. "Doruk sen git, benim biraz işim var." Dedim. Savcıyla bir an önce görüşmem gerekiyordu. "Ne işin var? Geleyim seninle." Bir şeyi de merak etmesen olmaz değil mi Doruk? "Kızsal şeyler Doruk sen git. Ben bir saate gelirim." Diyerek geçiştirdim onu. "Tamam, gecikirsen haber ver." "Tamam hadi görüşürüz." Doruk'un yanağından öperek vedalaştım onunla hemen. Bir an önce şu başımdaki dertten kurtulmam gerekiyordu. "Görüşürüz." Doruk amfiden çıktığında bende defterlerimi toparlayarak çıktım. Otobüs durağına doğru yürürken telefonumu çıkarıp dün aradığım numarayı aradım. Bir kaç çalıştan sonra açılmıştı. "Bade?" Sesi endişeli çıkmıştı. "Evet benim, müsait misin?" "Evet, bir sorun mu var ?" "Görüşsek iyi olur. Sana bir şey göstermem gerekiyor." "Acil mi?" "Evet, hemen olursa iyi olur." "Bade şu an önemli bir davam var, evden çıkamam. Ya yarına erteleyelim ya da konum atayım gelip göster." "Tamam, sen konum at o zaman geleyim ben." "Tamam atıyorum şimdi, görüşürüz." "Görüşürüz." Telefonu kapattıktan bir kaç saniye sonra konum mesajı gelmişti. Hangi otobüse bineciğimi düşünürken bu fikirden vazgeçip yoldan geçen taksiyi durdurdum. Bir an önce kurtulmak istiyordum. Taksi şöförüne konumu gösterdikten sonra arkama yaslanarak yolu izlemeye başladım. Üç gündür bir fotoğraf makinesi yüzünden yaşadıklarıma inanamıyordum. Milyonlarca insan arasında nasıl benim başıma gelmişti ki bu olay? Zaten böyle bir makinenin var olması bilesi olağan üstü saçmaydı. İnanması güçtü ama olmuştu işte. Şu taslaklardan da kurtulduğumda artık bu macera tam anlamıyla bitecekti. "Geldik kızım." Taksicinin sesiyle bakışlarımı camdan çekip çantamdan çıkardığım parayı uzatarak ücreti ödedim. Para üstünüde aldıktan taksiden indiğimde oldukça lüks bir rezidansın önünde olduğumu fark ettim. Gergin bir şekilde site girişine geldiğimde kapıda ki güvenlik bana dönmüştü. "Buyrun hanım efendi?" "Devrim Bora Dizdar'a gelmiştim ben." "Savcıma mı geldiniz ?" "Evet, haberi vardı geleceğimden." "Hemen teyit edeyim izninizle." Dediğinde başımı sallayarak onayladım. Güvenlik telefonla savcı olduğunu düşündüğüm kişiyle konuşup yeniden bana döndü. "Savcım sizi bekliyor karşı bina 17. kat." "Sağolun kolay gelsin." Dediğimde kapıyı açmıştı güvenlik. Siteden içeri girdiğimde dediği gibi karşı binaya girip asansörle 17. kata çıktım. Kapısında savcının adı yazan dairenin zilini çaldıktan kısa bir süre sonra kapı açılmıştı. Savcı şimdiye kadar gördüğüm takım elbiseli halinden tamamen farklı bir şekilde, eşofmanla açmıştı kapıyı. "Hoşgeldin Bade, gel." Dediğinde çekinsemde kapı önünde konuşamayacağım için ayakkabılarımı çıkararak içeriye girdim. Savcıyı takip ettiğimde beni oldukça geniş salonuna getirmişti. "Oturabilirsin Bade, insan yemiyorum gerçekten." Çekingenliğimi ima ettiğinde utana sıkıla oturdum koltuğa. Savcıda karşımdaki koltuğa oturarak gözlerini bana dikmişti. "Evet seni dinliyorum. Bir şey göstermem gerekiyor dedin ama seni rahatsız falan mı ettiler benden sonra?" "Hayır hayır, dün eve gittiğimde her yeri dağıtmışlardı sadece, kimsede yoktu. Ben makineden tamamen kurtulmak için kutusunu atıyordum ve içi boş olmasına rağmen bir şey varmış gibi ses geldi kutudan." Söylediklerime o da anlam verememiş olmalı ki kaşlarını çatmıştı. Kulağa oldukça saçma geliyordu. "Anlayamadım ?" "Bende anlamadım başta, sonra kutuyu ters çevirdiğimde içinden kağıt parçası düştü. Kartonun arası oyulmuştu ve ordan düştü..." Dediğimde duraksayarak çantamdan ki kağıt parçasını çıkarıp ona uzattım. Çatık kaşlarıyla uzattığım kağıdı alıp incelemeye başladı. "Sanırım bu bana bahsettiğin o taslaklar." Kağıtta ki bakışlarını bana çevirdiğinde sanki devlet sırrı çözmüşüm gibi bakıyordu bana. "E-evet bunlar dedemin taslakları Bade." "Aslında ben dün bulur bulmaz yakmayı düşündüm ama sonra sana vermenin daha mantıklı olacağına karar verdim. Ben sana yaktım desemde emin olamazdın sonuçta." "İyi yaptın, gerçekten minnettarım Bade sana. Başkası makineyi de, bu taslaklarıda kötüye kullanabilirdi." Mümkünse makine ve ilgili her şey benden uzak olsunda. Gerisi umrumda bile değildi. "Faydam olduysa ne mutlu." "Olmaz olur mu? Kutusu peki o duruyor mu ?" "Onu gerçekten parçalayıp yaktım. Zaten biliyorsundur bembeyaz bir kutuydu. Her yerinede baktım için rahat olsun, başka bir şey yoktu." Dediğimde başını sallayarak onayladı beni. Tekrar söze girerken oturduğum koltuktan da kalkmıştım. "Ben daha fazla rahatsız etmeyeyim seni, bir an önce getirip vermek istedim." "Teşekkür ederim Bade." "Rica ederim." Dedikten sonra geldiğim yönden geri giderek kapıya ulaştım. Ayakkabılarımı giyip yeniden savcıya döndüm. Ne diyeceğimi bilemezken o söze girerek beni bu dertten kurtarmıştı. "Ne zaman bir yardıma ihtiyacın olursa beni arayabilirsin Bade." Çok incesin savcı ama mümkün oldukça uzak duralım lütfen diye geçirmiştim aklımdan. "Teşekkür ederim, görüşürüz o zaman, yani görüşmeyiz tabi de, lafın gelişi işte." Alt tarafı hoşçakal diyecektim, görüşürüzde neyin nesiydi. Neden görüşelim yahu? "Anladım ben sorun yok. Görüşürüz." Savcının yanıtına başımı sallayarak asansöre doğru döndüm. Düğmesine basar basmaz katta bekleyen kapıları açılmıştı. İçine bindiğim gibi derin bir nefes vermiştim. Allahım nasıl gerilmiştim ben öyle, alt tarafı bir kağıt parçası getirmiştim yani. Asansörün açılan kapılarıyla kendimi dışarıya atarak binadan hızlı adımlarla çıktım. Sitenin önünde duran taksilerden birine binerek evimin adresini verdim. Taksi harekete geçtiğinde telefonumun zil sesi duyuldu arabanın içinde. Ekranda yazan isimle Doruk'un aradığını gördüm. "Efendim." "Nerdesin Bade sen?" Yine neye sinirlenmişti durduk yere? "Ne bağırıyorsun ya?" "Bir saat dedin, bir saat geçti. Haber ver demedim mi gecikirsen?" "Doruk başlarım senin artistliğine şimdi. İşim var demek ki." "Uzadıysa haber ver en azından değil mi? Bende merakta kalmam." "Geliyorum Doruk, tamam." "İyi, gelirken ekmek alsana." "Alır mısın?" Diyerek onun düzeltmesini bekledim. "Gelirken ekmek alır mısın güzelim?" "Elbette alırım." "Bekliyorum." "Tamam görüşürüz hadi." "Görüşürüz." Telefonumu kilitleyip çantama atarken taksinin farklı yola sapmasıyla kaşlarım çatıldı. Geri döneceğini düşünürken evimden alakasız yöne döndüğün de yerimden hafifçe öne doğru eğilerek huzursuzca konuştum. "Yanlış gidiyoruz." Taksici dikiz aynasından bana öyle bir bakmıştı ki panikten ne yapacağımı bilememiştim. Beni umursamadan yola devam etmişti şöför. Evden alakasız yollara doğru ilerlemeye devam ediyordu araç. O an aklıma gelen tek mantıklı şeyi yaprak panikle telefonumu çantamdan geri çıkardım. Doruk'u arayacakken şoför arabayı duraklatıp bana silah doğrultulmuştu. Korkudan çantam yere düşürürken taksici gözünü kırpmadan bakıyordu bana. "Telefonu ver ve canından olma." Tehditkar sesiyle saçma sapan konuşmaya başladım. "B-benim param yok gerçekten. Bırakın beni lütfen." Kendi halimde bir kızdım ben, ne alabilirdi ki benden? "Emin ol benimde derdim para değil. Şimdi o telefonu ver bana." Titreyen ellerimle yerdeki telefonumu alıp ona doğru uzattım. Telefonu elimden alırken silahı hala bana doğru tutuyordu. "Uslu dur gidene kadar canımı sıkma benim. Acımam kafana sıkarım bilesin." "N-ne istiyorsunuz benden ?" "Senden değil o savcıdan istiyorum ben. Sen sadece bir piyonsun. Canın yansın istemiyorsan sus, otur yerinde. Şakam yok, sıkarım kafana." Savcı mı? O yüzden mi kaçırıyordu beni? Fotoğraf makinesi yoktu ki artık, ne istiyorlardı savcıdan? Önüne dönüp yeniden yola koyulduğunda oturduğum koltuğa daha da sindim. Korkudan zangır zangır titriyordum. Silahlı bir adam beni kaçırıyordu elbette zangır zangır titrerdim. Fotoğraf makinesi yoktu artık, taslaklarda yoktu, savcı beni kurtarırdı değil mi? Haberi olursa tabii kurtarırdı ama lanet olsun haberi yoktu! Gittiğimiz yolları ezberleyerek kendime bir kaçış planı hazırlıyordum saçma sapan ama taksi tenha sokaklardan geçip duruyordu. Sonunda izbe bir binanın önünde durmuştuk. Şoför yeniden silahını alarak arabadan inmiş ve kapımı açmıştı. "Çık dışarı." Silahı doğrultmuşken bana dediğini yapmaktan başka şansımda yoktu. Mecburen dediğini yaparak arabadan indim. İner inmez silahı sırtıma dayayarak beni ilerletmeye başlamıştı. Eski binanın içerisine girdiğimiz de iki adam gelip kolumdan süreklemeye başladı beni. Olduğum yerde çaresizce çırpınıp kurtulmaya çalışıyordum. "Bırakın beni, bırak diyorum sana." "Canımı sıkma lan benim. Kapat çeneni yoksa ben kapatırım." Artık korkudan ağlamaya başlamıştım. Hayatımda ilk defa bu kadar korkuyordum, bu kadar çaresizdim. Kollarımdan tutmuş sürükleyen adamlar beni sandalyeye oturtup ellerimi bağladıklarında artık sona geldiğimi düşündüm. Ölecektim, kesinlikle ölecektim. Aptal bir fotoğraf makinesi yüzünden ölecektim. Aptal fotoğraf makinesi yüzünden allahın bile unuttuğu bir binada ölecektim ve bedenimi muhtemelen köpekler parçalayacaktı. Öleceğimi düşünüp teoriler üretirken, taksiyi süren adam karşıma bir sandalye koymuş ve rahat bir tavırla oturup sırıtarak konuşmaya başlamıştı. "Evet, Bade Soyludere. Şimdi seninle küçük bir oyun oynayacağız." ? Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE