5.Bölüm

883 Kelimeler
Yangınların tanımı neydi acaba? Sadece ateş almak mı yoksa içten içe yangınlara düşmek miydi? Hiç içten içe yandığınızı hatta kavrulduğunuzu hissettiniz mi? Etinizin kemiklerinizden ayrıldığını veyahutta koptuğunu.. Ben deli gibi hissediyordum. Başıma gelen bu felaketlerin sonucu bana öldürücü geliyordu. Sonunun ne olacağını bilmemek, bilmediğin bir hayatın içine düşmek.. Bunlar neydi? Yabancılık duygusu bütün etrafımı sarmalamış bir şekildeydi. Bir oda dolusu insan, yanımda oturan ve karşımda duran ailem.. Herkes o kadar yabancıydı ki bana, ben bile kendime yabancılaşmış gibiydim. Sabah nikahın kıyılacağını haber verdiklerinde, annemin kolları arasında yatıyordum. Bütün gece ikimizde uyumamış, konuşmamıştım. Annem sürekli çocukken dinlediğim ninniyi tekrar etmiş ben ise göz yaşları eşliğinde sadece dinlemiştim. Odaya kahvaltı bıraktıklarında da, elbise bıraktıklarında da yerimden kıpırdamamıştım. Ta ki nikahın kıyılacağını söylemelerine kadar.. Murat ve Helin'in nikahları daha önce kıyılmıştı. Onlara da gitmemiştim. Annemle el ele benim infazımın gelmesini beklemiştik sadece. Haberin geldiği vakit ise verdikleri hiçbir şeye el sürmeden, gösterdikleri yere doğru ilerledik. Başım dik, gösterdikleri yere oturdum. Yanıma birinin daha oturduğunu hissettiğimde ondan tarafa dönüp bakmadım, bakamadım. Başımı kaldırdığımda annem ve teyzemi gördüm. Salona insanlar yavaş yavaş dolarken, annemden gözlerimi ayıramadım. Birinin boğazını temizlemesiyle ona döndüm. Nikah memuru önündeki deftere bir şeyler yazarken, o an her şeye yabancılaştım bir anda. Adamın, ''Siz Fatih Dedeoğlu, kızı Mehir Dedeoğlu, iyi günde kötü günde, hastalık ve sağlıkta yanı başınızda oturan Aram Bargiram'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?'' dediği vakit bedenim yandı, etlerim ilmek ilmek ayrıldı da yine de dilimden annemin göz yaşlarına karışan '' evet'' kelimesi çıktı. Gözlerim yeniden önüme döndüğünde ''Siz Arjin Bargiram oğlu Aram Bargiram, iyi günde ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta yanı başınızda oturan Mehir Dedeoğlu hanım efendiyi eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?'' diyen adamla beraber gözlerim ağır ağır kapandı. Ne hissetmeliydim bu durumda. Ortalığı kasıp kavurma, itiraz etme yada kaçma? Aslında hiçbirini yapamazdım. Çünkü bunu o anda kabul eden ve hala kalmaya devam eden bendim. Yaptığımın büyük bir hata olduğunu bilen , hatta büyük bir blöfü kabul eden bendim çünkü.Bu durumun artık buradan geri dönüşü yoktu. Yanımda oturan adamın dün akşam nasıl bağırdığını, küfürler ettiğini bizzat duymuştum. Onun nerede bağırdığını bilmiyordum ama bulunduğumuz odaya kadar sesi gelmişti ve onun bağırışlarına annemin hıçkırıkları karışmıştı. Bunu göre göre bu durumu bile bile yine de bu masaya oturmuştum. Artık geri dönüşü olmayacağını biliyordum. Nasıl bir ateşin nasıl bir belanın göbeğindeydim biliyordum. Bu saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Murat abimin burada olacağını bilecektim fakat onu göremeyecektim. Aram Bargiram bunu zaten bağırarak bütün herkese duyurmuştu. Helin ve Murat artık bu eve gelmek değil, sokağına adım atmayacak demişti. Bu ailen birinin onlarla görüştüğünü duyarsa onları da sileceğini küfür ede ede anlatmıştı. Annemin kollarının arasında bunları dinlerken, titremiş ve annemin korkusu üzerine daha da korku eklemiştim. O yüzdendir ki Murat ve Helin'in nikahları önce kıyılmış ve biz gelmeden de konaktan çıkmaları sağlanmıştı. Kalbim daha da korkuyla hızlı atmaya başlarken, nikah memurunun gösterdiği yere boş gözlerle baktım. Titreyen ellerimle imzamı attığımda defter yanıma geçmişti. Yeniden ellerimi bacaklarımın arasında birleştirdim. Nikah memuru defteri uzattığında öylece o adama baktım. Önüme uzanan esmer ve kemikli el, defteri almış ve nikah memurunun ''hayırlı olsun'' demesine cevap bile vermemişti. Dolan gözlerim yeniden annemi bulduğunda ikimizin buluşan gözleri aslında birbirine çok şey anlatmak istiyordu. Çok şey dile getiriyordu. Dün gece annemin söylediği cümleler yeniden beynimde yankılanıyordu ve ben yine ona sadece pişmanlıkla bakıyordum. Annem içinde zordu. Asla kabul etmeyeceğini dile getirmişti çok defa ama o da daha on yaşındaki Gonca için söylenen şeyleri kabullenemiyordu. Benden sonra annemin küçük kızıydı Gonca da ve biz bu karmaşanın içinde yananlardık. Murat'a öfkeli miydim, kırgın mıydım, yoksa nefret mi ediyordum bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey vardı canım çok yanıyordu. Hayallerimin yarım kaldığını hissediyordum. Canımın daha da yanacağını görüyordum. Beni içten içe bitiren daha büyük şeyler de vardı fakat, artık önemi kalmayacak gibi duruyordu. ''Hoca geldi.'' Birinin seslenmesiyle başıma bir örtü örtüldü. Gözlerimi asla ellerimin üzerinden kaldırmıyordum. Başımın eğikliği onlar yüzünden değil, kendim içindi. Kendime verdiğim sözleri tutamayışıma, vicdanıma ve kalbimeydi. Kendime başım eğikti. İmam nikahının da başlamasıyla artık son noktanın gelindiğinin bilincine varıyordum. Hoca'nın '' mehir olarak ne istersiniz?'' demesine gözlerimi yumdum. Bendeki sessizlik yanımdaki adamın boğazını temizlemesine neden oldu. Fakat ne konuşmaya, ne de bir şey istemeye gücüm vardı. Ben sadece yitip giden hayatımı istiyordum ama onu da kimse bana geri vermiyordu. '' Artuklu daki çiftliğim ve 500 gram altın.'' Yanımdaki adamın gür ve soğuk sesi titrememe neden olmuştu. Alt dudağımı ağzımın içine yuvarlarken bir adamın da '' bir 500 daha yaz hoca '' demesine gözlerim kapandı. Neyin değeri neyin fiyatıyla bu söylenenler asla anlam veremiyordum. Bu kadar soğuk kanlı olmam, içimdeki her şeyim bom boş olması normal miydi? ''Kabul ettin mi kızım?'' Uğuldayarak duyduğum soru ile titredim. Gözlerimi ağır ağır kaldırdığımda hocanın bana baktığını gördüm. Başımı sallayıp '' evet '' dediğimde hoca bir kaç kez daha aynı soruyu sordu ve sonunda yanımdaki adama geçtiğinde yine güçlükle yutkundum. ''Hayırlı uğurlu olsun. Rabbim bir ömür mutluluk nasip etsin. '' Hocanın karşımızdan kalkmasıyla annemin hareketlenmesi bir oldu. Hızlıca yanıma geldiğinde sıkıca sarıldı. Tutmayan kollarım ve tükenen gücümle ona sarılmaya çalıştım. Ya ben bir şeyler içmiştim yada git gide gücüm bitmişti. Beynim uğulduyordu sanki. Nefes alamıyordum yada daha hiçbir şeyi idrak edememiştim. Gerçekten ne oluyordu böyle? Artık kendimi dışarıdan bile izleyemiyordum. Murat'ın yaptıklarının bedeli ödenmiş miydi şimdi? Bitmiş miydi? Şimdi onlar mutluydu, kendilerine beyaz bir sayfa açtı değil mi? Geride kalanlar karanlıkla mücadele ederken, gidenler beyaza ulaşmıştı. -BÖLÜM SONU
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE