Talya, başarılı bir medya patronu olarak hayatının kontrolünü elinde tutan güçlü bir kadındır. Ancak, iç dünyasında taşıdığı büyük bir sır ve yıllardır aşkını gizlediği çocukluk arkadaşı Kaya ile dolu dolu bir geçmişi vardır. Talya, duygularını itiraf etmeye cesaret edemezken, şirketlerini daha da büyütmek için yoğun bir şekilde çalışır.
Ancak, Talya'nın düzenli hayatı, yurt dışından gelen gizemli ve başarılı iş adamı Eren'in ortak olarak şirkete katılmasıyla altüst olur. Eren, karizması ve yetenekleriyle Talya'yı kendine çekerken, aralarında hemen başlayan rekabet ve çekişme, onları büyük bir tutku hikayesine sürükler. İki güçlü karakter arasında kızgın bir aşk ateşi yanarken, duygusal bir yolculuk başlar.Talya, Eren'e karşı hissettiği çekimi bastırmaya çalışırken, geçmişiyle ve Kaya'yla olan ilişkisiyle de yüzleşmek zorunda kalır. Talya'nın kalbini çelen Eren, aynı zamanda onun güvendiği kişilere ihanet etmekle suçlanır. İki aşık arasında güven ve ihanetin ince çizgisinde bir mücadele başlar ve Talya, kalbinin sesini dinleyerek gerçek aşkı ve sadakati keşfetmeye çalışır.
KİTAP KAPAĞI: @denizin_kiyisi135
-TANITIM-
"Her bir zincirde geçmişin çığlıkları var olacak" dedi genç kadın. "Her bir zincirde geçmişin izlerini tekrar ve tekrar takip edeceksin. Gözlerin kapalı olsa da kulakların tadacak eziyeti. Bu senin Lanetin Komutan. Hiçbir zaman görünmeyecek ve duyulmayacaksın. O masumlar gibi"
Genç cadı, son kez kontrol etti tutsağını. İnce parmakları soğuk metalde gezinirken bakışlarındaki hayranlık ve açlık, zincirin gergin demirlerine yansıyordu.
"Her bir çığlığın bu soğuk mahsende çınlayacak. Her gün güneş batarken senin umutlarını da götürecek yanında. Sen günışığına hasret kalırken ruhun bu dört duvar arasında tıkılı kalacak. Senin sonun bu Komutan. Senin sonun geçmişin iğrenç karanlığında boğulmak ama asla önüne bakamamak.
Ölüm meleğinin listesindeki adın hiç silinmeyecek çünkü asla ölmeyeceksin. Aksine yaşayacaksın ama asla gülemeyeceksin, asla yaşlanmayacaksın. Sen artık yaşayan bir ölüsün Komutan. Solmayacak ama nefes alacaksın. Kalbin atacak ama en kötü duyguların içinde kulaç atacaksın. Hayallerin bu dört duvar arasında sıkışıp kalırken bedenin bile özgür olamayacak bu odada. Kimse seni aramayacak çünkü herkes seni unutacak. Tarih kitaplarında ne sen ne de o ucuz kralın yer alacak. "
Genç Kadının yüzündeki sinsi gülümseme her saniye daha da artıyordu. Gümüş rengi saçlarını kapatan siyah pelerini yüzünün neredeyse yarısını kaplıyordu.
"Ölüm... Ölüm senin mutlu sonun olur komutan. Buna izin vermeyeceğim" Genç cadı pelerini başından çıkarmak için hamle yaptığında Komutan ani bir hareketle zincirlerinden kurtulmaya çalıştı fakat bu sadece cadının kahkaha atmasını sağladı. Tozlu duvarlarda yankılanan yüksek kahkahası komutanın daha da sinirlenmesine neden oldu. Genç Adam sinirle zincirlerinden kurtulmaya çalışıyordu fakat bütün uğraşları bir işe yaramıyordu.
Genç Cadı zincirlerin başladığı yerden, komutanın bileklerine kadar inen zincirlere baktı.
"Masum insanların kanını akıtan ellerin artık zincirlere bağlı. Masumları artık incitemeyeceksin Komutan." Genç Adamın her geçen saniye zayıf düşen bedeni artık pes etmek üzereydi.
"Uykun var değil mi?" Genç cadı sinsi gülümsemesiyle Komutanın kapanmak üzere olan gözlerine odaklanmıştı.
"Uyuma komutan. Uyumak için çok zamanın olacak." Fakat genç Adamın sola yıkılan başı onun bayıldığını gösteriyordu. Daha yeni başlıyorlardı. Her şey yeni başlıyordu.
Yıkılan bir sistem...
İşgalcilerin ele geçirdiği bir krallık...
İnsanların ve cadıların hakimiyet savaşları...
Yok olan insanlık ve masumiyet...
kayıplara karışan bir tarih...
Kaybolan geçmiş ve dört duvar arasında esir hayatı yaşayan bir canavar...
Zaman geçti... Giden gitti kalanlar gidenlerin yasını tuttu. Zaman geçti ve insanlık değişti.
Kader ipleri; kırmızı, mavi ve sarı renklerinden oluşurdu.
Kırmızı, yaşamımızı temsil ederdi.
Mavi, hayatımıza aldığımız insanları ve onların bize kattığı anıları barındırırdı. Ardından bu anılar gökyüzüne karışırdı. Biz toprağa kavuşsak da anılar gökyüzünde her zaman var olur, birer yıldıza dönüşürdü.
Sarı ise seçimlerimizi temsil ederdi.
Kaderimizi biz mi belirlerdik ya da kaderimizin izin verdiği yollardan mı giderdik?
Kırmızı, sarı ve mavi iplerin birbirine sıkı sıkı düğümlendiği bir zaman diliminde iki kişinin laneti, bu düğümü çözdü ve zaman geçti...
Biri sonsuza kadar bir kalenin içinde yaşamaya mahkum kaldı. Beynindeki sesler ve işkenceler hiç susmamasına rağmen o, hiç konuşmadı.
Ölmek istedi. Küçük bir çocuğun çığlığı kulaklarına her dolduğunda kendini yok etmek istedi.
Karşısında, katlettiği insanların bedenleri çıktığında gözlerini kapatmak istedi ama kapatamadı.
Kardeşiyle yüzleşmek istedi ama kardeşi hiçbir zaman ona cevap vermedi.
Anılar kaldı ama zaman akıp gitti.
Dünya döndü, krallıklar yıkıldı ve yenileri kuruldu, teknoloji ortaya çıktı. İnsanlık gelişti...
Küçük bir kasabada yeniden dünyaya geldi güçlü cadı. Kendi yaptığı lanetin ikinci kurbanı olduğunu unutarak yaşadı.
Bazen 90 yıl, bazense 10 yıl yaşadı fakat yeniden aynı bedende can buldu.
Kaderlerinin ipine siyah bir ip bağlandı. Lanetli ip...