16.Bölüm

1179 Kelimeler
Sabah ışığı cam cepheden içeri süzülüyordu ama odanın havası aydınlık değildi. Uzun masanın üzerindeki su bardakları el değmemişti. Tabletler açıktı. Dosyalar önceden yerleştirilmişti. Her şey hazırdı. Sadece ortam hazır değildi. Melis içeri girdiğinde konuşmalar kesilmedi. Ama yavaşladı. Bu daha tehlikeliydi. Bakışlar doğrudan değildi. Kısa, ölçülü, analiz eden. Dünkü basın toplantısının görüntüleri belli ki çoktan izlenmiş, cümleler tartılmıştı. Karan birkaç saniye sonra içeri girdi. Selamı her zamankinden kısaydı. “Başlayalım.” Finans Direktörü sözü aldı. “Organizasyon genel olarak başarılıydı. Basın geri dönüşleri olumlu.” Kısa bir duraklama. “Ancak toplantının son bölümünde gündem dışına çıkan sorular şirket algısı açısından risk oluşturabilir.” Cümle dikkatliydi. Ama ima netti. Melis not defterini açtı. Kalemini sabit tuttu. Konuşmadı. Yönetim Kurulu Başkanı gözlüğünü çıkardı. “Şirket içinde karar mekanizmalarının kişisel ilişki imasıyla tartışılır hâle gelmesi istemediğimiz bir tablo.” Odadaki hava birkaç derece düştü. Başkan bakışlarını Melis’e çevirdi. “Operasyonel atamanızın tamamen performans bazlı olduğu kayıt altında. Ancak dün geceki sorular farklı bir algı yaratabilir.” Bu bir suçlama değildi. Ama açık bir uyarıydı. Melis kalemini kapattı. “Algılar yönetilir,” dedi sakin bir tonla. “Performans ise ölçülür. İkisi karıştırılmamalı.” Başkan gözlerini kısmadı. Sadece izledi. “Peki. Bu algının tekrar oluşmaması için nasıl bir strateji öneriyorsunuz?” Bu bir testti. Melis düşünmedi. “Basın iletişimini doğrudan kurumsal sözcülük üzerinden yürütürüz. Operasyon ve üst yönetim kişisel sorulara yanıt vermez. Çerçeve yazılı olarak net çizilir.” Net. Kısa. Profesyonel. Karan hâlâ konuşmuyordu. Sadece izliyordu. Başkan başını hafifçe salladı. “Yazılı bir iletişim protokolü görmek istiyoruz.” “Hazırlarım,” dedi Melis. Bir başka üye araya girdi. “Bu durumun şirket içi hiyerarşiyi etkilemeyeceğinden de emin olmak isteriz.” Bu daha sertti. Melis bakışlarını doğrudan kaldırdı. “Hiyerarşi görev tanımıyla belirlenir. Dedikoduyla değil.” Cümle odanın içine ağır bir şekilde yerleşti. Karan nihayet konuştu. “Melis’in konumu yönetim kararıdır. Performans verileri ortada.” Sesi sakindi. Ama alt tonu netti. Başkan dosyasını kapattı. “Öyleyse bu konu burada kalır. Ama dikkatli olacağız.” Toplantı teknik gündeme geçti. Rakamlar konuşuldu. Sunumlar açıldı. Grafikler değişti. Ama herkes biliyordu. Dün gece sahnede kazanılan denge, bugün masa başında sınanmıştı.bVe Melis ilk kurumsal sınavını vermişti. Toplantı dağıldığında odada kalan şey sessizlik değildi. Ağırlıktı. Koltuklar geri itildi. Dosyalar kapandı. Sandalyeler masaya sürtündü. Yüzlerde ne memnuniyet ne açık bir itiraz vardı. Kurumsal maskeler yerindeydi. Ama bazı sessizlikler konuşmaktan daha fazla şey anlatır. Murat konuşmamıştı. Toplantı boyunca sadece not almıştı. Ne Melis’i savundu, ne Karan’a karşı çıktı. Ne destek verdi ne karşı durdu. Sadece dinledi. Ve ölçtü. Melis dosyalarını toparlarken o bakışı hissetti. Direkt göz göze gelmediler. Ama Murat’ın zihninde bir hesap yapıldığını sezmemek mümkün değildi. Bu anlık bir tepki değil, planlama bakışıydı. Karan ayağa kalktı. Ceketinin düğmesini iliklerken yüzü ifadesizdi ama çenesindeki kas gerilmişti. Basın toplantısının yankısı masanın üzerinden henüz kalkmamıştı. “Akşam taslağı göndereceğim,” dedi Murat sakin bir tonla. Kimse sormadı ne taslağı olduğunu. Sormaya gerek yoktu. Öğleden sonra kurumsal mail sistemine bir bildirim düştü. Konu: Basın İletişim Protokolü – Geçici Düzenleme Gönderen: Murat Aydemir. Metin soğuktu. Kurumsal. Gerekçelendirilmiş. “Şirketin kurumsal algısını korumak adına, üst yönetim üyeleriyle birlikte basın önüne çıkacak operasyon birimi yöneticilerinin Yönetim Kurulu onayına tabi olması önerilmektedir…” Cümleler düzgündü. Mantıklıydı. Savunulamaz değildi. Ama içindeki küçük madde nettir: Melis artık Karan’ın yanında görünmeden önce izin alacaktı. Bu bir saldırı değildi. Bu alan daraltmaydı. Akşam ofis katı boşalmaya başladığında Karan taslağı ikinci kez okuyordu. Ekranın ışığı yüzünü daha keskin gösteriyordu. Kapı çalınmadı. Melis içeri girdi. “Gördün mü?” dedi. “Gördüm.” Odayı kısa bir sessizlik kapladı. Bu sessizlik savunmasız değildi. Tartılıyordu. “Bu Murat’ın fikri,” dedi Karan. “Ve mantıklı görünüyor,” dedi Melis. Karan’ın kaşları hafifçe çatıldı. “Savunacak mısın?” Melis masanın kenarına yaklaştı. Dosyayı açmadı. Sadece baktı. “Hayır,” dedi. “Genişleteceğim.” Karan’ın bakışında dikkat belirginleşti. “Eğer basın önüne çıkmak kurul onayına bağlanacaksa,” diye devam etti Melis, “o zaman operasyonun tüm karar süreçleri yazılı hale gelir. Yetki tanımları güncellenir. İmza sorumlulukları netleşir.” Bir saniye durdu. “Beni kısıtlamak isterlerse, pozisyonumu resmileştirmek zorunda kalırlar.” Bu savunma değildi. Hamleyi ters çevirme teklifiydi. Karan’ın dudak kenarı hafifçe kıpırdadı. “Kontra atıyorsun.” “Hayır,” dedi Melis. “Oyun alanını büyütüyorum.” Artık mesele basın değildi. Mesele güçtü. Aynı saatlerde binanın başka bir katında ışık hâlâ yanıyordu. Murat yalnızdı. Önündeki tabletin ekranında bir fotoğraf vardı. Salonun boşalmaya başladığı anlardan biri. Işıklar yarı kapalı. Kadraj uzaktan. Net değil. Ama yeterli. Karan ve Melis çok yakındı. Temas yoktu. Ama mesafe fazlasıyla anlamlıydı. Dikkatli bakan biri için yeterince yakındı. Murat fotoğrafa uzun süre baktı. Ne öfke vardı yüzünde ne heyecan. Sadece hesap. Bu görüntü hemen kullanılmazdı. Erken hamle zayıf hamledir. Ekranı kapattı. Fotoğrafı sistemden sildi. Ama zihnine kaydetti. Bazı dosyalar silinir. Bazıları insanın içinde arşivlenir. O akşam ofis katı tamamen boşaldığında bina nihayet sessizliğe teslim oldu. Temizlik ekibinin tekerlekli arabası koridorda yankı yaptı. Gün boyunca konuşulan her cümle cam duvarlara sinmiş gibiydi. Melis asansöre yalnız bindi. Ekrandaki kat numaraları inerken zihni yukarı doğru gidiyordu. Yönetim kurulundaki bakışlar. Murat’ın ölçen sessizliği. Karan’ın hiç tereddütsüz kurduğu o cümle. “Melis’in konumu yönetim kararıdır.” Bu destek miydi? Yoksa pozisyon alma mı? Eve vardığında telefonunu ilk kez gerçekten kontrol etti. Bildirimler birikmişti. Basın toplantısının kesitleri farklı hesaplarda dönüyordu. Kısa videolar. Başlıklar. Alıntılar. “Yetkinlik üzerinden pozisyon alırım.” O cümle beklediğinden fazla paylaşılmıştı. Melis videoyu bir kez izledi. Kendi yüzüne dışarıdan bakmak tuhaf bir histi. Sakin görünüyordu. Oysa o an kalbi hızlanmıştı. Videoyu kapattı. Telefonu sehpanın üzerine bıraktı. Derin bir nefes aldı. Aynı saatlerde, başka bir şehirde, başka bir evde aynı video farklı bir ekranda açılmıştı. Görüntü birkaç saniye geri sarıldı. Tekrar oynatıldı. Adam ekrana yaklaştı. Melis’in adını duyduğunda dudakları hafifçe gerildi. Yüzünde bir şaşkınlık yoktu.Tanıma vardı. Yıllar geçse de bazı yüzler değişmezdi. Sadece güçlenirdi. “Demek buradasın,” diye mırıldandı. Yanındaki adamın — Karan’ın — görüntüsü kadraja girdiğinde bakışı sertleşti. Video bitti. Ama o kapatmadı. Başlığa baktı. Şirket ismine baktı. Sonra telefonunu eline aldı. Arama yapmadı. Henüz değil. Sadece numaralar arasında kaydırdı. Eski bir kayıt duruyordu hâlâ. Silmemişti. Ekran karardı. Odasında sadece televizyon ışığı kaldı. Melis o sırada salonun ortasında durmuş, içini tarif edemediği bir huzursuzlukla pencereye bakıyordu. Sebepsiz değildi. Bazı geçmişler insanın ensesine soğuk bir nefes gibi dokunur. Ve o nefes yeniden yaklaşmıştı. Melis pencerenin önünde dururken telefon sehpanın üzerinde titredi. Kısa. Tek titreşim. Ekrana bakmadı ilk anda. İçindeki o huzursuzluk henüz isim almamıştı. Numara kayıtlı değildi. Ama bazı numaralar ezber gerektirmezdi. Parmakların hatırlar. Mide hatırlar. Omurga hatırlar. Ekranı açtı. Mesaj tek satırdı. “Yanındaki adam güçlü olabilir. Ama seni en zayıf halinle tanıyan tek kişi benim.” Oda bir anda daraldı. Nefesi kesilmedi. Ağlamadı. Telefonu düşürmedi. Sadece omuzları fark edilmez bir milim gerildi. Güçlü olabilir. Yanındaki adam. Demek izlemişti. Demek o videoyu o da görmüştü. Melis mesajı ikinci kez okumadı. Gerek yoktu. Cümle zaten zihnine kazınmıştı. En zayıf halin. İnsan bazen geçmişteki bir odaya saniyeler içinde geri döner. Kapısı kapanmış bir odaya. Sesinin çıkmadığı bir zamana. Kendini savunmayı bilmediği yaşa. Melis gözlerini kapadı. Hayır. O kadın artık yoktu. Telefonu kilitledi. Mesajı silmedi. Cevap yazmadı. Hiçbir şey yazmamak bazen en net cevaptır. Ama bu sessizlik karşı tarafta yankısız kalmayacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE