Masadaki hava ağırlaşmıştı.
Ayça’nın başı dönüyordu.
Aras’ın söyledikleri, zarfın içindeki para, ablasının yüzündeki şaşkınlık… hepsi birbirine karışmıştı.
Ama en çok da Aras’ın son cümlesi kafasında çınlıyordu.
“Kontrol edebildiğiniz bir tehlike…”
Ayça sandalyeyi aniden geri itti.
Sandalyenin ayakları yere sertçe sürttü.
Kafedeki herkes bir kez daha döndü.
“YETER!”
Ayça’nın sesi titriyordu ama çok yüksekti.
Aylin hemen ayağa kalktı.
“Ayça—”
Ama Ayça artık durmuyordu.
Gözleri dolmuştu.
“Senin paranı da istemiyorum!” diye bağırdı Aras’a.
Masadaki zarfı aldı.
Aras’ın önüne sertçe attı.
“Ben bir eşya değilim!”
Aras kıpırdamadı.
Sadece onu izledi.
Ayça devam etti.
“Hayatıma girip beni satın alabileceğini mi sanıyorsun?”
Cevap vermedi.
Bu sessizlik Ayça’yı daha da öfkelendirdi.
“Beni takip ediyorsun, korkutuyorsun, sonra gelip ‘seni koruyorum’ diyorsun!”
Aylin Ayça’nın kolunu tutmaya çalıştı.
“Tamam Ayça—”
Ama Ayça elini çekti.
“Hayır abla!”
Sonra Aras’a döndü.
“Sen hasta birisin!”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Bir saniye.
İki.
Aras’ın yüzünde ilk kez gerçek bir değişim oldu.
Gülümsemesi kayboldu.
Çenesi kasıldı.
Ama yine de sesini yükseltmedi.
Ayça gözlerinin içine bakarak son kez konuştu.
“Benim hayatımdan uzak dur.”
Sonra döndü.
Hızlı adımlarla kafeden çıktı.
Aylin bir an Aras’a baktı.
Gözleri sertti.
“Onu rahat bırak.”
Sonra o da Ayça’nın peşinden çıktı.
⸻
Sahil boyunca rüzgâr sert esiyordu.
Ayça hızlı hızlı yürüyordu.
Aylin arkasından yetişti.
“Dur biraz!”
Ayça durmadı.
“AYÇA!”
Sonunda kolundan tuttu.
Ayça döndü.
Gözlerinden yaş akıyordu.
“Bunu yapamam abla…”
Sesi kırıldı.
“Her yere giriyor… her şeyi biliyor…”
Aylin onu kendine çekip sarıldı.
“Tamam… tamam…”
Ayça başını ablasının omzuna yasladı.
“Çok korkuyorum.”
Aylin saçını okşadı.
“Ben buradayım.”
Ayça biraz sakinleşti.
Tam o sırada…
Aylin’in telefonu titredi.
Ekrana baktı.
Numara yoktu.
Sadece mesaj.
Aylin kaşlarını çattı.
Mesajı açtı.
Ve yüzü bir anda değişti.
Ayça fark etti.
“Ne oldu?”
Aylin cevap vermedi.
Ayça telefonu aldı.
Mesajı okudu.
📩 Bilinmeyen Numara
“Koşarak uzaklaşman hoşuma gitmedi Ayça.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
“Ama sorun değil.”
Üçüncü mesaj geldiğinde Ayça’nın kanı çekildi.
“Nasıl olsa nereye gittiğini biliyorum.”
Ayça titreyerek etrafına baktı.
Kalabalık vardı.
Ama birden herkes yabancı görünmeye başladı.
Ve o anda…
Aylin fısıldadı.
“Galiba…”
Ayça ona baktı.
Aylin yavaşça söyledi.
“…bizi izliyor.”
Sahildeki rüzgâr daha da sertleşmişti.
Ayça’nın elleri hâlâ titriyordu.
Telefonu sıkıca tutuyordu ama sanki düşecekmiş gibi hissediyordu.
Aylin kararlı bir sesle konuştu.
“Tamam.”
Ayça ona baktı.
“Ne tamam?”
Aylin gözlerinin içine baktı.
“Polise gidiyoruz.”
Ayça bir an tereddüt etti.
“Abla… ya onu daha çok kızdırırsak?”
Aylin başını iki yana salladı.
“Zaten kızgın.”
Sonra daha sert söyledi.
“Ve bu adam suç işliyor.”
Ayça derin bir nefes aldı.
İçinde hâlâ korku vardı.
Ama artık yalnız değildi.
“Tamam,” dedi.
⸻
Yarım saat sonra
Karakolun floresan ışıkları Ayça’nın başını daha da ağrıtıyordu.
Bekleme sandalyesinde oturuyordu.
Aylin yanında duruyordu.
Bir polis memuru geldi.
“Buyurun?”
Aylin hemen konuştu.
“Kız kardeşim şikâyetçi olacak.”
Memur Ayça’ya baktı.
“Sizi tehdit eden biri mi var?”
Ayça başını salladı.
“Evet.”
Memur onları küçük bir odaya aldı.
Masaya oturdular.
Memur bilgisayarı açtı.
“Adı?”
Ayça tereddüt etti.
“Aras.”
“Soyadı?”
Ayça sustu.
“Bilmiyorum.”
Memur kısa bir duraksadı.
“Peki.”
“Numarası?”
Ayça telefonu uzattı.
Mesajları gösterdi.
Memur kaşlarını çattı.
“Size para göndermiş mi?”
Ayça başını salladı.
“Evet.”
“Takip ettiğini söylüyor musunuz?”
“Evet.”
“Çocuğunuzu da biliyor?”
Ayça’nın sesi kısıldı.
“Evet.”
Memur biraz daha ciddileşti.
“Bunlar ciddi şeyler.”
Aylin hemen atıldı.
“O yüzden buradayız.”
Memur notlar aldı.
Sonra telefonu inceledi.
Mesajlara baktı.
Uzun süre.
Sonra garip bir şey oldu.
Memurun yüzü değişti.
Bir an dondu.
Ayça fark etti.
“Bir şey mi var?”
Memur hemen kendini toparladı.
“Numarayı kontrol edeceğiz.”
Bilgisayarda bir şey yazdı.
Ekrana baktı.
Sonra tekrar yazdı.
Bir daha.
Sonra sandalyesinde geriye yaslandı.
Ayça’nın içi sıkıştı.
“Ne oldu?”
Memur birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra yavaşça konuştu.
“Bu numara…”
Durdu.
“…kayıtlı görünmüyor.”
Aylin kaşlarını çattı.
“Nasıl yani?”
“Yani operatör sisteminde yok.”
Ayça’nın kalbi hızlandı.
“Bu mümkün mü?”
Memur başını hafifçe salladı.
“Normalde değil.”
O anda…
Ayça’nın telefonu titredi.
Masada.
Üçü birden telefona baktı.
📩 Bilinmeyen Numara
Ayça’nın nefesi kesildi.
Mesajı açtı.
Ve yüzü bembeyaz oldu.
Aylin telefonu aldı.
Okudu.
Mesaj kısa ama ürperticiydi.
“Polise gitmen gerekmiyordu Ayça.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
Memur da gördü.
“Ama sorun değil.”
Üçüncü mesaj geldiğinde odadaki hava değişti.
“Zaten buradayım.”
Odanın içindeki üç kişi aynı anda başını kaldırdı.
Ve tam o anda…
Karakolun kapısı açıldı.
Bir adam içeri girdi.
Sakin adımlarla.
Siyah gömlek.
Tanıdık bakışlar.
Ayça’nın kalbi duracak gibi oldu.
Fısıltıyla söyledi.
“Aras…”
Aras kapıda durdu.
Gözleri doğrudan Ayça’yı buldu.
Sonra çok sakin bir şekilde konuştu.
“Benimle ilgili bir şikâyet olduğunu duydum.”
Ve memura döndü.
“Sanırım beni arıyorsunuz.”
Ayça’nın kalbi hızlandı.
“Aras…” diye fısıldadı.
Masadaki polis memuru başını kaldırdı.
Aras’ı gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.
Şaşkınlık.
Sonra…
Ciddiyet.
Memur hemen ayağa kalktı.
“Beyefendi…”
Yan masadaki iki polis de dönüp baktı.
Onlar da bir anda toparlandı.
Biri neredeyse refleks gibi ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz.”
Ayça ve Aylin aynı anda birbirine baktı.
Ayça fısıldadı.
“Ne oluyor?”
Aylin de anlamamıştı.
Aras sakince masaya yaklaştı.
Memur sandalyeyi geri çekti.
“Buyurun.”
Bu…
Normal bir davranış değildi.
Aras başını hafifçe eğdi.
“Oturmayacağım.”
Sonra memura baktı.
“Sanırım bir yanlış anlaşılma olmuş.”
Memur hemen bilgisayara baktı.
“Evet efendim… hanımefendi bir şikâyette bulunmuş.”
Aras başını yavaşça Ayça’ya çevirdi.
Bakışı sert değildi.
Ama çok yoğundu.
“Şikâyet mi?”
Ayça’nın içi buz kesti.
“Sen… beni takip ediyorsun!”
Aylin hemen atıldı.
“Kadını tehdit ediyorsun!”
Karakoldaki birkaç polis daha dönüp baktı.
Ama kimse Aras’a ters bir şey söylemedi.
Tam tersine…
Ortamdaki hava sanki onun etrafında değişmişti.
Aras sakin kaldı.
Memura döndü.
“Mesajları gördünüz mü?”
Memur hemen cevap verdi.
“Evet efendim.”
Aras cebinden telefonunu çıkardı.
Masaya koydu.
“Numara benim değil.”
Ayça’nın gözleri büyüdü.
“Ne?!”
Memur ekranlara baktı.
Bilgisayarda bir şey kontrol etti.
Bir dakika geçti.
Sonra memur boğazını temizledi.
“Numara gerçekten kayıtlı değil.”
Aylin öfkeyle konuştu.
“Bu adamla kafede görüştük!”
Aras ilk kez Aylin’e baktı.
Sakin.
“Tanıştık.”
Sonra tekrar memura döndü.
“Hanımefendi stres altında olabilir.”
Ayça’nın içi kaynadı.
“BEN YALAN SÖYLEMİYORUM!”
O anda odadaki iki polis daha yaklaştı.
Ama Ayça’ya değil…
Aras’a bakıyorlardı.
Biri saygılı bir sesle konuştu.
“Bir sorun var mı efendim?”
Ayça dondu.
“Efendim mi?”
Aras başını iki yana salladı.
“Yok.”
Sonra Ayça’ya baktı.
Gözleri yumuşamış gibiydi.
Ama bu daha ürkütücüydü.
“Eve git Ayça.”
Ayça fısıldadı.
“Sen kimsin?”
Karakoldaki memurların hepsi sessizdi.
Sanki cevabı merak etmiyorlardı.
Aras birkaç saniye düşündü.
Sonra çok sakin söyledi.
“Bunu bilmen gerekmiyor.”
Aylin öfkeyle güldü.
“Gerçekten mi?”
Aras gözlerini ona çevirdi.
“Evet.”
Sonra memura döndü.
“Şikâyeti kapatabilirsiniz.”
Memur hemen başını salladı.
“Tabii efendim.”
Ayça ayağa fırladı.
“Hayır!”
Ama kimse ona bakmıyordu.
Memur bilgisayara bir şey yazdı.
Tıklama sesi geldi.
“Şikâyet kaydı oluşturulamadı.”
Ayça’nın boğazı düğümlendi.
“Bu nasıl mümkün?”
Aras kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkarken durdu.
Başını biraz çevirdi.
Son kez konuştu.
“Ben sana zarar vermek istemiyorum Ayça.”
Sonra ekledi.
“Beni zorlamadığın sürece.”
Kapı kapandı.
Karakolda bir süre sessizlik oldu.
Ayça memura baktı.
“Bu adam kim?”
Memur gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
Ama sesi…
İnanılır gibi değildi.
Aylin bunu fark etti.
“Yalan söylüyorsunuz.”
Memur cevap vermedi.
Sadece şu cümleyi söyledi:
“Hanımefendi… bazı insanlarla uğraşmamak daha iyidir.”
Ayça’nın içi buz kesti.
Çünkü ilk kez şunu anladı:
Aras’tan korkan sadece o değildi.
Polisler bile…
Ondan çekiniyordu.
Karakolun kapısından çıktıklarında hava ağırlaşmış gibiydi.
Ayça’nın dizleri titriyordu.
Az önce olan şey…
Mantıklı değildi.
Bir adam içeri giriyor, polisler ayağa kalkıyor, şikâyet bir anda kapanıyor.
Aylin hâlâ öfkeliydi.
“Bu normal değil.”
Ayça kaldırımda durdu.
Derin bir nefes aldı.
“Hiç normal değil.”
Tam o sırada siyah bir araba karakolun karşısında duruyordu.
Kapısı açıktı.
Aras arabaya yaslanmış onları izliyordu.
Sanki onların çıkacağını zaten biliyormuş gibi.
Aylin dişlerini sıktı.
“Bak… hâlâ burada.”
Ayça birkaç saniye baktı.
Sonra yürümeye başladı.
Aylin şaşırdı.
“Nereye gidiyorsun?”
Ayça cevap vermedi.
Düz Aras’a doğru yürüdü.
Aras kıpırdamadı.
Ayça birkaç adım kala durdu.
Gözleri yorgundu.
Ama içinde başka bir şey vardı artık.
Korkunun yanında…
Teslimiyet.
“Tamam,” dedi.
Aylin hemen araya girdi.
“Ayça hayır—”
Ayça elini kaldırdı.
“Dur abla.”
Sonra Aras’a baktı.
“Teklifini kabul ediyorum.”
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Aras’ın yüzünde çok küçük bir değişim oldu.
Sanki bunu bekliyordu.
Ama yine de duymak istiyordu.
“Hangisini?” diye sordu.
Ayça’nın sesi yorgundu.
“Bir süre birlikte yaşamayı.”
Aylin neredeyse bağırdı.
“AYÇA!”
Ayça gözlerini kapadı.
“Artık kaçamayacağımı anladım.”
Sonra Aras’a baktı.
“Ama şartlarım var.”
Aras başını hafifçe eğdi.
“Dinliyorum.”
Ayça tek tek söyledi.
“Çocuğuma yaklaşmayacaksın.”
“Onun hayatına girmeyeceksin.”
“Ve bana dokunmayacaksın.”
Aylin şok içindeydi.
“Sen ciddi misin?”
Ayça fısıldadı.
“Onu durduramıyoruz abla…”
Sonra Aras’a tekrar döndü.
“Bu sadece geçici.”
Aras birkaç saniye düşündü.
Sonra yavaşça başını salladı.
“Peki.”
Bu kadar kolay olması…
Ayça’yı daha da tedirgin etti.
Aras devam etti.
“Bir şartla.”
Ayça’nın içi gerildi.
“Ne?”
Aras gözlerinin içine baktı.
O yoğun bakışla.
“Gerçekten deneyeceksin.”
Ayça kaşlarını çattı.
“Ne demek o?”
Aras sakin bir sesle söyledi.
“Sadece benimle aynı evde bulunmak değil.”
Bir adım yaklaştı.
“Benimle yaşamak.”
Ayça’nın kalbi hızlandı.
Aylin hemen konuştu.
“Buna izin vermiyorum!”
Aras bu kez Aylin’e döndü.
Sesi sakindi ama kesindi.
“Kararı o verdi.”
Sonra Ayça’ya baktı.
“Şimdi gel.”
Ayça birkaç saniye durdu.
Aylin’in gözleri dolmuştu.
“Ayça… yapma.”
Ayça ablasına sarıldı.
Sıkıca.
“Bir süre.”
Sonra fısıldadı.
“Belki böyle kurtulurum.”
Aylin başını iki yana salladı.
“Bu kurtuluş değil.”
Ayça cevap vermedi.
Aras arabasının kapısını açtı.
Ayça birkaç saniye baktı.
Sonra…
Arabaya bindi.
Kapı kapandı.
Araba hareket etti.
Aylin kaldırımda tek başına kaldı.
Ve ilk kez gerçekten korktu.
Çünkü Ayça’nın az önce yaptığı şey…
Bir anlaşma değildi.
Birinin hayatına kendi isteğiyle girmekti.
Ama Aylin’in bilmediği bir şey vardı.
Araba ilerlerken…
Aras direksiyona bakarak çok sessiz bir şey söyledi.
Neredeyse fısıltıyla.
“Sonunda.”
Ayça duydu.
“Ne dedin?”
Aras başını hafifçe çevirdi.
Gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı.
“Hiç.”
Ama Ayça’nın içinden bir ses şunu söylüyordu:
Bu adam…
Bu anı çok uzun zamandır bekliyordu.