12. Bölüm

1002 Kelimeler
Eda, Karan’ın odasından çıktığında kapıyı arkasından sessizce kapattı. Topuklarının sesi koridorda bile yankılanmadı; adımlarını bilerek yumuşatmıştı. Buraya ait değildi, ama binaya yabancı da sayılmazdı. Ne zaman sessiz olması gerektiğini biliyordu. Asansöre binmedi. Bir an durdu, çantasını düzeltti, telefonunu çıkardı. Ekranda tek bir isim vardı: Nermin. Arama tuşuna bastığında yüzünde belirsiz bir ifade vardı; ne memnuniyet, ne hayal kırıklığı. Daha çok… ölçen bir ifade. Telefon birkaç saniye sonra açıldı. “Çıktım,” dedi Eda doğrudan. “Evet, görüştük.” Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Nermin’in sessizliği, cümlelerinden daha anlamlıydı. “Yalnız gitmekte kararlı,” diye devam etti Eda. “Hiç yumuşamadı. Konu açıldığı an kapattı.” Koridorun camından aşağı baktı. Şehir uzanıyordu; gri, aceleci, umursamaz. “Hayır,” dedi Nermin. “Yanında kimse istemiyor. Özellikle.” Bu kelimenin altını bilerek çizdi. Telefonun diğer ucunda Nermin derin bir nefes aldı. Yavaş, kontrollü. “Anladım,” dedi sadece. Ama Eda, bu “anladım”ın bir son olmadığını biliyordu. Bu, daha çok başlangıçtı. “Bir de…” dedi Eda, sesini biraz düşürerek. “Ofiste biri var. İnsan kaynaklarından.” Duraksadı; ismi bilerek söylemedi. “Karan’ın dikkatini çekiyor,” diye ekledi. “Belli ediyor mu? Hayır. Ama… orada.” Bu bilgi, bir taş gibi yerine oturdu. Nermin teşekkür etmedi. Gerek görmedi. “Tamam,” dedi. “Ben hallederim.” Telefon kapandığında Eda birkaç saniye ekrana baktı. Sonra cihazı çantasına koydu. Bu onun savaşı değildi. O sadece haber getirmişti. Aynı gün, ofiste küçük cümleler dolaşmaya başladı. “Yalçın Bey geceye tek mi katılacakmış?” “Protokol açısından biraz…” Cümleler yarım kaldı, ama niyet tamdı. Melis bu konuşmaların merkezinde değildi, ama çevresindeydi. İnsanların bakışlarındaki tereddütü fark etti. Bazı cümleler onun yanında yarıda kesiliyordu. Bir şey konuşuluyordu; ama onunla değil, etrafında. Karan ise havayı sezmişti. Bu, açık bir meydan okuma değildi; ama tanıdıktı: Nermin. Akşamüstü camın önünde durdu. Ellerini cebine soktu. Arkadan geliyordu. Her zamanki gibi. Bu kez buna izin vermeyecekti. Karan masasının başındayken telefon çaldı. Ekrana bakmasına gerek yoktu; bu saatte arayan tek kişi vardı. Açmadı. Bir süre ekrana baktı. Telefon sustu. Beş saniye sonra tekrar çaldı. Bu kez açtı. “Yarın akşamki geceyi konuşacağız,” dedi babası. Sesinde soru yoktu. Ama emir de değildi. Daha kötüsü: karar verilmişti. “Konuşulacak bir şey yok,” dedi Karan. “Yalnız katılıyorum.” Karşı tarafta hafif bir nefes sesi duyuldu. “Yalnız katılamazsın.” Karan arkasına yaslandı. “Protokol gereği mi?” diye sordu. “Yoksa Nermin'in—” “Annenin değil,” diye kesti babası. “Şirketin.” Bu kelimeyi bilerek seçmişti. Karan bunu fark etti. “Basın listesi değişti,” diye devam etti babası. “Yabancı ortaklar var. Aile temsili bekliyorlar.” Karan kısa, tatsız bir gülüş attı. “Aile temsili mi? Hangisi? Sen mi? Ben mi?” Sessizlik uzadı. Sonra o cümle geldi: “Eda geliyor.” Karan’ın bakışları sertleşti. “Ne alaka?” “Alakası şu,” dedi babası sakinlikle. “Soyadı. Geçmişi. Masadaki dengeler.” Bir an durdu. “Ve senin yalnız gitme inadın yüzünden,” diye ekledi, “yanında güvenli bir isim olması gerekiyor.” Güvenli. Bu kelime Karan’ın sinirine dokundu. “Benim yanımda kimse güvenli olmak zorunda değil,” dedi. “Ben—” “Yarın akşam,” diye kesti babası, “Eda ile katılıyorsun.” Bu kez sesi sertti. “İstemiyorsan,” dedi ardından, “gitmemeyi seçebilirsin.” Karan gözlerini kıstı. “Ama o zaman,” diye devam etti babası, “yarın sabah yönetim kurulunda senin yalnızlık tercihlerinin şirkete verdiği zararı konuşuruz.” Bu bir tehditti. Açık. Net. Soğuk. Karan cevap vermedi. Telefon kapandı. Odadaki sessizlik ağırlaştı. Karan ayağa kalktı, camın önüne gitti. Şehir yine oradaydı. Hiçbir şey olmamış gibi. Eda. Bu, Nermin’in planı değildi. Daha yukarıdan gelmişti. Ve bu yüzden daha tehlikeliydi. Telefonunu çıkardı. Bir an durdu. Sonra aradı. Eda telefonu açtığında sanki bekliyormuş gibiydi. “Yarın akşam,” dedi Karan doğrudan. “Birlikte katılıyoruz.” Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. “Anladım,” dedi Eda. “Zorunlu.” Bu bir soru değildi. “Evet.” “Basın mı?” “Basın.” Eda nefes aldı. “Tamam,” dedi. “Rolümü biliyorum.” Karan duraksadı. “Bu bir rol değil,” dedi istemsizce. Eda gülümsediğini hissettirdi sesiyle. “Tam da bu yüzden,” dedi, “rol.” Telefon kapandı. Karan odada yalnızdı. Ekran kararmıştı, ama babasının sesi hâlâ kulağındaydı; yumuşak, ikna etmeye çalışan, “zorunluluk” gibi sunulan ton. Yarın akşamki gece… Eda’yla. Sandalyeye yaslandı. Parmaklarını masanın kenarına bastırdı. Babası konuşurken sesini yükseltmemişti. Tehdit etmemişti. Ama seçenek bırakmamıştı da. “Bu bir ricadan fazlası, Karan.” “Aile adına.” Aile. Bu kelime, Karan’ın sırtında hep aynı ağırlığı bırakıyordu. Telefonu masaya bıraktı. Gözleri istemsizce kapıya kaydı; birkaç saat önce Melis’in girip çıktığı kapıya. O anki duruşunu hatırladı. Netti. Kontrollüydü. Ama her zaman olduğu gibi, yük kendinindi. Melis’in bu geceyle ilgisi yoktu. Olmamalıydı. Kapı çalındı. “Girebilir miyim?” Melis’ti. Elinde yine dosyalar vardı. Gün sıradan akıyordu; onun için de öyle görünmeliydi. “Gel,” dedi Karan. Melis dosyayı masaya bıraktı. “Yarınki geceyle ilgili görev dağılımında küçük bir revizyon oldu,” dedi. “Girişte ben ve iki kişi daha olacağız. Protokol listesi güncellendi.” Sesi sakindi. Profesyoneldi. Karan başını salladı. “Tamam,” dedi. Sonra durdu. “Geç saate kalırsanız… araç ayarlansın.” Melis bakışını kaldırdı. “Gerek yok,” dedi alışkanlıkla. “Biz—” “Bu bir rica,” dedi Karan. Sesi ne sertti ne yumuşak. Ama ilk kez netti. Melis sustu. Kısa bir duraksama oldu. Sonra başını salladı. “Tamam,” dedi. Dosyaları toparlayıp çıkmak üzere döndü. Kapıya gelmişti ki Karan arkasından ekledi: “Yarın… kalabalık olacak.” Melis durdu. “Biliyorum,” dedi. Sonra farkında olmadan ekledi: “Alışığım.” Kapı kapandı. Karan yalnız kaldı. Babasıyla yaptığı konuşma, yarınki gece, Eda’nın adı… hepsi üst üste binmişti. Ama zihninin bir köşesinde başka bir şey daha vardı: Melis’in “alışığım” derken sesinde beliren o eski, tanıdık sertlik. Ve Karan, ilk kez şunu düşündü: Yarın akşam herkes rolünü oynayacaktı. Ama o, kendi rolünü istemeden de olsa kabul etmişti. Bu onu öfkelendirmiyordu. Asıl tehlikeli olan buydu
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE