21.Bölüm

1155 Kelimeler
Ofisin katı neredeyse tamamen boşalmıştı. Işıkların yarısı kapatılmış, koridorlar akşamın sessizliğine teslim olmuştu. Camların ardında şehir turuncu fren lambalarıyla yanıp sönüyor, günün telaşı yerini ağır bir yorgunluğa bırakıyordu. Melis bilgisayarını kapattı. Gün bitmişti. Ama zihni hâlâ açıktı. Karan ceketini aldı. Onu izliyordu. “Hazır mısın?” “Evet.” Soru basitti. Tonu değil. Koridorda birlikte yürüdüler. Topuk sesleri boşlukta yankılandı. Gün içinde kalabalık olan alan şimdi fazla geniş, fazla sessizdi. Asansör kapısı kapandı. Dar bir alan. Ayna. Yansıyan iki siluet. Melis aynadaki görüntüsüne baktı. Karan’ın bakışı aynadan ona ulaşıyordu. “Yarın konuşacaklar,” dedi Melis. “Konuşsunlar.” “Algı yönetimi dedin ya…” Karan başını hafifçe çevirdi. “Kontrol bizde olduğu sürece sorun yok.” “Ya kontrol kayarsa?” Bir saniye bile düşünmedi. “Kaymaz.” Bu özgüven değil, karardı. Otopark akşam serindi. Beton zeminde adımları yankılandı. Karan arabanın kilidini açtı. Kapıyı Melis için tuttu. Hareket nazikti. Ama tesadüf değildi. Melis binerken bakışları bir an onun yüzünde durdu. “Teşekkür ederim.” “Rica ederim.” Motor çalıştı. Şehir ışıkları camdan akmaya başladı. Bir süre sessiz gittiler. Sonra Melis konuştu. “Ofiste bilinçli yaptın.” “Neyi?” “Mesafeyi.” Karan gözünü yoldan ayırmadı. “Evet.” Netti. “Beni korumak için mi?” “Hayır.” Melis başını çevirdi. “Güçlü olduğunu göstermek için.” “Benim mi?” “Hayır,” dedi Karan. “Bizim.” O kelime arabada asılı kaldı. Melis’in nefesi değişti. “Biz yok,” dedi sakin bir tonla. “Ortak bir hedef var.” Karan hafifçe gülümsedi. “Tanımları sen yap.” Kırmızı ışıkta durdular. Sokak lambasının turuncu ışığı içeri süzüldü. Karan’ın yüz hatları daha keskin görünüyordu. “Emir geri adım atmayacak,” dedi Melis. “Ben de.” Bu bir meydan okumaydı. Ama Emir’e değil. Araba yavaşladı. Apartmanın önünde durdu. Motor sustu. Şehir uzaktan uğulduyordu. Melis kemerini çözdü ama inmedi. “Beni eve bırakman da strateji mi?” diye sordu. Karan ona döndü. “Hayır.” Bir an durdu. “Bu kişisel.” Bu kelime daha ağırdı. “Ofiste görünürlük… burada görünmezlik,” dedi Melis. “Seçici şeffaflık.” “Sen hep bu kadar hesaplı mısın?” Karan’ın bakışı ilk kez yumuşadı. “Sen söz konusu olduğunda değil.” Melis’in kalbi bir an hızlandı. “Yarın daha zor olacak.” “Yarın daha net olacak.” “Ne?” Karan hafifçe yaklaştı. Dokunmadı. “Taraflar.” Melis kapıyı açtı. İnmeden önce son bir kez baktı. “Yanımda yürüyen olur demiştim.” “Biliyorum.” “Adımlarımı ben belirlerim.” Karan’ın sesi alçaldı. “Hızına yetişirim.” Melis indi. Kapıyı kapattı. Karan onu apartman kapısından içeri girene kadar izledi. Motoru çalıştırmadı. Ta ki kapı kapanana kadar. Melis eve girdiğinde telefon titredi. Karan. Ekrana baktı. Açmadan önce bir saniye düşündü. Mesaj geldi: “Eve girdin mi?” Bu bir emir değildi. Meraktı. Melis kısa yazdı: “Girdim.” Cevap hemen geldi. “İyi.” Bir saniye sonra ikinci mesaj düştü. “Bugün seni izledim.” Melis’in kaşları hafif çatıldı. “Görüşmelerde.” “Soruyu sorarken.” “Gergin olduğunda kalemle oynayışını.” Kalbi hızlandı. Telefon tekrar titredi. “Yorulduğunu fark ettim.” “O yüzden yemeğe çıkardım.” Melis ekranı birkaç saniye izledi. Yazmadı. Sonra bir mesaj daha geldi. “Seni rahatlatmak hoşuma gidiyor.” Bu stratejik bir cümle değildi. Bu açıklamaydı. Melis yazdı: “Neden?” Bu kez cevap biraz gecikti. “Çünkü kontrolü kaybediyorum.” Melis’in nefesi yavaşladı. Son mesaj: “Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum.” “Ama senden uzak kalmak istemediğimi biliyorum.” Telefon sessizleşti. Melis yatağa uzandı. Tavana baktı. Bu bir ilan değildi. Ama geri dönüşü olmayan bir eşikti. Ertesi gün şirkette beklenenden sakin geçmişti. Açık ofiste sandalyeler geri çekiliyor, bilgisayarlar kapanıyordu. Resmi mesai bitmişti. Melis masasındaydı. Yönetim özetini kapatmadan önce son kez kontrol etti. Koridorun sonunda Karan göründü. Ceketini giymemişti. Kolları sıvalıydı. Açık ofiste kalan üç kişi bunu fark etti. Karan doğrudan Melis’e yürüdü. “Bitmedi mi?” “Son paragraf.” Karan masanın yanına değil, arkasına geçti. Eğildi. Ekrana bakıyormuş gibi. Ama gereğinden yakındı. Ofistekiler bunu gördü. “Bu cümleyi değiştir,” dedi alçak sesle. Melis düzeltti. Karan doğrulmadı. Elini sandalyenin arkasına koydu. Alan çiziyordu. “Mesai bitti,” dedi. “Birlikte bitiriyoruz.” Birlikte. Kelime bilinçliydi. Karan sandalyesini hafifçe çevirerek Melis’i yüzüne döndürdü. Bu hareket gereksizdi. Ve bu yüzden anlamlıydı. “Arabaya kadar eşlik edeceğim.” Teklif değil. Karar. Melis ayağa kalktı. Karşılık vermedi. Ama geri de çekilmedi. Asansöre yürürken Karan bu kez bir adım geride değil, yanında yürüdü. Eşit. Asansör kapısı kapanırken elini Melis’in sırtına koydu. Yön verir gibi. Ama yön istemiyordu. Bu bir işaretti. Melis o dokunuşta geri çekilmedi. Ama karşılık da vermedi. Denge hâlâ ondaydı. Açık ofiste fısıltılar yükseldi. Bu artık ihtimal değildi. Bu, CEO’nun görünür tercihi olmuştu. Ve Karan bunu saklamıyordu. Emir ise henüz hiçbir şey bilmiyordu. Ama bu görünürlük… Bir gün mutlaka bir yere ulaşacaktı. Ve o gün geldiğinde bu savaş yalnızca psikolojik değil, tamamen kişisel olacaktı. Şirket binası her zamanki gibi erken saatlerde uyanmıştı. Cam cepheden içeri süzülen solgun sabah ışığı, lobinin mermer zemininde uzun gölgeler oluşturuyordu. Önceki güne göre bugün sakın geçmeyecekti. Murat Aydemir asansörün kapıları açıldığında elindeki dosyaları düzeltirken yüzünde alışıldık o kontrollü ifadeyi taşıyordu. Soğuk. Hesaplı. Duygusuz gibi görünen ama aslında her şeyi kaydeden bir adamın yüzü. Basın açıklaması günü gözünün önünden bir anlığına geçti. Karan’ın Melis’e doğru eğilişi. Melis’in istemsizce geriye çekilip sonra toparlanışı. Kameraların kapandığı saniyede Karan’ın elini Melis’in beline koyuşu. O an müdahale etmemişti. Çünkü Murat duyguyla hareket etmezdi. Bilgi biriktirirdi. Ama artık durum farklıydı. Dün öğle yemeği. Ofiste kapı açmalar. Mesaiye birlikte kalmalar. Ve en önemlisi… Karan’ın bunu saklama zahmetine bile girmemesi. Murat odasına girip kapıyı kapattığında masasına yavaşça oturdu. Telefonunu eline aldı. Şirket içi iletişim ekranında birkaç isme baktı. Fısıltılar başlamıştı bile. O ise fısıltıyla yetinmeyecek bir adamdı.Murat Aydemir masasının başında, ekranında açık duran dosyaya uzun süre baktı. Başlık netti: “Yönetimsel Etik ve Çıkar Çatışması İncelemesi – Ön Değerlendirme Raporu” Altında küçük bir not: Kurum içi hiyerarşik sınırların ihlali ve karar mekanizmalarında olası taraflılık riski. Ne Karan’ın adı yazıyordu. Ne Melis’in. Ama herkes anlayacaktı. Dosyanın İçeriği Murat her şeyi açık açık yazmadı. İma etti. CEO’nun İnsan Kaynakları departmanıyla kişisel yakınlığı. Son dönemde hızlanan işe alım kararları. Basın toplantısı sonrası şirket içi gözlemler. Öğle saatlerinde gerçekleştirilen özel görüşmeler. Mesai sonrası birlikte kalınan zaman dilimleri. En kritik cümle: “Şirketin itibarını zedeleyebilecek bir durum oluşmadan önce, Yönetim Kurulu’nun konuya hassasiyetle yaklaşması önerilir.” Bu cümle tehdit değildi. Ama çok net bir mesajdı.Murat parmaklarını klavyeden çekti. Bir saniye durdu. Gönder tuşuna bastı. Mail yalnızca üç kişiye gitti: Yönetim Kurulu Başkanı. İki icracı üye Kopyada kimse yoktu. Sessiz bir savaş başlatılmıştı.Karan’ın sekreterine kısa bir mail geldi: “Sayın CEO, Yönetim Kurulu’nun bugün saat 17:30’da olağanüstü bir değerlendirme toplantısı olacaktır. Katılımınız rica olunur.” Gerekçe yazmıyordu. Ama Karan anladı. Bakışları yavaşça camın diğer tarafına kaydı. Murat kendi ofisinde sakince kahvesini içiyordu. Göz göze geldiler. Murat ilk hamleyi yapmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE