Bazen uyuyarak, bazen de konuşarak. Sydney havalimanına iniş yaptık. Özel arabasıyla evine doğru yola çıktık. Nasıl karşılanacağımı bilmiyordum kendimi olayların akışına bırakmaya karar verdim. Heyecanla etrafımı seyrediyordum güzel yerlerdi. Hatta İstanbul kadar güzeldi. Uzunca süren araba yolculuğundan sonra gideceğimiz yere varmış olsak gerek araba çok büyük demir bir kapının önünde yavaşladı. Kameralar vardı ağır kapı yavaşça açıldı. Bir süre daha gittik yeşillikler ağaçlar içinde büyük bir arazi. “Nihayet eve geldik” Mick’in ev diye bahsettiği binayı görünce şaşkınlıktan dilimi yutacaktım. Kocaman devasa bir malikâne. “Burada krallık var mı? Yoksa sen kraliyet soyundan mısın?” “Maalesef hayatım, kral olmamı mı isterdin” “Ne kadar büyük, ev mi desem şatomu desem resimlerde gördüğü

