Story By ViolettedeLune
author-avatar

ViolettedeLune

bc
KÖKLERİN DİYETİ: BERDEL +18
Updated at Mar 17, 2026, 02:54
Diz çök ve toprağına sahip çık Mirza Ağa. Çünkü bugün o tarlaya sadece tohum değil, intikamımı ektim."Mardin’in kavurucu sıcağında, on yıldır sürgün olduğu o kızıl toprağa geri döndüğünde Efsun’un elinde sadece reddetme belgeleri vardı. Ama kaderin onun için başka planları vardı; babasının katilinin oğluyla aynı yatağa kelepçelenmek gibi.Efsun, şehirden gelen o asi ziraat mühendisi, ayağında çizmeleri ve gözlerinde nefretle o kanlı tarlaya adım attığında; karşısında Mirza’yı buldu. Bir inşaat mühendisi kadar soğuk, Mezopotamya’nın taşları kadar sert ve bakışlarıyla teni yakacak kadar tehlikeli bir adam.Bir yanda namluların gölgesinde kıyılan mecbur bir nikah, diğer yanda dokunduğu her yeri küle çeviren bir arzu...Mirza, kardeşini kurtarmak için bu berdeli kabul ederken, Efsun’u sadece bir "diyet" olarak görüyordu. Ancak o konağın kapısı kapandığında ve gece sustuğunda, aralarındaki nefret, kontrol edilemez bir şehvete dönüşmeye mahkûmdu. Mirza, betonla gömmeye çalıştığı geçmişin hesabını, Efsun’un boynuna doladığı elleriyle sormaya kararlıydı.“Sen benim için sadece babamın öldüğü yerin tapususun Efsun. Ama o tapuyu kendi kanımla mühürleyeceğim.”Efsun ise pes etmeyecekti. Havin Ana’nın zehirli bakışlarına, konaktaki düşman duvarlara ve Mirza’nın o yakıcı, karanlık tutkusuna karşı dimdik duracaktı. O tarlaya tohumları ekecek, Mirza’nın kurduğu o lojistik imparatorluğunu ve kalbindeki o taşları tek tek yerinden oynatacaktı.Aynı evde iki yabancı, aynı yatakta iki düşman... Birbirlerinden nefret ederken, birbirlerinin tenine susamış iki ruh. Töre onları bir araya getirdi, ama aralarındaki o karanlık şehvet onları ya kurtaracak ya da tamamen yok edecek.Köklerin Diyeti: BerdelBarut kokusu, terli tenler ve imkansız bir esaretin hikayesi...Yazar: Violette de Lune
like
bc
DELİ AĞA'NIN GELİNİ(+18)
Updated at Mar 17, 2026, 02:51
DELİ AĞA’NIN GELİNİ"Bazı yaralar merhemle değil, sadece daha büyük bir acıyla kapanır."Mardin’in güneşin kavurduğu taş sokaklarında, bir yanda hayalleri öğretmenlik olan, kalbi kitap sayfalarıyla atan Elif; diğer yanda ise çocukluğu bir yangının küllerinde kalmış, ruhu karanlık bir odaya hapsedilmiş Boran Karadağ...Boran, Karadağ aşiretinin tek varisi, tek oğlu ama aynı zamanda en büyük sırrıydı. Kasaba halkı ona fısıltıyla "Deli Ağa" diyordu. Öfkesi fırtına, sessizliği ise yaklaşan bir felaketti. Kimsenin girmeye cesaret edemediği o karanlık odanın kapısı, bir gece babası tarafından "satılan" on sekiz yaşındaki bir genç kızın üzerine kilitlendi.Bir tarafta kardeşlerini kurtarmak için kendi hayatını ateşe atan bir feda...Diğer tarafta dünyayı yakmak isterken kendi içinde boğulan bir yaralı dev...Elif için bu evlilik, üniversite hayallerinin üzerine örtülen beyaz bir kefendi. Boran içinse, karanlığına sızmaya çalışan bir yabancı... Ancak Elif’in elinde ne bir muska ne de bir ilaç vardı; onun tek silahı, Boran’ın hırçın dalgalarını dindirecek olan sonsuz merhametiydi."Senin deliliğin, benim esaretimden daha ağır değil Boran Ağa. Ya beraber yanacağız bu konakta, ya da bu küllerden yeni bir dünya kuracağız."Aşkın en karanlık hali, merhametin en sert sınavı ve bir genç kızın "Deli" denilen bir adamın ruhundaki çocuğu bulma hikayesi.Violette de Lune kalemiyle, her bölümü fırtınalı, her sayfası gözyaşı ve umut kokan bir Doğu kurgusu...Karanlık ne kadar derin olursa olsun, güneş yine aynı taşların üzerinden doğacak.
like
bc
MAFYANIN BEBEĞİNE SÜTANNE
Updated at Mar 17, 2026, 02:32
Bazı günahlar sadece kanla yıkanmaz; bazıları süt kokulu bir merhamete muhtaçtır."Kendi bebeğini toprağa vereli yirmi bir gün olmuştu. Burcu’nun göğüslerindeki sızıyı dindirecek hiçbir ilaç, ruhundaki boşluğu dolduracak hiçbir teselli yoktu. Ta ki o ilanı görene kadar: "Süt anne aranıyor. Acil."O kapıdan içeri girdiğinde, sadece bir bebeği doyuracağını sanıyordu. Oysa o, yeraltı dünyasının korkulu rüyası, bakışları barut, ruhu zindan karası Korhan’ın krallığına adım atmıştı."Sen sadece bir süt anne değilsin sarışın," diye fısıldadı adam, genç kadını kendiyle duvar arasına sıkıştırırken. "Sen benim en zayıf noktamı besleyen, ama benim en vahşi yanımı uyandıran o yasaklı meyvesin."Biri evlat acısıyla kavrulan yaralı bir ceylan, diğeri o ceylanı pençesinde tutmaya çalışan karanlık bir adam...“Attığım her tokat aramızdaki mesafeyi kapatıyor, ona her karşı koyuşum beni onun altın kafesine biraz daha mühürlüyordu. O, celladım olmaya yeminliydi; bense onun kucağında ölmeye mahkûm.”
like
bc
SİYAH BADEM: Ağa'nın Kırık Çiçeği
Updated at Mar 16, 2026, 17:37
Diyarbakır'ın bazalt ovasında, rüzgârın insanı yere serdiği Kasım günlerinde bir kadın, elinde bavulu ve kucağında kızıyla adım atar Taşlıpınar'a.Defne Arslan bir öğretmendir. Bir duldur. Şehrin tüm renklerini geride bırakmış, ruhunda yalnızca griyi taşıyan biridir. Kocasını yitirmiş, ailesini kendi iradesiyle —kırılarak— terk etmiştir. Geriye yalnızca Mira kalmıştır; yedi yaşında, koca gözlü ve her an babasını soran küçük bir can.Taşlıpınar küçük bir köydür ama bu küçüklük yanıltıcıdır. Her taş duvarın arkasında bir sır, her çay davetinin altında bir hesap, her gülümsemenin içinde bir merak gizlidir. Ve bu köyde herkesin dilinde tek bir isim vardır: Sipan Kılıçhan.Diyarbakır'ın en zengini, Londra'da eğitim görmüş, iki dünyanın arasında sıkışmış bir adam. Babasının gölgesinden çıkmaya çalışan ancak o gölgenin ne kadar karanlık olduğunu henüz bilmeyen, yirmi dokuz yaşında bir güç. Defne’den üç yaş küçük, hayatın yükünden bin yaş büyük.İlk karşılaşmalarında aralarında yıkılmaya yüz tutmuş bir bina, keskin bir tehlike uyarısı ve kıvılcım saçan iki irade vardır. Defne kaçmayı seçer, Sipan ise beklemeyi. Taşlıpınar'ın soğuk taş duvarları arasında, badem ağaçlarının gölgesinde ve Fatma Nine'nin mutfağından yükselen un kokusunda, imkânsız bir şeyler filizlenir.Ancak bu köyde geçmiş, toprağın derinliklerine gömülüdür. Ve o toprak, er ya da geç sakladığı günahları açığa çıkaracaktır.Siyah Badem, kayıp ile yeniden doğuşun, sertlik ile yumuşaklığın hikâyesidir. İki kırık insanın birbirinde nasıl hem yaralandığını hem de iyileştiğini anlatır.Bazalt gibi soğuk başlar, badem çiçeği gibi biter.
like