KARAR

2059 Kelimeler
Ayça telefonu kapalı tutmaya devam etti. Ama sessizlik… gerçekten sessiz değildi. Çünkü Ayça’nın zihninde Aras’ın sesi hâlâ konuşuyordu. “Benimle olursan hayatın devam eder.” Bu cümle beyninin içinde yankılanıyordu. Ayça başını kaldırdı. Salonda dolaştı. Perdeleri kontrol etti. Kapı kilitliydi. Zincir takılıydı. Ama yine de kendini güvende hissetmiyordu. Telefonu masada duruyordu. Kapalı. Ayça yavaşça sandalyeye oturdu. “Kontrol sende,” dedi kendi kendine. “Telefonu açmazsan sana ulaşamaz.” Bu düşünce birkaç saniye sürdü. Sonra başka bir düşünce geldi. Ya gerçekten delirtirse? Ya oğluna yaklaşırsa? Ayça gözlerini kapadı. “Hayır…” diye fısıldadı. “Buna izin vermem.” Tam o anda… Kapı çaldı. Ayça’nın kalbi duracak gibi oldu. Bir kez. Sonra bir kez daha. Tokmak sesi değildi. Parmaklarla vurulan hafif bir tıkırtı. Ayça yerinden kıpırdamadı. Nefes bile almadı. Sonra kapının arkasından bir ses geldi. Kadın sesi. “Komşuyum… paket bırakmışlar.” Ayça’nın omuzları gevşedi. Yavaşça kapıya yaklaştı. Zinciri çözmeden kapıyı araladı. Gerçekten komşusuydu. Elinde küçük bir paket vardı. “Kurye bırakmış,” dedi kadın. Ayça şaşırdı. “Ben bir şey sipariş etmedim.” Kadın omuz silkti. “Adın yazıyor.” Ayça paketi aldı. Kapıyı kapattı. Zinciri tekrar taktı. Masaya bıraktı. Kutunun üzerinde sadece bir şey yazıyordu. Ayça Başka hiçbir şey yoktu. Gönderici yok. Logo yok. Ayça’nın içi buz kesti. Kutuyu açmak istemedi. Ama açtı. İçinden küçük bir telefon çıktı. Ucuz bir model. Yanında bir not vardı. Ayça notu açtı. Tek cümle. “Telefonunu kapatınca konuşmak için başka bir yol bulmam gerekti.” Ayça’nın dizleri titredi. Notun altında küçük bir çizim vardı. Bir bank. Denize bakan. Üçüncü bank. Ayça’nın telefonu o anda açıldı. Kendi kendine. Ekran ışığı yandı. 📩 Bilinmeyen Numara “Şimdi konuşabiliriz.” Ayça’nın elleri titriyordu. Bu… Bu artık sadece mesaj değildi. Bu… Evine girmiş bir gölgeydi. Ayça yazdı. “Evimden uzak dur.” Cevap anında geldi. “Evinde değilim.” Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi. “Henüz.” Ayça’nın kalbi deli gibi atıyordu. “Bunu yapamazsın.” Aras yazıyordu… Uzun süre. Sonunda mesaj geldi. “Ben sana zarar vermek istemiyorum.” Bir tane daha. “Sen beni buna zorluyorsun.” Ayça’nın gözlerinden yaş süzüldü. “Ben hiçbir şey yapmadım.” Bu kez cevap gecikti. Uzun. Ağır. Sonra telefon titredi. “İşte sorun da bu.” “Hiçbir şey yapmadın.” Ayça nefes alamadı. Aras son mesajı gönderdi. “Yarın oğlunu okuldan ben alacağım.” Ayça uzun süre masanın başında oturdu. Kutunun içindeki telefonu kapatmaya bile cesaret edemiyordu. Aras’ın son mesajı hâlâ gözlerinin önündeydi. “Yarın oğlunu okuldan ben alacağım.” Bu artık korkunun başka bir seviyesiydi. Ayça birden ayağa kalktı. “Hayır… bunu tek başıma taşıyamam.” Telefonunu açtı. Rehberden bir isim buldu. Ablam – Aylin Parmağı bir saniye tereddüt etti. Çünkü Aylin her zaman aynı şeyi söylerdi: “Her şeyi tek başına halletmeye çalışma Ayça.” Ve Ayça yine tam olarak bunu yapmıştı. Ama artık saklayamazdı. Aradı. Telefon ikinci çalışta açıldı. “Hayırdır Ayça? Bu saatte araman iyi bir şey değil genelde.” Ayça konuşamadı. Boğazı düğümlendi. Aylin hemen fark etti. “Ne oldu?” Sessizlik. “AYÇA?” Ayça’nın sesi sonunda çıktı. Titreyerek. “Abla… biri var.” “Nasıl biri?” “Beni… izleyen biri.” Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra Aylin’in sesi sertleşti. “Eski kocan mı?” “Hayır.” “Yalçın mı yaptı yine bir şey?” “Hayır.” Ayça gözlerini kapadı. “Adı Aras.” Aylin nefes aldı. “Kim bu?” Ayça yavaş yavaş anlatmaya başladı. Para transferini. Perdeyi. Mesajları. Kordon’daki buluşmayı. Paketi. Yeni telefonu. Ve en sonunda… O cümleyi. “Yarın oğlunu okuldan ben alacağım dedi.” Telefonun diğer ucunda bir şey düştü. Aylin muhtemelen ayağa kalkmıştı. “Ne dedi?!” “Abla ben—” “Polise gittin mi?” “Hayır.” “AYÇA!” Aylin’in sesi öfke ve korkuyla titriyordu. “Adam seni takip ediyor, evine paket gönderiyor, çocuğunun okulunu biliyor ve sen hâlâ polise gitmedin mi?” Ayça fısıldadı. “Gitsem de bulamazlar.” “Bu ne demek?” Ayça yutkundu. “Her şeyi biliyor abla… telefonumu bile kapatsam ulaşıyor.” Aylin birkaç saniye sustu. Sonra çok net konuştu. “Dinle beni.” Ayça sessizce bekledi. “Bu adam hasta.” “Biliyorum.” “Ve tehlikeli.” Ayça’nın gözlerinden yaş aktı. “Onu daha da kızdırmaktan korkuyorum.” Aylin’in sesi yumuşadı. “Sen artık yalnız değilsin.” Ayça başını kaldırdı. “Yarın sabah ben geliyorum,” dedi Aylin. “Okula da birlikte gideriz.” “Abla—” “Hayır. Tartışma yok.” Ayça’nın içindeki düğüm biraz gevşedi. Ama o anda… Yeni telefon titredi. 📩 Bilinmeyen Numara Ayça’nın kalbi duracak gibi oldu. Mesajı açtı. Tek cümle. “Ablana anlatman gerekmiyordu.” Ayça’nın kanı çekildi. Telefonu kulağından düşürdü. “Abla…” dedi fısıltıyla. “Ne oldu?” Ayça mesajı okuyamadı bile. Sadece söyledi. “Biliyor.” “Kim?” “Ablama anlattığımı biliyor.” Telefonun diğer ucunda Aylin’in nefesi kesildi. “Nasıl yani?” Ayça’nın sesi neredeyse çıkmıyordu. “Abla…” “Ne?” Ayça’nın gözleri kapıya kaydı. Yavaşça söyledi. “Bizi dinliyor olabilir.” Ve o anda… Kapının zili çaldı. DING DONG Aylin bağırdı telefonda. “AYÇA KAPIYI AÇMA!” Ayça donup kaldı. Zil bir kez daha çaldı. Sonra kapının altından bir zarf içeri itildi. Ayça yaklaşmaya korktu. Ama baktı. Zarfın üzerinde yine tek kelime vardı. Kapının altından itilen zarf hâlâ yerde duruyordu. Ayça birkaç saniye kıpırdamadı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki kulaklarında uğultu vardı. Telefon hâlâ kulağındaydı. “AYÇA?” dedi Aylin. “Kapıda kim var?” Ayça fısıldadı. “Bilmiyorum…” “Kapıyı açma.” Ayça eğildi. Zarfı yerden aldı. Eli titriyordu. Yavaşça açtı. İçinden küçük bir kart çıktı. Üzerinde tek bir cümle vardı. “Panik yapma.” Altında bir saat yazıyordu. Yarın – 12.00 Ve bir adres. Ayça’nın boğazı kurudu. “Abla…” “Ne yazıyor?” Ayça kartı okudu. Aylin birkaç saniye sustu. Sonra çok sakin ama çok kararlı konuştu. “Tamam.” Ayça şaşırdı. “Ne demek tamam?” “Yarın gidiyoruz.” “NE?” “Bu adam kimse… yüzünü görmemiz lazım.” “Abla bu tehlikeli—” “Tehlikeli zaten,” dedi Aylin. “Ama korkup saklanırsak daha da büyür.” Ayça hiçbir şey diyemedi. Aylin devam etti. “Ben sabah erkenden sana geliyorum.” “Abla—” “Bitti Ayça. Artık yalnız değilsin.” Telefon kapandı. Ayça o gece yine uyuyamadı. Her ses onu irkiltti. Her gölge başka bir şey gibi göründü. Sabah olduğunda gözleri kızarmıştı. Saat 11.30’da Aylin geldi. Kapıyı açtığında Ayça bir an çocuk gibi hissetti. Aylin ondan iki yaş büyüktü ama her zaman daha güçlü görünürdü. Ayça’ya sarıldı. Sıkıca. “Bittim ben,” diye fısıldadı Ayça. Aylin saçını okşadı. “Bitmedin. Sadece korktun.” Sonra geri çekildi. “Şimdi gidip şu manyağı görelim.” ⸻ Saat 11.58 Adres küçük bir sahil kafesiydi. İnsanlar kahve içiyor, sohbet ediyordu. Normal bir yerdi. Ayça bu normalliğin içinde daha çok gerildi. “Belki gelmez,” dedi. Tam o anda arkasından bir ses geldi. “Geldim.” Ayça’nın sırtından buz gibi bir şey geçti. Döndü. Aras. Siyah bir gömlek giymişti. Sakin görünüyordu. Ama gözleri… O aynı yoğun bakış. Aras’ın gözleri önce Ayça’ya baktı. Sonra Aylin’e kaydı. Bir saniyelik bir duraksama oldu. Sanki bir hesaplama yapıyordu. Aylin öne çıktı. Hiç korkmadan. “Elini sıkmayacağım,” dedi. “Önce kim olduğunu bilmek istiyorum.” Aras hafifçe başını eğdi. “Aras.” “Soyad?” Aras gülümsedi. “Bunun bir önemi yok.” Aylin’in kaşları çatıldı. “Benim için var.” Ayça araya girdi. “Abla…” Ama Aylin susmadı. “Bir kadını takip eden, evine paket gönderen, çocuğuyla tehdit eden biriyle konuşuyorum.” Kafedeki birkaç kişi dönüp baktı. Aras hiç tepki vermedi. Sadece Ayça’ya baktı. “Onunla böyle konuşmana gerek yoktu.” Aylin hemen cevap verdi. “Benim kız kardeşimle böyle konuşmana gerek yoktu.” Aras ilk kez gerçekten Aylin’e odaklandı. Gözleri daraldı. Bu… Beklemediği bir şeydi. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Ayça yalnız değildi demek.” Aylin bir adım daha yaklaştı. “Değil.” “Ve olmayacak.” Aras birkaç saniye onları izledi. Sonra çok yavaş bir şey söyledi. “Bu durumu zorlaştırır.” Aylin kollarını bağladı. “Tehdit mi?” Aras başını hafifçe salladı. “Gerçek.” Ayça’nın kalbi hızlandı. “Aras yeter,” dedi. Aras gözlerini tekrar ona çevirdi. Ve ilk kez sesi gerçekten sertleşti. “Ben sana konuşmuştum Ayça.” “Bu mesele ikimizin arasındaydı.” Aylin araya girdi. “Yanlış.” “Artık üçümüzün.” Aras’ın çenesi kasıldı. O an… İlk kez gerçekten sinirlendiği belli oldu. Ve yavaşça söyledi. “Sen bu hikâyede olmamalıydın.” Aylin gülümsedi. “Soğuk bir gülümseme.” “Geç kaldın.” Sonra Ayça’nın kolunu tuttu. “Çünkü ben zaten içindeyim.” Aras birkaç saniye sustu. Sonra çok garip bir şey yaptı. Gülümsedi. Ama bu gülümseme sıcak değildi. “İlginç,” dedi. “Gerçekten çok ilginç.” Ayça’nın içi sıkıştı. “Ne?” Aras gözlerini Aylin’den ayırmadan konuştu. “Çünkü…” Bir saniye durdu. Sonra cümleyi tamamladı. “Bu oyunda seni kırmak zorunda kalabilirim.” Ayça dondu. Aylin’in eli kolunda sertleşti. Ve o anda Ayça şunu anladı: Aras artık sadece ona takıntılı değildi. Aylin sinirle ayağa kalkıp Ayça’nın kolunu tuttu. Kafedeki gerginlik havada asılı kalmıştı. Aylin Ayça’nın kolunu bırakmadı. Sanki bırakırsa Aras bir anda onu çekip alacakmış gibi. Aras ise sakindi. Fazla sakin. Masadaki boş sandalyeyi eliyle işaret etti. “Oturalım.” Aylin sertçe cevap verdi. “Biz gidiyoruz.” Ayça da tam dönecekti ki Aras konuştu. “Gitmeden önce bir teklifim var.” Aylin durdu. Yavaşça arkasını döndü. “Senin tekliflerin genelde tehdit içeriyor.” Aras başını hafifçe eğdi. “Bu sefer farklı.” Ayça’nın içi yine huzursuzlukla doldu. “Ne teklifi?” diye sordu istemeden. Aras doğrudan Aylin’e baktı. Bu kez konuştuğu kişi açıkça oydu. “Bir süre Ayça ile yaşamak istiyorum.” Ayça’nın yüzü bembeyaz oldu. “NE?!” Kafedeki iki kişi yine dönüp baktı. Aylin’in gözleri büyüdü. “Sen aklını mı kaçırdın?” Aras hiç ses yükseltmedi. Sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi devam etti. “Geçici.” “Kontrollü.” “Ve sizin şartlarınızla.” Aylin alayla güldü. “Bizim şartlarımız mı?” Aras başını salladı. “Evet.” Sonra cebinden bir zarf çıkardı. Masaya bıraktı. Aylin bakmadı bile. “Bunun içinde ne var biliyor musun?” dedi Aras. “Umurumda değil.” Aras zarfı Ayça’ya doğru itti. “Bir yıllık kira.” “Peşin.” Ayça’nın nefesi kesildi. Aras devam etti. “Çocuğun okul masrafları.” “Borçların kapanması.” “Ve ayrıca…” Bir saniye durdu. Sonra çok sakin söyledi. “Size verilecek ek para.” Aylin zarfı aldı. Açtı. İçindeki rakamı görünce yüzü değişti. Gerçekten çok büyük bir miktardı. Ayça fısıldadı. “Abla…?” Aylin hemen zarfı kapattı. Masaya sertçe bıraktı. “Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?” Aras başını iki yana salladı. “Hayır.” “Bir anlaşma öneriyorum.” Aylin eğildi. Aras’ın gözlerinin içine baktı. “Bir kadını korkutup sonra evine yerleşmek istiyorsun.” Aras’ın cevabı gecikmedi. “Hayır.” Sonra Ayça’ya baktı. O yoğun bakışla. “Onu korumak istiyorum.” Aylin sertçe güldü. “Sen koruyucu değilsin.” Aras’ın sesi biraz soğudu. “Yanılıyorsun.” Ayça artık dayanamadı. “Ben seninle yaşamak istemiyorum!” Aras bakışlarını ondan ayırmadı. “Şu an istemiyorsun.” “Çünkü korkuyorsun.” Aylin masaya vurdu. “YETER!” Kafede herkes dönüp baktı. Aylin yavaş ama sert konuştu. “Dinle beni Aras.” “Ben kız kardeşimi sana bırakmam.” Aras birkaç saniye sustu. Sonra çok ilginç bir şey yaptı. Tekrar zarfı aldı. Bu kez Aylin’e uzattı. “Bu senin için değil.” “Bu onun için.” Aylin kıpırdamadı. Aras devam etti. “Ve teklif hâlâ geçerli.” “Bir süre onunla yaşayacağım.” “Sen de orada olabilirsin.” Aylin kaşlarını çattı. “Ne demek o?” Aras sakince cevap verdi. “Üçümüz.” Ayça’nın kalbi hızlandı. “Hayır.” Aras ilk kez biraz daha kararlı konuştu. “Bu bir şans.” Aylin kollarını bağladı. “Ya kabul etmezsek?” Aras birkaç saniye onları izledi. Sonra çok sessiz bir şey söyledi. “Ben yine de yanında olurum.” Ayça’nın içi buz kesti. “Nasıl?” Aras’ın cevabı kısa oldu. “Daha görünmez şekilde.” Masada sessizlik çöktü. Aylin ve Ayça birbirine baktı. Çünkü ikisi de aynı şeyi düşündü: Bu adam gerçekten durmayacaktı. Ve Aras son cümleyi ekledi. “Bazen kontrol edebildiğiniz bir tehlike…” Bir saniye durdu. “…kontrol edemediğinizden daha güvenlidir.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE