9:Ziyaretçi

1181 Kelimeler
Spor salonunun koridorlarında yürürken içim içimi yiyordu. Yumruklarım sıktı, tırnaklarım avuçlarıma saplandı. O adam... Arel. Lanet olası etkisi hâlâ üzerimdendi. Ve kendimi buna izin verdiğim için sinir oluyordum. Kapıyı sinirle açtım, Taylan ringin ortasında iki gençle çalışıyordu. Beni görünce gülümsedi, o gevşek haliyle el salladı. "İçeri birini almamışsındır umarım." dedim, sesimdeki hırlamayı bastıramadım. Kaşını kaldırarak yanıma geldi, havluyu omzuna attı. "Yine ne oldu, Lara?" "Ne oldu biliyorsun Taylan! O herif! O Arel herifi! Buraya gelmesini nasıl kabul edersin? Ne işi var burda?!" Taylan ellerini iki yana açtı, yüzünde o alaycı sırıtış vardı. "Ee, ne yapabilirim, ortağım adam?" "Ortak mı?!" Boğazıma kadar gelen öfkeyi yumruk yapıp adamın göğsüne vurasım geldi. Gözlerim büyüdü, öfkem kontrolümden çıktı. "Senin aklını mı siktiler Taylan?! Hangi akılla, hangi kafayla onunla ortak olursun?!" "Yatırım yaptı Lara, salonun neredeyse yarısı artık onun. Ben de şaşırdım ama çocuk ciddi." "Çocuk mu?! O çocuk dediğin adam içime kadar sokuldu Taylan!" dedim, dişlerim kenetlendi. "Bunu bir daha yaparsa, yemin ederim ben bu salonu yakarım." Taylan kahkahayı bastı, gevşek gevşek yüzüme baktı. "Of, yine ne yaktın be kadın... Ama itiraf et, yakışıklı değil mi?" "Kes lan!" dedim, işaret parmağımı yüzüne uzatarak. "Onun yakışıklılığı bana işlemiyor! Ve bu salon, benim de alanım Taylan. Bir daha adımını bile attığını görürsem—" "Ne yaparsın, döversin mi?" diye sırıttı. "Yoksa yine kaçmaya mı çalışırsın?" "Seninle uğraşamayacağım!" dedim ve sırtımı dönüp dolaplara yürüdüm. Ama kalbim göğüs kafesimi yumrukluyordu. Arel artık sadece gecelerimi değil, gündüzlerimi de sarmaya başlamıştı. Onun ortaklığı demek, onunla aynı çatı altında olmak demekti. Ve ben... kaçamayacak gibiydim. Eve girdiğimde kapıyı öyle sert çarptım ki, çerçeve hafifçe titredi. Anahtarı fırlatır gibi masanın üstüne bıraktım. Taylan’a, Arel’e, hatta kendime bile öfkeliydim. Ama en çok da, içime çöreklenen şu lanet hissiyata… Onu atamıyor olmam, delirtiyordu beni. Üstümde hâlâ spor salonunun ter kokusu vardı ama umursamadım. Direk mutfağa geçtim. Abim bugün gelecekti. Ne kadar sinirli olursam olayım, onu aç karşılama fikri bana hâlâ ayıptı. O, benim her şeyimdi. Sokakların ortasında kimsesizken bana kapı açan tek kişiydi. Dolapları açıp etlere, sebzelere göz gezdirdim. Ne yapacağımı daha karar veremeden arkamdan o tanıdık ses geldi: "Yüzünün rengi dönmüş kızım, ne oldu sana yine böyle asık suratla geziyorsun?" Başımı çevirdim, Hatice Abla ellerini önlüğüne silerek bana bakıyordu. Yüzünde her zamanki şefkat, ama o gözlerdeki dikkat beni hemen yakalamıştı. "Bir şey yok Hatice Abla," dedim, iç geçirerek. "Abim akşam geliyormuş, ona bir şeyler hazırlayayım dedim." Kaşlarını kaldırdı, hemen mutfağa giriş yaptı. "Öyleyse kenara çekil de birlikte halledelim. Ama suratın düşmüş. Ne oldu, yoksa biri mi canını sıktı?" Gözlerimi devirdim ama sesim yumuşadı. "Boş ver. Bu gece yemek var. Misafir de geliyormuş ama kim olduğunu söylemedi." Hatice Abla hemen ellerini hızlıca yıkadı, sonra bana döndü. "Misafir mi? Yine iş güç meselelerinden biri olmasın?" Omuz silktim. Celal’in dostları genelde ağır adamlardı. Ama bu sefer içimde bir huzursuzluk vardı. İçim sıkıştı, ellerimle soğan doğrarken, gözüm kapının önüne kaydı. Sanki evin içine yine o tanıdık sert bakışlar dolacaktı. "Etleri ben hallederim, sen pilavı yap kızım," dedi Hatice Abla. "Bu akşam güzel bir masa kurarız. Misafirin kim olduğunu boş ver, abine yakışır olsun yeter." Başımla onayladım ama içim içimi yedi. Kalbim huzursuzdu. Sanki... sanki gelecek olan kişi, bir gecedir aklımdan çıkmayan o bela ruhluydu. Ama eğer oysa... Bu masa bir savaş meydanına dönebilirdi. Yemek hazırdı. Fırından çıkan etin kokusu, mutfağı baştan sona sarmıştı. Hatice Abla her zamanki gibi sofrayı özenle düzenlemişti. Çatal bıçak dizilimi, peçetelerin katlanışı... Her şey neredeyse askeri disiplinle yapılmıştı. Ben de onunla birlikte son hazırlıkları tamamlarken, yukarıdan gelen kapı sesiyle birlikte evin içine bir ağırlık çöktü. Misafir gelmişti. İçimden geçen o ismi, kendime bile itiraf edemiyordum ama kalbim deli gibi çarpmaya başlamıştı. Nefesimi tuttum, göz göze gelmeden önce biraz zaman kazanmak istedim. "Ben bir duş alıp geliyorum Hatice Abla," dedim. "Çabuk ol kızım, yemek soğumasın," diye seslendi arkamdan. Odamda üzerimdekileri çıkarırken aynaya gözüm takıldı. Kırmızı yanaklarım, buharla dolu banyoda daha da belirginleşmişti. Onu tekrar görmeye hazır mıydım? Hayır. Ama görmek zorunda kalacağımı biliyordum. Hızlıca duş alıp, saçımı taradım. Bu sefer abartmadım. Normal, sade bir elbise, hafif bir ruj. Fazlası gereksizdi. Alt kata indiğimde evin içi mis gibi yemek kokuyordu. Salonun kapısı aralıktı ama hâlâ göz ucuyla bile bakmamıştım. Hatice Abla sofranın başında bana dönüp "Misafirle tanışmadın mı hâlâ?" diye sordu. Başımı iki yana salladım, elimdeki son tabakları masaya bıraktım. Ardından mutfağa geçip salata kasesini aldım. Derin bir nefes çektim. "Yemek hazır," diye seslenmek için salona yürüdüm. Kapının eşiğine vardığımda önce adımlarımı duydular. Sonra başımı içeri uzattım. Ve içgüdülerim beni bir kez daha yanıltmadı. Salonun tam ortasında, beyaz gömleğiyle gayet rahat bir şekilde oturan Arel, abimin karşısında oturuyordu. Beni gördüğünde gözlerini sabitledi. O tanıdık, sinir bozucu soğukkanlılıkla. Gülümsemedi. Hiçbir şey demedi. Ama bakışları... O bakışlar, tek başına bir cümle gibiydi. "Buyur kardeşim, tanışmışsınızdır zaten ama bir daha tanıtayım," dedi Celal. "Arel Arslan." Bunu sanki bir şaka yapar gibi söyledi ama yüzünde ciddiyet vardı. Arel yerinden kalkmadan başını hafif eğdi. "Tekrar merhaba Lara Soykan." Diğer misafirler olsa suratımı asar, rolümü oynar geçerdim. Ama bu herifin burada, benim evimde, abimin sofrasında oturması… İçimdeki öfke baloncuk baloncuk yükseldi. "Memnun oldum," dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu. Bu gece kolay geçmeyecekti. Masaya oturduğumda kalbim hâlâ düzensiz atıyordu. Arel’in bana ayırdığı sandalyenin tam karşısına geçtim. Gözümün içine baka baka gülümsedi. İçten falan değil. Bildiğin alaycı bir gülümsemeydi bu. Hatice Abla masaya son tabağı da bıraktıktan sonra odadan çıktı, kapıyı çekti. Şimdi tam anlamıyla üç kişiydik. "İyi misin kardeşim?" diye sordu Celal. Kısa bir an Arel’e kaydı gözüm. "Gayet iyiyim abi," dedim. "Sadece tanıdık bir yüz görünce iştahım biraz kaçtı." Arel kaşığını çorbasına daldırırken hafifçe başını eğdi. Olayın tadını çıkarıyordu resmen. "Senin iştahınla ilgili geçen gece de bir sorun vardı sanırım," dedi, sesi buz gibiydi. "Ama sonrasında toparladın... sayılır." Boğazıma kadar gelen cevabı yuttum. Yanımda abim varken yumruğumu masaya indiremeyeceğimi çok iyi biliyordum ama o an bunu yapmayı çok isterdim. "Senin gibi bir adamın ağzından ‘sayılır’ kelimesini duymak bile büyük bir gelişme bence," dedim. "Normalde kelimeler yerine daha çok şiddet konuşuyor çünkü." Celal aramızdaki gerilimi fark etmişti ama belli etmiyordu. Arel’e dönüp gülümsedi. "Seninle uğraşacak kadın zor bulunur Arel. Ama bizim Lara da pek altta kalmaz. Aynı bana çekmiş." Arel omzunu silkti, çorbasını karıştırdı. "Benimle uğraşmaya çalışan kadın genelde ya vazgeçer... ya da başka biriyle uyanır sabah." Bakışları doğrudan üzerimdeydi. Sabrımın son ipi titriyordu. "Bazı kadınlar ise gece ne olursa olsun sabahları kendi evinde, kendi iradesiyle uyanır," dedim. "Başkalarının yatağına muhtaç olmadan." Celal iki kaşının arasını buruşturdu ama konuşmadı. Sanki bilerek müdahale etmiyordu. Belki de ikimizin birbirini tartmasını izlemek hoşuna gidiyordu. Ya da... çoktan bir şeylerin farkındaydı. "Ne içersiniz?" diye sordum sonra, yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirerek. "Ben rakı alırım kardeşim," dedi Celal. Arel ise bardakları izliyordu. "Senin ne içtiğini gördüm zaten," dedi sessizce. "Gece yarısından sonra alkol daha kolay devreye giriyor değil mi?" Gözlerimi kıstım. "Benim ne içtiğime... ne zaman içtiğime karışacak son kişi sensin." Son kelimeleri tıslayarak söyledim. Hatice Abla içkileri getirdiğinde masa, kelimenin tam anlamıyla bir savaş alanıydı. Ama hiçbirimiz çatalı ya da bıçağı fırlatmıyorduk. Henüz değil. Masadaki gerilim öyle bir hal aldı ki, Celal bile konuşmamaya başladı. Sanki ikimizin arasında görünmez bir ip gerilmişti. Kim önce çekerse kopacaktı. Ama o gece... o ip kopmadı. Sadece biraz daha gerildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE