4.Bölüm

1355 Kelimeler
Acı neydi? Kim açık yüreklilikle acısını tarif edebilir, yada anlatabilirdi? Satırlara dökmek mi yoksa konuşmak mı? Hangi birinde geçiyordu acı? Göz yaşları nasıl akardı? Mutluluktan yada acıdan akan yaşları nasıl tarif edebilirdik? İkisinin de akış yolu, sahibi aynıydı değil mi? Peki ya suçluları ve kaynakları? Ahir zaman yolculuğu vardı. Başımıza gelmeyene, gelen ve gelecek olan.. Zaman yolcuğu kavramı sadece geleceğe yada başka bir yaşama gitmek değildi. Zaman yolcuğu, kendi geçmişinize gidip anıları yaşatmak ve şimdiye dönmekti zihninde. Dolaştığın odada nefes alamamak, her şeyin üstüne üstüne gelmesiydi belki de. Beni bu lanet olasıca odaya koyup üzerime kapıyı kilitlemeleri üzerinden ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum. Beynimde dönen her şey beni git gide öldürüyordu sanki. Kalbim sıkışıyor, nefes alamıyordum sanki. Kapının kilidinin dönmesiyle, duvara sırtımı daha çok yasladım ve bacaklarımı iyice kendime çektim. Kalbimin sızısı bütün bedeni kaplamış ve bana sadece acı çektiriyordu. ''Mehir?'' Kısık ve tarazlı sesi duyduğum da öfkem de nefretimde kat be kat daha da arttı o an. Başımı dizlerimden öfkeyle kaldırdığım da bitik bir halde olan Murat'ı gördüm. Onun bu halde olmasına ufacık bile olsa vicdanım sızlamadı, içimde ona olan sevgi gün yüzüne çıkmadı. Öfkeyle oturduğum yerden hızlıca doğruldum ve olağanca bütün gücümle yüzüne tokat attım. Ne savrulan başı, ne de bir kaç adım gerilemesi umurumda bile olmadı. ''Allah senin belanı versin!' Bütün nefretimle yüzüne doğru haykırmam bile içimdeki acıyı hafifletmedi. ''Allah sizin belanızı versin. '' Murat'ın ne olursa olsun bir anda beni kendine çekip sarılması, içimde olan dolmuşluğun dışarıya çıkmasına ve bağıra çağıra ağlamama neden oldu. Kalbimdeki sızı büyürken '' neden yaptın bunu!'' diye hıçkırıklarımın arasında konuşmaya çalıştım o an. Başıma büyük bir sancı girse bile yaşadığım bu karmaşa her şeyi geriye itelememe neden oluyordu. ''Bunun olacağını bile bile nasıl yapabildin? nasıl kıyabildin bize.'' Murat'ın hıçkırıklarını duyduğum vakit, başımı göğsüne yasladım. Üzerindeki gömleği acıyla sıkarken '' ya Gonca olsaydı bu durum da ?'' dedim. En büyük acım da ya ben değil Gonca olsaydı düşüncesiydi. Canımı en çok yakanda buydu ya zaten. Küçücük bir çocuğun böyle bir aptallığın kurbanı olmasıydı. ''özür dilerim. özür dilerim'' Murat'ın acıyla sayıklar gibi konuşması benim hıçkırıklarımı daha da körüklüyordu. ''Ben böyle olsun istemedim. Yemin ederim istemedim Mehir. '' Murat'ın gürültüyle burnunu çekmesine gözlerimi sıkıca yumdum. Titreyen sesiyle '' kaçabileceğimizi sandım. Helin yakalanırız dese de ben olabilir umuduna çok inandım. Yemin ederim, bilemedim Mehir. '' demesiyle sıkıca sarıldım ona. Sesindeki acı kalbimi paramparça ederken, yüreğim yine de ona kıyamadı. O benim zor zamanımda abi, iyi günümde arkadaş en çok ikinci babam olanımdı. Birbirimize sarılmış bir şekilde ne kadar orada oturduk, beraber yine ne kadar ağladık bilmiyordum. En son böyle ağladığımızda üniversiteden mezun olduğum zamandı. Eksikliğimin acısına tek başıma ağlarken, Murat odama girmiş bana sıkıca sarılmış ve benimle beraber babama ağlamıştı. Bu, böyle kaçıncı ağlayışımız bilmiyordum fakat sonuncusu gibi duruyordu. Bundan sonra ne yan yana olabilecektik, nede dert ortaklığı yapacaktık. Bundan sonra yollarımız ayrılmıştı. artık onlar İzmit'e gidecek ve bir daha ne zaman göreceğimin garantisi bile yoktu. Kalbim daha da acırken, ''neden demedin bize abi. Bunlar olmadan, bu şeyler yaşamadan..'' derken Murat '' dedim güzelim. '' dedi. Sesindeki acı ve kahrolmuşluk beni boşluğa düşürürken, '' Ama kimse beni ciddiye almadı. Helin..'' dedi kırılmışlıkla. ''Eğer onu kaçırmasaydım, evlendireceklerdi. '' Ani bir şekilde başımı kaldırdığımda Murat da başını bana doğru eğdi. Dudağının iki köşesinin patlak olması, göz altlarının morluğu ve yanağındaki kırmızılık onun ne kadar da hırpalandığını açık açık gösteriyordu. Gözleri kıp kırmızı olmuştu ve sol gözünün altında derince bir morluk vardı. Titreyen elim dudağına gittiğinde '' çok acıyor mu?'' dedim. Gözleri ağır ağır kapanırken '' acıyor.'' dedi. Gözlerini usul usul açtığında bana bakmak yerine karşıdaki beyaz duvara gözlerini dikti. Titreyen sesiyle '' Yaralarımdan dolayı değil, benim yüzünden sana yapılana canım acıyor. '' dedi. O sırada kapının açılmasıyla abime daha sıkı sarıldım. ''Buradalar'' diyen teyzemin sesiyle gözlerimi araladım. Eniştemin yüzüne baktığımda öfkeyle Murat abime baktığını gördüm. Gözleri bana döndüğünde yüzündeki öfke anında silindi ve üzüntüyle kırgınlıkla ve bitmişlikle bana baktı. Ona gülümsemek istedim, her şey yolunda demek istedim ama bunu hepimiz iyi biliyorduk. Hiçbir şey yolunda değildi ve olmayacaktı da. Annem ve teyzem yanımıza doğru gelirken, eniştem gerisin geriye odadan çıkmıştı. Kapının kapanma sesiyle teyzem bir anda kendini bırakarak ağlamaya başladı. Annem ona ne kadar destek olmaya çalışsa da onunda teyzemden bir farkı yoktu. Teyzem dizlerine vurarak '' ah Murat!'' dedi. Sesindeki kırıklık yüreğime kadar işledi. ''Bizi, Mehir'i düşürdüğün şu duruma bak. '' Annemin hıçkırıkları odada yankılanırken dolan gözlerimle onlara baktım. Murat'ın kollarının arasından çıktım. Annem ve teyzemin birleşen ellerinin üzerine elimi koyup '' ölenle, olacağına çare yok. Artık üzülmenin de dövünmenin de bir anlamı yok. Bu işin sonu belliydi. Gonca benim yerime yaşayacak artık. '' dedim. Son cümlemin ağırlığının ne kadar büyük olduğunun farkındaydım ama Murat'ın da bazı şeyleri idrak etmesi gerekiyordu. ''Ben buradayım zaten. '' Murat'ın kısık sesini duyduğum da ona dönmedim. ''Buradaki işlerim daha tamamlanmadı. En az bir yıl daha buradayım. Kardeşim asla yalnız kalmayacak. '' Annem önce ağzını açtı. Ardından gözleri sinirle yumdu. Annemin boğazına düğümlenen cümleleri teyzem üstüne basa basa dile getirdi. Acımadan direk söylediği cümleler beni de yakmıştı. ''Kızın abisini duydun Murat. Nikahınız olduğu andan itibaren sizi bir daha evde görmeyeceğini dile getirdi. Sen şimdi ne yalnız kalmayacağından bahsediyorsun. '' Korkuyla anneme doğru döndüğümde gözlerinden bir kaç damla yaşın peş peşe aktığını gördüm. Teyzem güçlükle yutkunduktan sonra '' yarın nikahlar kıyılacak. '' dedi. Gözleri suçlulukla bana döndüğünde ''Biz hemen döneceğiz kızım. '' dedi. Dolan gözlerime suçlulukla bakmaya devam ederken '' anneannen rahatsızlanmış. '' diye cümlesini bitirdi. Nefes alamadığımı hissetim o an. Kalbim atmayı bırakmış, bir garip kalmıştım. Tıkanan nefesim, akmaya hazır göz yaşlarımla '' öğrendi değil mi? o yüzden fenalaştı.'' dedim ve göz yaşlarımı tutamadım. Annem ağlayarak başını salladı sadece. Kalbime ağrı girerken, canım bu kadar çok yanarken ölecek gibi hissediyordum kendimi. Biz dört kadın bir adamın telefi olmuştuk da yine de can bulmaya çalışıyorduk. Başımı usul usul sallarken güçlü olmaya çalıştım. Çalışmaktan da öteye gitmem gerekiyordu aslında. Güçlü olmak zorundaydım. İyi olmak zorundaydım. Hiçbir şey için olmasa bile annem için olmam gerekiyordu. ''anne '' dedim iyiymiş gibi olmaya çalışarak. Annem kızarmış ve şişmiş gözleriyle bana bakarken, gözlerinde gördüğüm çaresizlik içimi dağladı. Çaresizliğini, pişmanlığını biliyordum. Beni böyle bir şeye kurban bırakmasına yanıyordu içi. Bir Murat uğruna, yeğenine sebep kızını elin insanlarına bırakmasına ölüyordu da yine sesini çıkaramayışına çaresizliği vuruyordu onu. ''İzmit'e gider gitmez eşyalarımı gönderir misin? Yanıma aldıklarım beni idare eder şimdilik. '' Güçlükle kurduğum cümleye annemin feryatları yükseldi bir anda. Onun bu çırpınışları yeni idrak ediyor olan hallerine yüreğim dayanamadı. Kendimi o an nasıl dışarıya attığımı bile anlayamadım. Konağın önüne bakan duvarlara yaklaştığımda beton zeminin üzerine ellerimi dayadım. Göz yaşlarım bir bir yanaklarımdan akarken bir bez uzatıldı önüme. Sahibine dönüp baktığımda orta yaşlarda renkli gözlü açık tenli bir kadın gördüm. Boyu benden bir kaç santim daha uzun, başına attığı yazmanın ona ayrı bir güzellik kattığı kadın. Kısık ve yıpranmış ses tonuyla '' merhaba '' dedi. Buraya geldiğimden beri ilk defa türkçeyi doğru tonlamayla konuşan biriydi. Sadece başımı salladım kadına. Uzattığı bezi almayıp gözlerimi ellerimle sildim. ''Zor olduğunu biliyorum. '' Ona ne kadar karşılık vermesem de o konuşmaya devam ediyordu. Gözlerimi aşağıdaki hareketliliğe çevirdiğimde ''alışması da yaşaması da zor olacak. ''diye devam etti. Gözlerim ona döndüğünde '' anlayamazsın'' dedim ruhsuz bir ses tonuyla. Gözlerim onun yeşil gözlerine döndüğünde acıyla güldü. Dolan yeşil gözleri aklarına kızıllık kattı bir anda. ''Anlarım kızım. Seni en iyi ben anlarım. '' Ona alayla gülerek karşılık verdim. Ardıma döndüm. Ne bu kadının anlıyorum seni demelerini dinlemek istiyordum ne de bu şehirde nefes almak.. Yok olup gitseydik keşke.. ''Bir berdel kurbanı da benim. O yüzden kader ortağımı en iyi ben anlarım. '' Söylediği cümleler adımlarımın donup kalmasına neden oldu. Yavaşça arkamı döndüğüm an da anlayışla yüzüme baktığını gördüm. Bir adım bana attı. Önüme gelen kızıl tutamlarımı kulağımın arkasına ittirip '' çocuklar annesinin kaderini yaşar derlerdi. Doğruymuş. Kızım, abisine annesinin kaderini yaşamasına neden oldu. Kızım bir masumun, benim kaderimi yaşamasına neden oldu ama oğlumu ben yetiştirdim. Oğlumu rahmetli babası Arjin yetiştirdi. Senin yanında da arkanda da ben olacağım. Kimsenin yükünü, emrini çektirmeyecek bir annen daha olacak. '' demesiyle bu kadına sadece bakakaldım. Yavaşça elime uzanıp tuttuğunda sıcaklığı, anne şefkati yüzündeki güven verici gülümseme o an derin bir nefes almama neden oldu. ''Şimdi sadece güçlü ol yavrum. Her şey bittiğinde daha da güçlü olacaksın.'' -BÖLÜM SONU
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE