10.BÖLÜM

1927 Kelimeler
Kahveleri tepsiye dizdikten sonra ikramlıklarıda koyup kış bahçesine geçtim. Erva ve Eylül gelmişti ve detayları en ince ayrıntısına kadar öğrenmeden gitmeyeceklerini biliyordum. Gerçekten şuan gazam mübarek olsundu. Kahvelerini önlerinde sehpalara koyduktan sonra kendime ait olanı alıp tekli koltuğa oturdum. Duru'yu kahveyi yapmadan önce uyutmasaydım eğer onun uyanmasından medet umabilirdim fakat en az 1.5 saat uyanmayacağı için şuanda bu cellatlarımla baş başa kalmıştım. "Sorguya hazırım cellatlarım." Erva kahvesinden höpürdeterek bir yudum aldıktan sonra başını onaylar anlamda sallamıştı. "Aferin çekirge. En en başından başla. Bu eve geldikten sonra neler oldu." Bende kahvemden bir kaç yudum alıp eve geldiğimden itibaren bütün olanları detaylarıyla 'iç çamaşırlı gördüğü kısımda dahil' anlattım. Her sözümde ikilinin gözleri hayretle açılmış, munzurca gülünmüş, şeytan şeytan bakılmıştı. "İşte öyle geçen haftada yemekte olanlar bunlar. Ondan sonra işleri yoğunlaştığı için sabah erken gidiyor 11de eve geliyor gündelik konuşup hemen uyuyoruz." 1 saattir anlattığı için kahveler bitmiş, tatlılar yenmiş ve pür dikkat konuya oda kesilmişlerdi. "Vay anam vay Berhan abim resmen sana abayı yakmış hatta uğurunda kül etmiş. When baba when." Eylül'ün söyledikleriyle kahkaha atıp ayağımla ayağına vurdum. İkiside gerçekten çok fenaydı. Erva'yla birbirlerine hüzünlü bakışlar atıyorlar, Berhan gibi birini nerde ve nasıl bulabileceklerinin hesabını yapmaya çalışıyorlardı. "Akşam yemeğine burdasınız değil mi?" "Nö prenses final sınavlarımız geldi birazdan kalkacağız." Üzülsem bile sınavlardan sonra daha rahat gelip gideceklerini bildiğim için üzüntüm kısa sürmüştü. Biraz daha bizden konuşmuş daha sonra Erva hoşlandığı çocuğu anlatmış ve onunla nasıl tanışabileceklerine dair planlar yaptıktan sonra gitmişlerdi. Onların gitmesiyle ilk olarak Ayşen annemi daha sonra Naz'ı arayıp uzun uzun onlarla konuştum. Bu dönem sondu ve sonunda buraya geleceklerdi. İkiside o kadar özlemiştim ki resmen burnumda tütüyorlardı. **** Son yemeğide yaptıktan sonra kendi kendine mıkırdanan Duru'nun üzerindekileri çıkarıp suyla doldurduğu küvetin içine onunla beraber girdim. Üzerimde ki iç çamaşırlarımı Berhan'ın gelme ihtimaline karşı çıkarmamıştım. Banyoya paldır küldür girmeyeceğini biliyordum fakat ne olur ne olmazdı. Duru bebeğim tam bir su kuşuydu. 2 aylık olmasına rağmen ağlıyor olsa bile suya girdiği an susuyor ellerini ve ayaklarını kendine göre hareket ettiriyor arada birde o muhteşem gülümsemesiyle gözümü şenlendiriyordu. "Sen suyu çok mu seviyorsun minik prensesim. Bende seni çok seviyorum çiçek kızım." Yanaklarını doya doya öptükten sonra son kez durulanıp ilk onu havluya sarıp yerde ki ana kucağına bıraktım daha sonra hızlıca kendim havluya sarınıp odama geçtik. Kendi üzerimi giyinmeden Duru'nun üşümemesi için ilk onu giydirip beşiğine bıraktıktan sonra bende üzerimi giyinip saçlarımı havluya sardım. Şuanda hiç kurutmayla uğraşacak enerjide değildim. Duru'nun mamasının yedirip uyuttuktan sonra salona geçip televizyonu açtım. Saat daha 5'ti o yüzden Berhan'ın gelmesine daha çok vardı. Karnım acıkmıştı fakat bir şey yiyenimde yoktu. Yemeği es geçip aksiyon filmi açtıktan sonra kendime nescafe yapıp tekrar koltuğa kuruldum. Filmin yarısına gelmiştim ve gerçekten güzeldi fakat çalan kapıyla elimde ki soğumuş ama hala yarısı dolu olan kupayı sehpanın üzerine bırakıp kapıyı açmaya gittim. Berhan kravatını gevşetmiş, ceketini koluna asmış bütün yorgunluğu ile karşımda duruyordu. "Hoşgeldin." Kafasını salladıktan sonra ayakkabılarını çıkarıp terliklerini giydi. Ceketini dolaba asıp çantasınıda yere koyduktan sonra bana dönüp sıkıca sarılıp başını boynuma gömdü. Onun bu yorgun halini merak etsem bile bir şey demeden bende sıkıca sarılıp, saçlarını okşamaya başladım. Eve geç geldiğinde bile böyle yorgun olmuyordu fakat şuanda sanki günlerdir yemeyip içmeyip çalışmış gibi yorgun duruyordu. "İyi misin?" "Hayır." Kafası hala boynumda olduğundan dolayı sesi boğuk çıkmıştı. Merakım git gide artsa bile üstüne gitmemek için sormak istemiyordum. Belimde ki ellerini gevşetip kafasını gömdüğü yerden çıkardıktan sonra alnımdan sıkıca öpüp tamamen benden ayrıldı. "Duş alıp geliyorum." Bir şey demeden başımı olumlu anlamda salladıktan sonra onun yukarı gidişini izleyip salona geri döndüm. Filme olan merakım tamamen kaçmıştı. Yarım kalan kahvemi mutfağa bıraktıktan sonra geri dönüp koltuğa oturdum. Sanki onun canını sıkan benmişim gibi diken üzerinde hissediyordum kendimi. 1 haftadır işlerin yoğunluğundan bahsetse bile eve hiç böyle gelmemişti. Onu her zaman sert ve güçlü gördüğüm için şimdi bu hali beni epey üzmüştü doğrusu. 5-6 dakika geçtikten sonra yukarıdan gelen bağırma sesiyle yüreğim ağzımda koşarak yukarı çıktım. Berhan'ın odasından geliyordu fakat girip girmemekte kararsız kaldığım için kapının önünde kalakalmıştım resmen. "Ne demek bizi soymaya çalıştılar Erdem? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz! Orada düzinelerce adam var kamera var nasıl bunu gözden kaçırırsınız." "......" "Ben gelene kadar kim olduklarını bulacaksınız yoksa topunuzu ipe dize ibreti alem olsun diye Vegas'ın en yüksek binasından sallandırırım. Burada ki işleri halledip iki güne geleceğim. Yapanları elleri ayakları bağlı karşımda göreceğim Erdem. Kim benden para çalmaya çalışıyor göreceğim Azrail gibi tepelerine bineceksiniz. Yoksa s.kerim hepinizi." Konuşma sesi kesildiğinde nefesimi tutup kapıya tıkladım. Bir iki saniye içinde kapı açılmış belinde havlusuyla Berhan gözükmüştü. "Şey...ben sesini duyunca merak etmiştim o yüzden geldim." Berhan tabiri yerinde tam anlamıyla burnundan soluyordu. Sol eliyle burun kemerini sıkıp başını olumlu anlamda salladı. Konuşmaları duymuştum fakat ne olduğunu bilmediğim için duyduğumu söylemeyi düşünmüyordum. Söylersem kapısını dinlediğimi düşünmesinden açıkçası korkmuştum. "Üzerimi giyinip geleceğim." Sert sesiyle yutkunup başımı olumlu anlamda salladıktan sonra bir şey demeden koşar adım aşağıya indim. Az önce karşımda onu ilk gördüğüm zamanda ki Berhan vardı ve ben onun o halini hiç özlemediğimi fark etmiştim. Salonda bir uçtan diğer uca yürürken Berhan yüzünden silinmemiş öfkesiyle gelmiş bir şey demeden koltuğa oturmuştu. Bende hiç sesimi çıkarmadan karşısında ki tekli koltuğa oturup dizlerimi kendime çektim. İşte nasıl davranmam gerektiğini bilmediğim anlardan birindeydik. Onu bu haliyle tanımış olsam bile o zamanlar aramızda bir şey olmadığı için konuşmamıştık ve ben konuşursam nasıl tepki vereceğini bilmiyordum. Babamda çok sinirli biriydi ve kendisi sinirli olduğunda kimsenin konuşmasını istemez sessiz sakin otururdu. Eğer annemin merakı öne geçerse babamın gözü karşısında ki kadının karısı olduğunu görmez ve ona hep ters cevaplar verir kalbini kırardı. Sonra özür diler gönlünü almaya çalışırdı fakat kalp kırılıyordu bir kere özür anlık olarak kaçış yolu olsa bile kırığın izi kalıyordu elbet. Annemin bakışlarından anlardım. Babama sevgiyle ama kırgınlıkla bakardı çoğu zaman. Berhan'la öyle olmasını istemiyordum. Sadece ona karşı değil herkese karşı son derece sabırlı ve sakin bir insan olabilirdim fakat ona ayrı bir özen gösterip bana kötü söz söylemesinin önüne geçmek istiyordum. Şahit olduğum telefon konuşması onun öfke anında ne kadar hırçınlaştığını ve kötü sözler söyleyebildiğinin örneği gibi olmuştu benim için. "Yemek yedin mi?" Gelen soruyla yerde ki bakışlarımı ona çevirip başımı olumsuz anlamda salladım. Demek ki sinirlendiği konuyu konuşmak istemiyordu. Peki. Konuşmazdık bizde. "Hayır ama açsan hemen hazırlayabilirim." "Şuanda aç değilim ama sert kahveni içmeyi çok isterim." Onu onayladıktan sonra hızlı adımlarla mutfağa geçip ikimizede sade kahve yaptım. Belki yer diye bir kaç çeşit çikolatada koyduktan sonra kahvenin ardından sade soda içtiğini bildiğim için küçük bardağa onuda doldurup salona geçtim. Berhan kafasının koltuğun sırtına yaslamış başını ovalıyordu. Bugün sanırım sorunlar üst üste gelmişti ve şimdide başı ağrıyordu. Kahveyi sehpaya bıraktıktan sonra bende yanına oturdum. Kafasını kaldırmış, kızarık gözleriyle yüzüme bakıyordu. "2 gün sonra Vegas'a gideceğim sanıyorum ki bir kaç gün kalırım. İşlerim olmasaydı sizide götürmek istiyordum fakat o işlerle ilgilenirken sizi yalnız bırakmak istemiyorum. O yüzden geldikten sonra burada ki işleri toparlar beraber gideriz olur mu?" Söyledikleriyle gözlerimin parladığına emindim. Vegas'a gitmek en büyük hayalim değildi belki ama gitmek istediğim liste arasında 4. Sırada kesinlikle orası vardı. Bitmeyecen gece hayatı, kumarhane salonları, parkları ve müzeleri ile merak radarına girmişti. "Bellagio'ya da gider miyiz?" Masumca sorduğum soru karşısında gözleri şaşkınlıkla büyümüş ve ardından kahkaha atmıştı. Onun bu hali karşısında şaşırma sırası bana geçmişti. "Güzelim sen orayı nerden biliyorsun? Hem sevgilinin kumarhanesi dururken orasıda neymiş." Söylediklerini ilk önce mantık süzgecimden geçirmiş daha sonra şaşkınlık içinde ağzım ve gözlerim eminim ki eşit oranda açılmıştı. "Na...nasıl ? Senin şimdi gerçekten kumarhanen mi var ? Krupiyeler, Slot makineleri, Black Jack..." "Evet yavrum tam olarak onlarda var." "Vay canına. İzlediğim filmlerden dolayı hep merak etmiştim. Ben..ben gitmeyi çok isterim." Gözlerinde gördüğüm parıltı hayranlık mıydı yoksa sevgi mi ? Bu adam bana ne yapıyordu ve kendisi gerçekten tam olarak ne hissediyordu. Az önce sinirliydi ve bana olabildiğince az yansıttıktan sonra şimdide beni farklı bir ülkeye ve kumarhanesine götürmek istiyordu. Gerçekten aşk böyle mi hissettiriyordu. Çünkü şuanda midemde sadece kelebekler değil resmen hayvanat bahçesi, kelebekler vadisi tepişiyordu. "Sen yeter ki iste güzel gözlüm. Eğer kumarhaneleri merak ediyorsan bizim ki başta olmak üzere en iyilerine götürürüm seni. Ama anlaşalım kumarbaz olmak yok." Dediklerini kıkırdayıp başımı olumlu anlamda salladım. Kalbim hem aşktan hem heyecandan küt küt atmaya başlamıştı. Şuanda zaman geçsin ve hemen gidelim istiyordum fakat işlerinin ne kadar zor olduğunu az önce ki telefon konuşmasında anlamıştım. Sahi o telefon konuşmasında dediği gibi gerçekte o adamları elleri ayakları bağlı mı tutacaktı yoksa mübalağa mı ediyordu. Aşık olduğum bu adamdan korkmam mı gerekiyordu ? Eğer böyle kötü işler yapıyorsa eğer ondan uzak durmam gerekirdi fakat ben kalbimi çoktan ona kaptırmışken ondan nasıl uzak durulur bilemezdim ki. Eğer masuma zarar vermiyorsa ben onu her haliyle kabul etmeye razıydım. "Ne düşünüyorsun? Bu sefer hiç deme gözlerinde görüyorum kafanda soru işaretleri var. Bana açık ol güzelim." İlk gözlerine daha sonra yüzünün her yerine baktım yavaşça. Aklımda olan soruları sorsam bana kızar mıydı bilmiyordum fakat sormadan da öğrenemezdim. O yüzden derin nefes alıp sordum. "Az önce telefonla konuşmana şahit oldum ama inan ki bilerek değildi. Senin bağırmanı duyunca bir şey oldu diye koşarak yukarı çıktım fakat telefonla konuşmanı duyunca içeri girmek istemedim. Şey...birazcık korktum banada kızarsın diye." Nabız ölçmek ister gibi susup gözlerine baktım. Az önce ki parıltılar yerini derin bir boşluğa bırakmış gibi boş bakıyordu şimdi. İşte bu yüzden onu anlayamıyor ve onun yanında kendim olamıyordum çünkü istediği an duygularını şimdi ki gibi çok güzel kamufle ediyordu ve ben ne düşündüğü bırakın anlamayı tahmin bile edemiyordum. "Devam et." "Olayı anlamadım ama söylediğin gibi o kişilerin ellerini ayaklarını bağlayacak mısın? Onlar kötüler mi ? Ben..ben ne olduğunu anlayamadım o yüzden sormak istedim. Ben seni tanımıyorum tek bildiğim şirketin var birde şimdi kumarhanen olduğunu öğrendim o kadar?" Konuşmam bittiğinde derin nefes alıp gözlerini gözlerime dikti. "Bana güveniyor musun ?" "Elbette." Sorusunu beklemeden cevaplamam hoşuna gitmiş gibi bakışları yumuşamıştı. Ona nedense çok güveniyordum. "Şirketim, restoranlarım, otellerim, Vegas'ta kumarhanem var. Masumlara zarar verecek kadar kötü biri değilim ama melek olacak kadarda iyi değilim. Seni üzmem yada sana zarar vermem ve Duru ile sana zarar vermelerine asla izin vermem. İş adamıyım sevenim var ama sevmeyenim daha çok fakat bu seni korkutmasın. Bu kadarını bil ve sadece bana güven olur mu ?" Başımı olumlu anlamda salladıktan sonra gülümsemeye çalıştım. Zengin değildim onların işleri nasıl yürür bilmezdim. Gerektiği yerde çok salak saf ve sabırlı olabilirdim ve kimsenin işine burnumu sokmaz, haddimi aşmazdım. Berhan ile ilişkimizde de yapacağım şey buydu. Bana bir yanlış yapmadıktan sonra ve dediği gibi masumlara zarar vermedikten sonra işlerine burnumu sokmak gibi bir niyetim ve isteğim yoktu. 34 yaşında kendini bile kocaman adamdı. Onu bu saatten sonra değiştirmeye çalışmak çok saçma ve gereksiz olurdu. Eğer bu işlerinin yanı sıra iyi biri olmasaydı İpek Hanım buraya gelmeme müsaade etmezdi bunu biliyordum. Hem ben onu iyi haliylede kötü haliylede istiyordum. Aklımdan çok kalbim istiyordu ve üzülecek olsam bile bu ilk aşkımı karşımda ki adamla yaşamak istiyordum. ***** Berhan gitmiş üzerinden 4 gün geçmiş bugün döneceğini söylemişti. 4 gündür İpek Hanımlarda kalıyordum. Az önce ise Güçlü Bey eve bırakmış daha sonra gitmişti. Bütün yol boyunca benimle uğraşmış ve her dakika sinir etmişti fakat ona artık alıştığım için sinirlenmiyor hatta gülüyor bende onunla uğraşıyordum. Duru'yu salona bırakıp hızlıca odamda üzerimi değiştirdikten sonra salona inip koltuğa oturdum. Berhan dün sabah aramış ve gece 12de uçağa bineceğini söylemişti. Saat şuanda 1di ve hesaplarıma göre gelmesine çok az kalmıştı. Yarım saat sonra kapının çalmasıyla heyecanla yerimden kalkıp koşar adım kapıya gittim. Açmadan önce üzerimde ki fuşya rengi üzerinde minik çiçekleri olan diz üstü elbisemi düzeltip kapıyı açtım. Fakat açmamla heyecanım anında sönmüş onun yerini merak almıştı. Karşımda 70li yaşlarda ama hala dinç duran bir adam ve onun yanında siyah saçlı yeşil gözlü güzel fizikli ve sanıyorum ki benden bir kaç yaş büyük bir kadın duruyordu. "Buyrun kime bakmıştınız ?" *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE