Arabayı Adrian kendisi sürüyordu. Ve ön koltuğa oturmamıştım. Bilmiyorum evet evlenmiştik ama bana çok fazla uzaktı. Kendisi çok soğuktu ilgisizdi. Bende arkaya oturmak istedim. Mia kafasını kucağıma koymuş göz yaşı döküyordu hâla.
"Benim küçük meleğim. Biz seninle ne konuştuk ama?"
Burnunu çekti ve göz yaşlarını sildi.
"Ben ağlamıyorum." Sesi boğuk geliyordu. Kucağımdan kaldırdım ve güzel yüzünü inceledim. Gözleri kızarmış, gözleri hüzünle parlıyordu.
"Beni bırakmıyacaktın. Söz vermiştin."
"Mia küçük meleğim. Ne olur yapma böyle. Bak geleceğim. Sonsuza kadar gitmiyorum ya."
İçimden çok güçlü bir his beni ona bakmaya zorladı. Ayna da buluştu gözlerimiz. O da bana bakıyordu. Kurşun geçirmez gözleri üzerimdeydi. Bir insan da az da olsa kusur olmalıydı. Ama bu adam gerçekten kusursuzdu. O kadar yakışıklıydı ki. Birden bire yaşını merak ettim. Nasıl konuşacaktım ne diyecektim? Birlikte iyi anlaşacak mıydık? Çok fazla heyecan yapıyor korkuyordum.
"Beni unutma yoksa fena olur bak. Her gün arayacaksın yoksa yaramazlık yaparım annem de bana kızar. Sen de bana kıyamazsın."
"Tamam küçüğüm. Seni her gün arayacağım."
Otele gelmiş, küçük ikramlıklar ve içecekler kokteyller dağıtılıyordu. Pastayı da kesmiş küçük bir dilim yemiştik. Bize ayrılan masa da oturuyor dans eden insanları izliyordum. Otel gerçekten zarif bir şekilde süslenmişti. Gavin ve Sophia varlıklı aileden geliyorlardı. Zenginlik içinde büyüsem de bunu hiç hissetmedim. Daha doğrusu benden kıskanmışlar bir an önce başlarından atmak istemişlerdi. Nitekim istedikleri olmuştu. Gidiyordum bu gece. Bu şehirden uçuyordum. Arkamda Mia yı bırakacağım için hüzünlüydüm sadece. Yoksa içim de kimsenin dolduramayacağı bir boşluk vardı.
Adrian ise sürekli yanımdan uzaklaşarak telefon görüşmesi yapıyordu. Adam mafya başıydı değil mi normaldi bu hali. Benden gizlisi saklısı mı olacaktı? Sonuçta biz evlenmiştik yani. Artık aramızda saklı gizli bir şey olmamalıydı bana göre. En azından ben sadık kalmayı düşünüyorum.
Geldi ve tekrar oturdu bütün heybetiyle yanıma. Küçücük kalıyordum onun yanında. Kendimi ezik hissediyorum gerçekten. Onun o güçlü yapısı, aurası beni etkiliyordu evet.
"Saat yaklaşıyor. Havaalanına gideceğiz daha. Kalkalım diyorum."
Benimle iletişime geçmeye daha yeni başlıyordu gerçekten. Bir yandan da itiraz istemiyorum der gibi söylemişti. Bana da tamam demek kalıyordu. Zaten nasıl olsa o uçağa binecek ve gidecektim. Ha bir saat ha iki saat durmuşum. Elbet gidecektim.
"Ihm.tamam ben aileme veda etmek istiyorum.
Hava limanına gelmiş, Adrian ın özel uçağına binmiş Rusya ya gidiyorduk. Gözlerim hâla yaşlı, başım fena halde ağrıyordu.
Gavin ve Sophia ile sarılmıştım ama Mia.. Onunla çok zor ayrılmıştık. Mia çok ağlamış beni de sonunda ağlatmayı başarmıştı. Adrian kolumdan tutup kaldırmasaydı ben daha kalkamazdım onun yanından.
Şimdi ise ne o konuşuyordu ne de ben. Çocukluğumu bu şehirde bırakıyordum. Burada doğmuş büyümüştüm. Ve buradan dışarıya adımımı atamamıştım. Her şey buruk bir şekilde hatıramda kalacaktı şimdi. Çocukluğumu ve gençliğimi istediğim gibi yaşayamamıştım. En çok buna üzülüyordum. Şimdi ise Adrian ın nasıl biri olduğunu bilmiyordum bana nasıl davranacağını. Belki beni bulutlara çıkarıp çok mutlu bir evlilik yaşatacaktı ki bu çok zor ihtimal. Çünkü bizim dünyamızda aşk evliliği nadirdir. Görücü usulü evlenmek ve sevgisiz evliliğe hapsolmak ise maalesef ki yaygın bir gelenktir. Bunu ezelden biliyordum aslında. Çevremde öyle görmüştüm ve bana böyle aşılanmıştı. Ama umarım farklı olurdu benim sonum. Tanrıya dua etmiştim hep. Karşıma iyileri çıkarması için ben kötü biri değilim sonuçta.
Adrian karşımda elinde son model telefonuyla birine mesaj yazıyordu sanırım. Dikkati telefonundaydı bindiğimizden beridir.
"Ailenle şimdi mi tanışacağım? Ne zaman varırız eve?" Sesim güçsüz çıkıyordu.
Kasvetli bakışlarını bana yönetti sonunda. Ailesinden hiç bahsetmemişti. Bakışları çok yoğun ve karanlıktı.
"Sabah evde oluruz. Ve evet ailem seni heyecanla ve sürprizlerle bekliyor." Neden sesi hırıltılı ve dalga geçiyormuş gibi geliyordu? Neden huzursuzum uçağa bindiğimden beri?
Yanağımda hissettiğim sıcak nefes..
"Geldik prenses hadi bakalım. Ailemi daha fazla bekletmek istemiyorum."
Hızla doğrulmaya çalıştım. Neredeydim ben neler oluyordu?!
Aklıma düşen evlendiğim gerçeği beni aydınlatmıştı şuan. Uyuya kalmışım anlaşılan. Her gün uçakta bir adamın dibime kadar giripte bana seslenmesiyle uyanmıyordum sonuçta.
Adrian burnumun dibinde gözleri yoğun bir şekilde gözlerimin içine bakıyordu. Onun o siyaha yakın kahveleri beni hipnotize ediyordu şuanda. Etkileniyordum. Kokusu burnuma doldu sonra. Parfüm ve traş losyonu müthiş erkeksi kokuyordu.
"Ben..ben uyuya kalmışım."
Yırtıcı gözleri dudaklarıma indi. Çok utanıyorum kahretsin! Yoksa beni öpecek miydi! Ama peder gelini öpebilirsin diyince bile sadece alnımdan öptü ve hemen geri çekilmişti. Şimdi neden.. Bana bu kadar yoğun ve şehvetli bakıyordu ki?
İçimde inanılmaz bir şeyler harekete geçiyor heyecanla ne olacağını bekliyordum. Zaten yakışıklı ve çok güçlü olduğu için bu kadar etkileniyordum yoksa başka açıklaması olamazdı daha yeni tanıdığım adamın beni şuracıkta deliler gibi öpmesini istemeyi.
"Evet uyuya kaldın. Gerçek hayata ayılma vaktin geldi artık küçük prenses."
Ne? Anlamıyorum neler oluyordu?