ZORLAMA

1194 Kelimeler
Sabah oldu. Ayça, gece hiç uyumamış olmasına rağmen alarm çalmadan uyandı. Gözleri yanıyordu, başı ağrıyordu ama zihni tuhaf bir şekilde berraktı. Korku yerini soğuk bir kararlılığa bırakmıştı. Mutfakta kahve bile yapmadı. Ocağın başında duracak gücü yoktu. Sadece oğluna sandviç hazırladı, saçını okşadı. “Bugün anne biraz geç gelebilir,” dedi olabildiğince normal bir sesle. “Tamam,” dedi çocuk, hiçbir şeyden habersiz. Kapı kapandığında Ayça derin bir nefes aldı. Telefonunu eline aldı. 📩 Bilinmeyen Numara Mesaj yoktu. Ama Ayça artık sessizliği tanıyordu. Yazdı. “Bu sabah konuşmak istiyorum. Yüz yüze. Ne istiyorsun bilmek zorundayım.” Gönder tuşuna bastıktan sonra eli titremedi. İlk kez. Cevap bekledi. Uzun sürmedi. “Akıllıca bir karar. Saat 10.00. Kordon. Denize bakan üçüncü bank.” Ayça’nın midesi kasıldı. Bu bir davet değildi. Bu bir programdı. ⸻ Kordon sabahın o saatinde sakindi. Yürüyüş yapanlar, köpeklerini gezdirenler, kahvesini alıp bankta oturanlar… Normal hayat. Ayça bankları sayarak yürüdü. Bir… iki… üç… Üçüncü bank boştu. Ama boş değildi. Ayça oturur oturmaz arkasından bir ses geldi. “Erken geldin.” Ayça irkildi ama dönmedi. Ses yakındı. Çok yakın. “Beni böyle korkutmak zorunda değildin,” dedi. Sesindeki titremeyi bastırmaya çalıştı. Adam yanına oturdu. Ayça ilk kez yüzünü gördü. Beklediği gibi değildi. Ne karanlık… Ne ürkütücü… Ne de tehditkâr görünen biri. Temiz giyimli, sakin bakışlı, otuzlarının sonlarında bir adamdı. Gözleri dikkat çekiciydi. Fazla dikkatli. Fazla odaklı. “Adım Aras,” dedi yumuşak bir sesle. “Bunu bilmen gerekiyordu.” Ayça sonunda ona döndü. “Beni izledin,” dedi. “Evimi, çocuğumu, hayatımı.” Aras başını hafifçe eğdi. İnkâr etmedi. “İzlemek… kelimesi sert,” dedi. “Ben seni fark ettim.” Ayça güldü. Kısa, sinirli bir kahkaha. “Perdemi kapatmadığımı fark edecek kadar mı?” Aras bir an sustu. Sonra dürüstçe konuştu. “Evet.” Ayça ayağa kalktı. Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. “Beni rahat bırak,” dedi dişlerini sıkarak. “Paranı da istemiyorum, korumanı da.” Aras başını kaldırıp ona baktı. Bakışı ilk kez sertleşti. “Borçsuz değilsin Ayça,” dedi. “Parayı geri veremiyorsun. Sistem izin vermiyor. Bunu ikimiz de biliyoruz.” Ayça’nın sesi çatladı. “Bu senin kurduğun bir tuzak.” Aras ayağa kalkmadı. Sadece başını yana eğdi. “Hayır,” dedi sakinlikle. “Bu senin hayatın. Ben sadece… müdahale ettim.” Ayça’nın içi buz kesti. “Oğlumdan uzak dur,” dedi. “Bunu yaparsan—” Aras cümleyi bitirdi: “—o zaman gerçekten korkman gerekir.” Bu bir tehdit gibi söylenmemişti. Bir gerçek gibi söylenmişti. Ayça’nın dizleri titredi ama geri adım atmadı. “Ben sıradan biriyim,” dedi. “Beni neden seçtin?” Aras ilk kez bakışlarını kaçırdı. Denize baktı. “Çünkü dayanıyorsun,” dedi. “Ve kimse fark etmiyor.” Ayça’nın boğazı düğümlendi. “Ben senin projen değilim,” dedi fısıltıyla. “Ve çocuğumu bu işin içine sokamazsın.” Aras ayağa kalktı. Aralarında artık mesafe yoktu. “Onu koruyorum,” dedi. “Senin yapamadığın kadar.” Ayça’nın gözleri doldu. “Bu koruma değil,” dedi. “Bu delilik.” Aras bir adım geri çekildi. Sesini alçalttı. “Bu bir bağ,” dedi. “Ve artık kuruldu.” Ayça oradan uzaklaşırken bacaklarının nasıl yürüdüğünü bilmiyordu. Arkasına bakmadı. Ama şunu biliyordu: Artık bir yabancıdan korkmuyordu. Artık adını bildiği birinden korkuyordu. Ve bu, her şeyden daha tehlikeliydi. Ayça eve döndüğünde elleri hâlâ titriyordu. Kapıyı kilitledi. Sonra bir kez daha kontrol etti. Yetmedi. Zinciri de taktı. Telefonu masaya bıraktı. Ekranı karardı ama sanki hâlâ bakıyordu. Dakikalar geçti. Sessizlik ağırlaştı. 📩 Bilinmeyen Numara Ayça gözlerini kapadı. Açmamak istiyordu. Ama açtı. “Kaçmadığını biliyorum. Eve gittiğini de.” Ayça hızla yazdı: “Beni rahat bırak. Açık konuş. Ne istiyorsun?” Cevap neredeyse anında geldi. “Zaten açık konuşuyorum Ayça. Sadece sen duymak istemiyorsun.” Ayça yutkundu. “Benim bir hayatım var. Bir çocuğum var. Seninle olmak gibi bir ihtimal yok.” Mesaj bir süre gelmedi. Bu sessizlik Ayça’yı mesajdan daha çok korkuttu. Sonunda telefon titredi. “İhtimal değil. Seçenek.” Ayça’nın kalbi hızlandı. “Ne demek bu?” Aras yazıyordu. “Hayatında üç ihtimal vardı Ayça. Borçlar altında ezilmek. Yalçın gibi adamlara mecbur kalmak. Ve yalnız kalmak.” Ayça dişlerini sıktı. “Ben yalnız kalmayı seçerim.” Bir saniyelik duraksama oldu. Sonra mesaj geldi. “Seçemezsin.” Ayça ayağa fırladı. Salonda yürümeye başladı. “Beni tehdit ediyorsun.” “Hayır,” dedi Aras. “Seni gerçeğe alıştırıyorum.” Ayça’nın elleri buz gibiydi. “Benimle olmak zorunda değilsin diyordun.” “Zorunda değilsin,” diye yazdı Aras. “Ama başka yol yok.” Ayça’nın gözleri doldu. “Bu saplantı. Tedavi ol.” Bu kez cevap gecikti. Ayça tam telefonu bırakacaktı ki mesaj geldi. “Saplantı kontrolsüz olur. Ben kontrollüyüm.” Ayça fısıldadı: “Allah’ım…” Aras devam etti: “Yanımda olursan kimse sana yaklaşamaz. Borcun olmaz. Korkun olmaz. Oğlun güvende olur.” Ayça’nın içi buz kesti. “Oğlumu ağzına alma.” “Almam,” dedi Aras. “Zaten hep aklımda.” Ayça artık yazamıyordu. Parmakları kilitlenmişti. Son mesaj geldi. Net. Kesin. Tartışmasız. “Ayça, bu bir pazarlık değil. Benimle olursan hayatın devam eder. Olmazsan… hayatın dağılır.” Ayça yavaşça sandalyeye çöktü. Göğsü sıkıştı. Bu bir tehdit miydi? Evet. Ama öyle ustaca söylenmişti ki… Sanki onu kurtarıyormuş gibiydi. Telefonu masaya bıraktı. Başını ellerinin arasına aldı. “Bu bir çıkmaz,” dedi kendi kendine. “Bu bir kafes.” Ve en kötüsü şuydu: Aras, kapıyı kilitlememişti. Sadece bütün yolları kapatmıştı. Ayça o mesajdan sonra cevap yazmadı. Ne “hayır” dedi. Ne “tamam”. Sadece sustu. Ve Aras, bunu hemen fark etti. ⸻ Aras Ekrana tekrar baktı. Okundu bildirimi yoktu. Bir dakika geçti. İki. Ayça hep hızlı cevap verirdi. Stresliyken bile. Aras’ın kaşları çatıldı. “Telefonu elinden bıraktı,” diye mırıldandı. “Ya da bilerek susuyor.” Masasındaki kalemi çevirdi. Normalde bu hareket onu sakinleştirirdi. Bu kez sinirini daha da artırdı. Bir mesaj daha yazdı. Sonra sildi. Bir tane daha… onu da. “Neden sustun Ayça?” Sildi. “Bu sessizlik bir çözüm değil.” Sildi. Nefes aldı. Derin. Kontrollü. Ama göğsünün içindeki o tanıdık baskı… Kontrol altına girmiyordu. 📩 Bilinmeyen Numara “Cevap vermiyorsun.” Ayça hâlâ yazmadı. Aras ayağa kalktı. Sandalyeyi sertçe itti. Odayı bir uçtan bir uca yürüdü. “Bu kadarını beklemiyordum,” dedi kendi kendine. “Kaçmak yerine susmayı seçti.” Ekrandaki grafikler dalgalandı. Ayça’nın telefonundan veri yoktu. Bu… Boşluktu. Ve Aras boşluklardan nefret ederdi. Birden sesi yükseldi. O odada ilk kez. “BEN SENİNLE KONUŞUYORUM AYÇA.” Sesi yankılandı. Ama karşılık yoktu. Telefonu eline aldı. Bu kez yazmadı. Aradı. 📞 Bir kez. İki. Üç… Açılmadı. Aras’ın çenesi kasıldı. “Beni yok sayamazsın,” dedi dişlerinin arasından. “Bu senin oyunun değil.” Parmakları hızlandı. Yeni bir mesaj yazdı. Bu kez silmedi. “Bu sessizlik hoşuma gitmiyor.” Bir saniye sonra bir tane daha. “Konuşmamız bitmedi.” Ayça telefonu kapalı tutuyordu. Bunu biliyordu. Ve bilmek… Onu delirtmeye başlamıştı. Masasının çekmecesini sertçe açtı. Dosyayı çıkardı. Oğlunun okul saatleri. Servis güzergâhı. Bir an baktı. Uzun uzun. Sonra dosyayı kapattı. Elini alnına bastırdı. “Hayır,” dedi kendi kendine. “Bunu istemiyorum.” Ama sesi titriyordu. Telefon tekrar titredi. 📩 Bilinmeyen Numara Bu kez mesaj kısa, keskin ve kontrolsüzdü. “Ayça, susarak beni zorlamayı bırak.” Bu cümledeki ton… Öncekilere benzemiyordu. Bu, ilk çatlağın sesiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE