Gece şehrin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Liman tarafındaki eski depo binaları neredeyse tamamen karanlıktı. Uzaktan gelen deniz sesi ve metal zincirlerin rüzgârla çıkardığı hafif gıcırtılar dışında ortalık sessizdi. Siyah bir araba depo binasının önünde duruyordu. Arabanın yanında bir adam sigara içiyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu bir adam. Siyah palto giymişti. Yüzü yarı gölgede kalıyordu. Rauf. Sigaranın ucundaki kırmızı ışık karanlıkta kısa kısa parlıyordu. Rauf derin bir nefes çekti. Dumanı yavaşça havaya bıraktı. Sonra başını kaldırıp limana baktı. Denizin üzerinde ince bir sis vardı. Şehir uzakta ışıklarla parlıyordu. Rauf dudaklarının kenarında küçük bir gülümsemeyle mırıldandı. “İstanbul…” Yanındaki adamlardan biri yaklaştı. “Patron.” Rauf gözlerini ondan ayırmadan

