Gücün İlk Kıvılcımları
Sen evladım, neyi değiştireceğine karar vermeden benim kararımı sorgulamaktan acizsin. -Yedi Bilge
Alesya ona dönüp gerçek bir ilgi ile baştan aşağı süzdü. Beğeni belirten bakışlar ile konuştu. "Kılıcını ve cesaretini sevdim. Kral Dirim'e söyleyeceğim seni emrime versin. Eğlenceli adamsın."
Tüm kelimelerinde kışkırtıcı ve sinsi lafların olduğunu sezen genç adam verdiği kararın doğru olduğuna emin gibi davrandı. "Sen kesinlikle şeytan sütündensin."
Alesya onun etrafında yürümeye başladı. Oradaki herkese duyurmak istediği bir şey vardı: Krallarının ona gücünün yetmediği. Güce boyun eğen halk, onun gücü karşısında boyun eğsinler ve onu öldürmeye cesaret bile edemesinler istiyordu.
"Bana Dora'yı hatırlattın. O da böyle söyleyip boğazıma yapışmak istedi. Fakat bana dokunmadı, bedenimiz arasında yoğun, kırılmaz ve görünmez bir güç oluşuyor. Bana dokunamıyor bile. Muhtemelen senin kılıncında bana değmez."
Genç adam onun cesaretinin gerçek olup olmadığını test etti. "Denemeden bilemeyiz."
Alesya ona alayla baktı, onun basit numarası bayağıydı. "Bay X komikmişte. Onun yerine şunu deneyelim. Lanet ve bu evren hakkında ne kadar kitap varsa bana getir. Aradığınız kişi ben değilim ama buradan gitmeden önce yüce ve güzel kralınız Kral Dirim için lanete çözüm bulayım. Adamcağız ne istesem yapıyor en azından ona iyiliklerinin karşılığını vereyim."
Genç adam, kralların onun kuklası olabileceğini asla kabul edemezdi. Krallıklarına güç katan ve gücüyle tanınan Kral Dora bu kıza karşı güçsüz mü kalıyordu? Krallığa zekası ve bilgeliği ile sözünü geçiren kralları Kral Dirim ise bu kızın sözünü mü dinliyordu? Buna inanamazdı. Alçak hareketine kaşlarını çattı.
"Yalan söylüyorsun."
Alesya ona acıyarak baktı, söz konusu krallardan kimsenin daha üstün olmadığını biliyordu. Onu küçümseyerek haddini bildirmek istedi. Kendi kabul etmesede herkes onu kraliçe olarak görüyordu. Bu gücü kullanarak kendini koruyordu.
"Sen kimsin ki? İki kılıçlı, yakışıklı yüzüne çarpı işaretleri koydukları bir genç. Bay X."
Onun bu itham ve hareketlerine genç adam karşılık vermedi. Gelen kişiyi görmüş hürmet ile eğilmişti. Alesya onun kime eğildiğini görmek için arkasını döndüğünde Kâhin Lodar'ı gördü. Yaşlı adamın özensiz kıyafeti ve bastonu dikkatini çekti. Bu krallıktan değil gibiydi.
Kâhin Lodar eğilen gencin omzuna elini dostça koyup dikleştirdikten sonra Alesya'ya onu tanıttı.
"Krallığımızın sadık ve hizmetkâr, iyi yürekli lordlarından Lord Veter."
Alesya dikkatini yaşlı adama verdi. Onu incelerken başını hafif yana eğdi. "Peki sen kimsin?"
Kâhin Lodar asasından destek alarak dizlerini kırarak revarans yapmak istedi. "Huzurunuza çıkan bendeniz, Kâhin Lodar." Alesya eliyle onun eğilmesini kesip kalkması için işaret ederken duyduğu isime odaklandı. Onu memnun edecek bir isimdi, yeniden duymak istedi.
"Adını tekrarla."
Kâhin Lodar onun reveransını geçiştiren ve devam etmesini engelleyen el hareketi üzerine bu sefer eğilmedi. İsmini açıkça söyledi. "Kâhin Lodar."
Alesya aradığı tüm kitapların bu yaşlı adamda olduğunu biliyordu. Kitaplarda onun ismi sıkça yazıyordu. Tarih kitaplarından onun yaptığı büyüler ile savuşturulan salgın hastalıkları ve durdurulan savaşlarla olduğu yazılmıştı. Elban Krallığından geriye kalan diğer krallıklar arasından, Yedi Bilge'nin öğretilerinin ardından giden tek kişiydi. Sukha'dan bir çıkış varsa kesinlikle bu yaşlı adam biliyordu.
Onu gördüğüne memnun olduğunu gösteren bir gülümseme ile yaşlı adama bakarken Lord Veter'ı yanlarından göndermek istedi.
"Sen gidebilirsin Bay X. Sanırım bu yaşlı adam bana istediğimi verecek."
Lord Veter onun değişen bakışları ile bir planı olduğunu sezdi. Burada kalıp öğrenmek istedi. "Sizi korumakla görevlendirildim. Sizden uzaklaşmam mümkün değil."
Alesya kaşlarını çatarak hızla ona döndü. Eğer ona yardımcı olmak için görevlendirildiyse ne diye az önce zorluk çıkarmıştı. Bu onu sinir etti.
"Bay X, bunu yeni mi söylüyorsun? Hizmetimde olduğunu bilseydim sana daha iyi davranırdım. Eh artık başka sefere. Şimdi uzaklaş buradan." Son sözlerini ciddi bir yüz ifadesi ile söyledi. Onun ne kadar kararlı olduğunu gören Lord Veter uzaklaşmak zorunda kaldı.
Kâhin Lodar ona bakıp gülümsedi, üslubu ile bir tahmine vardı. "Sanırım geldiğiniz yerde kraliçeydiniz. Emir vermeyi biliyorsunuz."
Alesya duydukları ile gülümsedi ve ona döndü. "Sanırım sende geldiğim yerde olsaydın benim emirlerime uyardın." Sonuçta o Elbanların kâhiniydi ve herkes Alesya'yı Elbanların kraliçesi sayıyordu.
Kâhin Lodar ağırlığını asasına verip ona taşırtırken kızı baştan aşağı inceledi. Ne demek istediğini anlıyordu. Hoşuna da gitmişti.
"Kraliçelerden biri olmadığınızı düşünmüyor muydunuz?"
Alesya kendi düşüncesini onun üzerinde kullanamazdı. Bu yüzden ondan yana oynadı. Ayakta dururken yorulacak olan yaşlı adamın koluna girip koltuklara doğru yürüttü.
"Ben ve yüksek mantık iradem buraya alışmakta zorluk çekiyoruz. Neden benim değilde sizin düşündüklerinizle yol almıyoruz. Kraliçe olduğumu düşünüyorsanız, bana itaat edersiniz değil mi?"
Kâhin Lodar onun yakın hareketine anlam veremedi. Alışık olmadığı yüzünden belli oluyordu. Burada herkes sınırları ile sohbet eder resmi bir dil kullanırdı. Alesya canı nasıl isterse öyle davranacak gibiydi. Onu kullanmak isteyen genç kıza baktı.
"Bunu size düşündüren nedir? Adal Krallarının güvencesi mi?"
"Hayır. Sizin için gelen kişi isem Elbanların Kraliçesi'yim demektir. Yani sizin kraliçeniz."
Kâhin Lodar oyunu sadece kendi tahtasında oynayıp işine gelen taşları kullanan kıza baktı. Onun için endişeler yersizdi. Gayet güçlü ve zeki bir kızdı, yeniden intihar etmek istemesine ihtimal veremiyordu. "Bilgilerinizin yok olması kralları endişelendiriyordu, yersizmiş."
Alesya neyi hatırlarsa hatırlasın burası için eksik kalacağını düşünüyordu. Bu yüzden zihnindeki boşluk önemli değildi. Buradaki bilgiler ve onların ışığı altında yapabilecekleri önemliydi. Buradan bir çıkış yolu bulmalıydı.
"Hiçbir şey hatırlamadığım doğru. Bilgilerim yok oldu fakat bilgi evindeyiz. Burası kütüphane. Dünden bugüne ne kadar kitap okuduğumu bilseniz şaşıp kalırsınız."
Kâhin Lodar yanına geldikleri koltuğa en önce onun oturmasını bekledi. Başımı eğerek elini uzattı ve oturması için saygı ile bekledi. Alesya yaşlı adamın davranışlarını çözümlerken hayale kapılıyordu. Bu kâhin onu kraliçesi olarak kabul edip yardım eder miydi? Yaşlı adamın hâlâ daha ayakta beklediğini fark edince içtenlikle konuştu. "Otur lütfen Kâhin Lodar, kitaplardan sonra senden bilgi almak istiyorum."
Yaşlı adam yavaş hareketleri ile oturdu ve Alesya'ya doğru döndü. "Peki ne ile alâkalı kitaplar okudunuz sorabilir miyim?" Yaşlı adamın sorusunun gereksizliğine güldü.
"Neyle alâkalı kitaplar okuduğumu tahmin edebilirsiniz."
Kâhin Lodar bu sefer sorusunu değiştirdi. Sukha ile ilgili kitaplar okuyacağını biliyordu. Burayı bilmek ve kaçmak için bir yol bulmak isteyeceğini tahmin edebilirdi. Sukha'yı kabullenmekte zihni zorlanırken aklı kaçış yolları arayacaktı.
"Yeterince bilgi sahibi oldunuz mu?"
Alesya bir an durup yaşlı adama ve onun kırışık yüzüne baktı. "Bilgi hiçbir zaman tam olarak yeterli gelmez. Bir kâhin bunu biliyor olmalı." Onun bakışları Kâhin Lodar'ın garibine gitti. Aklından neler geçtiğini bilemiyordu.
"Sizin burada, vaktinizin çoğunu kitaplarla geçirdiğinizi duydum."
Alesya gülümserken etrafa bakındı. Her gün onu gizliden gizliye süzen halk etrafa olabildiğince laf yaymıştı. Kulaktan kulağa yorumlar ve duyumlar dolaşacağını iyi biliyordu. Bu yüzden Lord Veter ile öyle konuşmuştu. En azından manipüle edebildiği ve şekillendirdiği sözler ondan yana olabilirdi. İç çekerek konuştu.
"Duyumlar, burada önemli olan onlar olmalı. Onu bırakında ben sizden bir şey isteyecektim."
Kâhin Lodar gülümsedi. “Galiba rica eden bir insan değilsiniz, efendim." Onun adapte olmadığını ve kraliçeliği kabul etmediğini herkes söyleyebilirdi. Fakat Alesya'nın bu hâli yönetmeyi ve yönlendirmeyi bilen, emir altına almak isteyen bir kraliçe gibiydi.
Alesya kabalığının sorun olacak bir noktasını görmüyordu. Buraya ya da bir krallığa ait değildi. Kimseye boyun eğmek zorunda değildi, kaldı ki sürekli onu öldürmek istiyorlardı. Bir de onlara baş mı eğecekti?
Kâhin Lodar'a isteği için açık konuştu. Eğer ondan yardım alamayacaksa bunu bir an önce anlayıp onu her saniye ölüme götüren vaktini boşa harcamamalıydı.
"Rica etmiyor olabilirim ama insanım. İşte bu yüzden buradan gitmem gerekiyor. Bedenimin tükendiğini hissediyorum. Saçlarım beyazladı, Dirim görünümüm için büyü yaptı. Fakat nasıl göründüğümün bir önemi yok. Bedenim yaşlandı hissedebiliyorum. Aciliyet gerektiren bir konu."
Kâhin Lodar bu konuda serin davrandı. Krallara yaptığı gibi onlarında bildiği pratik bilgiyi söyledi. "Yedi Bilge'nin İksir Gölü'ne tekrar girmelisiniz."
Alesya gözlerini devirdi, bu kısa süreli çözümden nefret ediyordu. "Sonra yine yaşlanacağım. Bedenimin kabul etmediği bir yerdeyim. Sizden yardımınızı rica ediyorum. Buradan nasıl gidebilirim?"
Rica kelimesine sert bir üslupla baskı yaptı. Onu anlaması gerekirdi. Bir yol göstermeliydi o Kâhin Lodar'dı. Kitaplarda yardımsever ve karşılıksız iyilik yapan bir halk kahramanı gibi yazılmıştı.
Kâhin Lodar onun gitmekteki isteğini ve kararlılığını görebiliyordu. Ona göstereceği tüm yollar tıkalıydı, bunu onunda anlamasını isterdi. "Geldiğiniz yoldan."
Alesya alnında çizgiler oluşturarak kaşlarını kaldırdı. "Şu perde mi? Diyar Perdesi... Kitaplarda oranın öyle kolay geçilebilecek, isteyenin girip çıktığı bir yer olmadığı açıkça yazıyordu. Orası Tanrı'nın izni ve şu bilge takımının gücüyle oluyormuş."
Kâhinin gösterdiği yola anlam verememişken yaşlı adam tekrar konuştu.
"O zaman sizi buraya gönderenin Tanrı olduğunu kabul edip boyun eğin. Gitmek yerine buradaki uygun bir yaşamı düzenleyin."
Alesya dudaklarını kıvırdı, ona bir çare değil boyun eğiş veren yaşlı adama baktı. Sözde en bilge olmasına rağmen onu kraliçe sanmıştı. Gülümsemesi alaylı bir hâle geldi.
"Ya da küstahlık gösterip bilgeler kadar güçlü olduğumu düşünürüm. Sonra gider Diyar Perdesi’nden geçerim. Sonuçta denemekten ne çıkar?"
Kâhin Lodar zaten onun deneyip başarısız olmasını ve sonra burada kalmayı kabul etmesini bekliyordu.
"Kırmızı kanınız ya da canınız."
Bu açık sözlülük trajıkomikti. Burada herkes onu yönlendirmek; kendi ifadeleri ve verdikleri bilgiler ile onu bilmediği bir yola sokmak istiyorlardı. Oysa tüm yolar bilinmedikti zaten. Bu yüzden birinin yönlendirmesi ile gitmek yerine kendi adımlarını seçerdi.
"Seni de sevdim Kahin Lodar.” Buraya gelmesinin bir nedeni olmalıydı. “Şimdi seni dinliyorum. Beni görmeye geldin, duyumların seni buraya getirdi. Elbet merakının söyleyeceği şeyler vardır."
Kâhin Lodar elbette der gibi kafasını salladı. Onun bu denli gözü açık, sözlerini sakınmayan biri olduğunu beklemiyordu. Onun korkuyla sinmiş, Kâhin Lodar’ın sözleri ile ayağa kaldırmak zorunda olacağı biri sanmıştı. Oysa zaten kendini ayağı kaldırmış ve adımlarını kararlılık ve zeka ile atıyordu. Ona şimdi söyleyecek bir şeyi yoktu.
"Zaman... Şimdi sizi görmek istedim. Şimdi zamanımı sizi tanımak için kullandım. Söyleyeceklerim sonraki anın meseleleri."
Aleysa yaşlı adamın yüzünde ki minnettar kalmayı ve memnuniyeti seçebiliyordu. Ayrıca mutlu olmuş gibi bir hali açıkça görünüyordu.
"Tanıdığına memnun olmuş gibi bir halin var."
Kâhin Lodar bunu saklamadı. Kafasını onu söylediklerini onaylamak için eğdi ve gülümsedi. "Kral Dirim sizin evrende olmaktan korktuğunuzu söylemişti; kendinizi öldürmeye kalkmışsınız. Sizde hak verirsiniz ki tanıdığım kişi ve duyumlarını aldığım kişi çok farklı."
Bunların övgü olduğu kesindi. Kâhinin gerek ifadeleri gerekse duruşu Alesya’yı kendine sevdirdi.
"Söylediklerinizi sevdim. Bana bağlılık gösterir misin? Ben kendi inandığım yoldan gidiyorum. Eğer sizde benim Elban Kraliçesi olduğuma inanırsanız bağlılık gösterin."
Her şeyi bu kadar ortaya döküp kendine yandaş araması tuhaftı. Kendi kraliçeliği kabul etmiyordu fakat kabul edenlerin itaat etmesini istiyordu. Bu nasıl bir kâr peşinde koşmaktı ki saklama gereği bile duymuyordu? Gerçi bunun bir diğer açıklaması korkusuz ve çekingesiz oluşuydu. Kâhin Lodar ahmak yerine koyulmuyordu fakat Alesya sanki inancı onu saflaştırıyormuş gibi konuşup kendine işe yarar hale getiriyordu.
"Çıkarlarınızı gözetiyorsunuz. İşinize gelen güce sahip olmaya çalışıyorsunuz."
Alesya sesli bir şekilde güldü. Kartlarını gayet açık oymamıştı. Neyin nasıl anlaşıldığını önemsemiyordu. Sadece peşinde olduğu yolda ona çıkar sağlayacakların iş birliğini istiyordu. Yavaşça ayağıya kalktı ve dün uyumadan önce alıp odasında unuttuğu kitabı almak için odasına gitmeye karar verdi. Hâlâ daha düşünceli olan ve onun hareketlerini sorgulayan Kâhin Lodar’a döndü ve açıkladı.
"Sadece hayatta kalmaya çalışıyorum."
Sadece bu kadardı, kendini kurtarmak ve hayatta tutmak için yapıyordu. Onların muhtaçlığını ve öfkelerini bile bunun için kullanıyordu. Bir daha kendini çaresizliğe bırakmayacaktı. Mümkün olan tüm yolları bulacak mümkün olmayanları yaratacaktı. Herkesin kendini kurtarmak istediği Sukha’da o da kendini kurtarmalıydı.
Cadabra Kütüphanesinin giriş ya da çıkış kapısını kullanmıyordu. Kral Dirim’in gösterdiği o küçük kapıyı kullanıyordu. Sert toprak merdivenleri çıktıktan sonra durup arkasına baktı. Ayağıya kalkmış onu selamlayan Kâhin Lodar’ı ve uzaktan diksinen bakışları ile genç lordu görüyordu. Avucunu duvara koydu ve Cadabra’nın varlığını hissetti. O bilge ve yüce ağacın kökleri ile güç bulan kütüphaneye bakındı. Cadabra’nın sıcaklığı birinin varlığını hatırlatıyordu ve bu hisle sohbet etmek ister gibi düşüncelerini paylaştı.
“Ben senin yerinde olsam Cadabra. Tarihe sadece adil olanın yazılmasını sağlardım. Sen savaş ve barışın yazıldığı kitaplara ruhunu sunuyorsun. Oysa hiçbiri adil olmaktan ve adaletten bahsetmiyor. Bencil krallıklara verilen laneti sayfalara adalet olarak yaz. Bedel ödetmek Tanrı için adalettir.”
Sonra küçük kapıdan çıkıp antrede yürüdü. Yolu ezberlemişti fakat karışık saray planı yüzünden her seferin yanlış bir yere gidiyormuş gibi hislere kapılmaktan kendini alamıyordu. Koridoru da geçince koltukların tek tük dizildiği şömineli kısma geldi. Oturma salonunun kapısından içeride oturan Kral Dirim’i gördü. Onu rahatsız etme niyetinde değilken kral onu selamlamak için ayağa kalktı ve başını eğerek eğildi.
“İyi zamanlar dilerim Kraliçe Alesya.”
Alesya kapıya yaklaştı biraz kafasını dağıtmak için onunla sohbet etmek iyi gelirdi. Onun yanına ilerlerken bu resmilik için kendini zorunlu tutmadı.
“Şu eğilme meselesini kaldırsak mı? Ben karşılık vermediğim için krallığına saygısızlık ediyormuş gibi duruyorum. Ama halkının önünde seni onur verici ve gururlandırıcı sözlerle selamlarım. Gördüğün üzere resmi değil tam tersine samimi bir insanım. Bu yüzden kimse olmadığında böyle davranmamı kabul etmelisin.”
Kral Dirim onun söylediklerine ve samimiyetine içtenlikle gülümsedi. Aralarında giderek güzel bir bağ kuruluyordu. Onların gülümsemelerine ve sohbetlerine köşede oturan Kral Dora limon sıktı. Yüzünü buruşturup iğreniyormuş gibi yorum yaptı.
“Laubali bir kırmızı kan.”
Alesya onun burada olduğunu konuşana kadar fark etmedi. Gözlerini devirerek sıkkınlıkla nefesini verdi. Kral Dora’nın sürekli sataşmak için bir şeyler söylemesinden artık bıkmıştı. “Sende mi buradaydın?” diyerek onun varlığından memnun olmadığını ses tonu ile belli etti. Daha sonra ayakta bekleyen Kral Dirim’e döndü. “Seninle sohbet etmeye daha sonra gelirim. Zira kardeşin ve kendi çapındaki dikenleri beni rahatsız ediyor.”
Alesya gitmek için arkasını dönecekken Kral Dirim “Sizi boş bulmak mümkün değil, hep kütüphanedesiniz. Lütfen buyurun biraz sohbet edelim.” dedi. Birlikte vakit geçiremediklerinden yakınıyor gibi geldi.
Kral Dora oturduğu koltuktan dikeldi ve sertçe baktı. “Kütüphaneye gitmesini yasaklamıştım sanki.” Bu seferki kabalığı kardeşineydi. Alesya gitmekten vazgeçip onlarla oturmak için koltuklardan birine geçti. Kral Dora’ya aynı tavır ve iğneleyici ifadelerle konuştu.
“Bende sana itaat ediyordum sanki. Ben senin halkın değilim, emirlerime uymak zorunda değilim. Yani tacının bende bir hükmü yok.”
Kral Dora dertliymişçesine bir iç çekti. “Geldiğinde kral kelimesini bilmeyen ürkek insanı özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.”
Kral Dirim’de eski yerine oturdu ve karşısında oturan kıza günlük bir sohbet başlatmak için en uygun soruyu yaptı. “Bugün neler yaptınız Kraliçem? Umarım kendinizi çok yormamışsınızdır.”
Alesya geriye yaslandı ve koltuğa rahatça yayıldı. Bu da yetmiyormuş gibi kitap okumanın verdiği ağırlığı üzerinden atmak istercesine ayaklarını da önündeki sehpaya uzattı. “Hiç hoşuna -” dönüp Kral Dora’yı bakışları ile gösterdi. “ daha çok onun hoşuna gitmeyecek şeyler yaptım.”
Alesya kafasını geriye yaslanıp yüzünü yukarı verirken gözlerini kapattı. Diyar Perdesi’nden tekrar geçmeyi denemeliydi. Olasılıkları sıfırlayana kadar buradan çıkmak için elinden geleni yapacaktı. Derin bir iç çekerek şöminedeki alevde yanarken yakarışlarını sunar gibi çıtırdayan odunu dinlemek istedi. Kafasındakilerin gitmesi gereken bir yol, düşüncelerinin üzerinde durması gereken kurallar vardı.
Kral Dirim’in duruşunda bir gerginlik oldu. Onun ne yaptığını merak ediyordu. Sonuçta onun iki kişilik gördüğü bu krallık aslında tek bir yönetimleydi. Kardeşini kötü etkileyecek her şey onuda aynı şekilde etkileyecekti.
“Hoşumuza gitmeyen şeylerin neler olduğunu bize söylemek ister misiniz Kraliçem?”
Alesya kafasını kaldırdı ve kararsızca baktı. Elbet öğreneceklerdi ayrıca yaptıklarınıda saklıyor değildi. O kendini korumak ve savunmak için ne iyi ise onu yapıyordu. Kimsenin bu konuda suçlamalarını üzerine alamazdı. Köşedeki tekli koltukta onlardan uzak oturan Kral Dora’ya küçük bir bakış attı. Kral Dora söyleceklerini bekliyordu, fakat o duysa bile umurunda değildi. Onu muhatap almadığını belirtmeyi unutmadı.
“Size değil fakat sana söylerim. İyiliklerinin karşılığını her zaman dürüstlüğümle ödeyeceğim.”
Bu karşılık için elbette Kral Dirim minnettar ve mutluydu. Fakat onunla konuşmak için kardeşine oradan uzaklaşmasını söyleyecek değildi.
“Kardeşimin dinlemesinde sakınca görmüyorsanız açıklar mısınız? Doğrusu merak ettim Kraliçem, ne olabilir?”
Alesya bedenini doğrultsa bile ayaklarını sehpadan çekmedi. “Bugün iki kılıçlı yüzünde x işaretine benzer bir yarası olan biri ile tanıştım.”
Kral Dora kimden bahsettiğini anladı. Fakat onların tanışmalarından öfke duymazdı. “Lord Veter. Bu beni sinirlendirmedi.” Onu sinirlendirecek kısmı merak ettiği için acele ettiriyordu. Alesya derin bir nefes aldı ve bir çırpıda anlatıp onun bağırmalarına kendini hazırladı.
“Kılıcını çekmek istediğinde beni öldüremeyeceğini söyledim. Kralının denediğini fakat beceremediği söyledim. Dokunulmaz olduğumdan bahsettim. Kütüphanede başkaları da vardı, halka yayacaklardır. ”
Kral Dirim’in canı sıkıldı ve sırtını koltuğa iyice yasladı. “Bunu neden yaptınız Kraliçem?” Kelimelerinin sakin ve ılımlı olmasının hissettikleri ile bir alakası yoktu. Olmuşa bir çare olmadığı için olacakları yönlendirmek için düşünmeliydi.
Kral Dora ayağa kalktı şömineye doğru ilerledi. “Nedeni bariz beni güçsüz göstermek halkı kışkırtmak için.” Buna cüret ettiği için ona saldırmak istiyordu. Fakat onunda diğerlerine söylediği gibi ona dokunamıyordu. Bunu deneyerek küçük düşürmeyecekti kendini. Alesya’nın yanından geçerken parmağı ile onu gösterdi. “Ama bu seni öldürür, halk seni tehdit olarak görecektir.”
Alesya ayaklarını indirdi ve dikeldi. Bunun doğru olmadığını düşünüyordu. Halkı korkutarak sindirmeye çalışıyordu ve elbette bu karşılığını verecekti. Hemen olmasa da aralarında geçen sözler ve korkunun büyümesi ile elbette korku onların en derinlerine sinecekti. Onu öldürmeye cesaret edemeyecek kadar korkutacaktı onları.
Alesya onu küçük düşürmek için değil kralların gücünün üstünde olduğunu belirterek kendini yüceltmek istediği için bunu yapmıştı.
“Kendimi güçsüz ve savunmasız göstermemek için. Bir daha kimse beni tehdit etmesin diye. Kılıncını bana doğrultamasın diye. Kral Dirim'in onurunu korurum fakat sana böyle bir borcum yok.”
Kral Dora onun bakış açısında nasıl oluyorda kendini atarak bu krallığı düşünüyor olmasına hayret etti. O da bu krallığın kralıydı ve burada her şey birdi. Onu ayrı tutarak yapılacak tüm hareketler krallığı bölmek isteyen sinsi hareketlerdi.
“Adal Krallığına kendini borçlu hissetmelisiniz. Bunu iki kral içinde yapmalısınız.”
Alesya kafasını iki yana salladı. Bacak bacak üstüne attıktan sonra dirseğini dizine yasladı. Kendini borçlu hissetmiyordu. Hemde hiç... Kral Dirim’e ise iyiliklerinin bedelini veriyordu. Karşılıklı bir iş gibiydi bu onun için. Kral Dora’ya böyle bir işten anca kavga ve savaş çıkartırdı. Çünkü ondan gördüğü buydu.
“Ben senin davetinle kalmadım. Krallığınız beni bakıp büyütmedi ve beni burada tutmanızın nedeni kraliçe olduğumu düşünmeniz.” İşi Kral Dora için daha can yakıcı ve can sıkıcı bir noktaya çekmek istedi. “Eğer bulunduğum toprakta yaşama hakkıma minnettar kalmamı istiyorsan sana şunu hatırlatayım. Bulunduğunuz topraklar Elbanların. Yani kraliçesi olduğum için hayatımı koruduğunuz Elbanların.”
Kral Dirim sesi sert ve keskin bir şekilde onların konuşmasını böldü. “Bu konuyu bir daha açmamanız gerektiği konusunda ricada bulunmuştum.”
Alesya, toprak meselesi ile hemen kardeşine dönüşen Kral Dirim’e baktı. Kitaplarda burayı işgal eden ve yağmalayanların yanı sıra onun topraklar üzerindeki stratejik sahiplenme ve ele geçirmesinden övgü ile bahsediliyordu. Elbette geri almak niyeti ya da sahiplenme gibi davranışlara böyle sert çıkacaktı. Sözde ricası onun zararını kapatmak içindi. Topraklar onların ve onların kalsın diye yapıyordu. Kibarlıktan uzak ricası beş para etmezdi.
Alesya’nın bakışları sertleşti. “Görüyorum ki iyiliklerinizde ricalarınızda kendi çıkarlarınıza.”
Onun bu konuda söz söylemeye ve alınmaya hakkı yoktu. Alesya’da başından beri Kral Dirim’in yanında durmasının nedeni tehlikedeki hayatını savunmasıydı. Kendi çıkarıydı. Bunu iyi bilen Kral Dirim gülümsedi.
“Birbirimizle uyum içinde olduğumuzu düşünüyorum. Sonuçta minnettarlığınız da sizi koruduğumuz için.”
Alesya başını salladı, tamam der gibi. Ama daha çok kafasında bazı şeyleri bitiriyordu. Korumasına ihtiyacı vardı belki ama daha fazlası için onlar Alesya’ya muhtaçtı. Lanetlerini kaldıracak kızın Alesya olduğunu kanıtlanmamıştı. Fakat bu küçük umuda ve ihtimale bile muhtaç olan da onlardı.
Lanetlenenler onlardı.
Alesya bir ölümlüydü, evrende kısa zamanda ölecek bir ölümlü. Onun için lanet burasıydı. Onlar iş birliğini bitirse bile onun ölmesine asla izin vermeyecek biri daha vardı.
Alen...
Ayrıca bir müttefik krallık daha vardı. Onlarla da bağlarını sağlamlaştırmak istiyordu. Adal krallarına muhtaç değildi. Ayağa kalktı ve gülümsedi. Kralları işkillendiren bir mutluluktu.
“Öylese bu çıkar ilişkisini bitirelim.” dedikten sonra ikisininde yüzüne kısa süre baktı. Yüzündeki kazanmışlık sadece göstermelikti. Onların kafasını karıştırmak içindi. Giydiği ve sahiplenerek vermediği Kral Dora’nın pelerinin yavaşça çıkardı ve onu sahibine uzattı.
Kral Dirim onun neyi kast ettiğinden emin değildi. Kral Dora elini uzattı ve onun yukarıdan bıraktığı pelerini kavradı. Birbirlerine en fazla bu kadar yakın durabiliyorlardı. Bir şey alıp vermek için birinin bırakıp diğerinin avucunu açarak tutması gerekiyordu. Kral Dora ondakinin sadece bir blöf olduğunu düşündü bu yüzden gülerek alay etti.
“Krallığımızdan defolup gitmeyi mi planlıyorsun? Seni bizzat Anisa Krallığına kendim götüreceğim.”
Alesya da onun sözlerine komikmiş gibi güldü. Başka bir şey demeden arkasını döndü ve saçlarını omzundan geriye atarak yürüdü. Arkasında kalan iki kral onun ne yapacağını ve şu anda ne yaptığını anlamadı.
Alesya da tam olarak bilmiyordu. Bildiği tek şey buradan gitmeyi deneyecekti. Onu hayal kırıklığına uğratacak bir ihtimal olsa bile buraya gelmeyecekti. Krallık hakkında sadece kitapların cümlelerini okumuştu.
Okudukça kafasının içinde beliren manzaralarda hep karalanan köşeler olduğunu fark ettiği durumlar vardı. Herkesin bahsetmekten kaçındığı ve anlatmaktan kaçındığı bir şeyler vardı. Öyle ki Cadabra bile kökünü saldığı toprakların gördüğü ve geçirdiği günlere ruhunu vermiyordu.
Alesya odasına dönerken koridorun değiştiğini fark etti. Artık aynaların yenisi asılmadığı ve boyanıp boş duran duvarlara neler geleceğine karar vermişlerdi. Alesya her geçtiğinde yine yılan kabartması olur diye tahmin ediyordu. Fakat duvarlara bin bahçeyi kıskandırır gibi güller ve çiçekler açmıştı. Parmağını uzatıp dokunduğunda onların gerçek çiçekler olduğunu anladı.
Yaşlanan yüzünü gördüğünde üzüldüğünü söyledi diye aynalar takılmamıştı. Kral Dirim’in işi olmalıydı bu. Koridoru çiçeklerle bezetmişti yüzünü görmeden içindeki güzelliği hissetmesi için. Alesya duvardan bir gülü söktü, parmağına batacak dikenlere dikkat etti. Onun ait olduğu yer nasıl ki Sukha değildi, çiçeklerin ve güllerinde yeri duvar değil topraktı. Alesya duvara asılan güller kadar güzel ama bir o kadar manidar bir yaşamda asılı kalmıştı.
Gülü eline alarak ilerledi ve odasının tarafından sapıp orta bahçelere gitti. Her katta üst üste büyüyerek yukarı çıkan sarmaşıkların ve çiçeklerin bulunduğu yerler vardı. Sarayın ortasındaydı, Alesya da bunu için en uygun yerin burası olduğunu düşünüyordu.
Kendini halka açmış ve duvarları olmayan sarayların dış balkonları halkı hatırlatıyordu. Krallar için sorumluluklar ve tacın ağırlığı olmalıydı. Alesya için herkesin normal ve sıradan yaşamlarının içinde nasıl aykırı kaldığını gösteriyordu. O buraya ait değildi. Elinde gülle olduğu katın orta bahçesine geldiğinde çiçeklere yaklaştı. Çömelip toprağı kazdı ve kirlelen parmakları ile gülü oraya dikti.
Herkes ait olduğu yerde yaşamalıydı. Güzel dursa bile bir gün yaşamını solduracak yerler sadece kişinin laneti olabilirdi.