Story By MDita
author-avatar

MDita

ABOUTquote
inst. adresim @mdita88mdita Kitap okumaya aşıkken kendi kitabımı yazmaya karar verdim. Umarım bu yolculukta sizlerde benim kadar duyguyu hissedersiniz. Okuyan ve destek olan tüm okurlarıma teşekkür ederim 😍
bc
Kalbimdeki Komşu (Ücretsiz)
Updated at Mar 2, 2026, 20:07
(Romantik Komedi tadında, Mahallede Aşk kurgusu sizlerle) Ben Luna Bozdoğan, Hayatımın ortasına bomba gibi düşen bir komşu ile her şey bambaşka bir serüvene dönüştü. Sıkıcı sandığım hayatımı hiç bu kadar özleyeceğimi düşünmezdim. Ben kim miyim? Konuya direkt daldığım için bilmiyorsunuz tabi ki. Size kendimi tanıtayım. Hazır mısınız? İstanbul’un günümüze inat, Türk sinemalarında görmeye alışkın olduğunuz, o samimi sıcak mahalle ruhunu hala korumayı başarabilmiş, mahallelerinden birinde, ailemle yaşıyorum. Biz iki kardeşiz. Abim Karan, Ankara’da yaşıyor ve doktorluğunun ilk senesi. Ondan uzak kalmaya hala alışamadım ve onu çok özlüyorum. Çocukluğum bu mahallede geçti ve o günlerden kalma iki dostum var. Efsun ve Fatih. Onları çok seviyorum ve aramızdaki bağı size hiçbir kelimeyle anlatamam. Efsun ve ben 24 yaşındayız. Efsun, kızıl kıvırcık saçlı, ela gözlü ve pozitif enerji yüklü canım arkadaşım. Ben hemşirelik o ise kamu yönetimi okudu. İkimiz de KPSS sınavına girdik ve atanmayı bekliyoruz. Bu sırada da mahallemizde yeni açılmış olan Kitap Deryası adlı kitapçıda çalışıyoruz. Efsun, kitapçının sahibi Atilla beye kör kütük aşık. Yine de Atilla beyden adım gelmediği için beklemede kalmak zorunda. Fatih ise benim karanlığımın ışığı, iyi günlerimin mutluluğu, kötü günlerimin güvenli limanı. Bizden 3 yaş büyük. Babasının mimarlık ofisinde iç mimar olarak çalışıyor. İki senedir bana karşı hisleri değişti. Eskiden kardeş, dost hisleri beslerken, şimdi bana aşkla bakıyor. Onun hislerine karşılık vermeyi çok denesem de çocukluktan beri onu kardeş gibi görmüş olmam buna engel oluyor. Ona hiç o gözle bakamadım. Onun bu hisleri ise benim vicdanıma bir ok gibi saplanıyor. Karşılık veremiyor olmak ise daha da canımı acıtıyor. Bir de benim kopamadığım tutkularım var. Birinci sırada kitaplar geliyor. Her tür romanı çok sevsem de polisiye ve gizem kategorisinin yeri bende apayrıdır. Kitabı okurken, kurgunun içine dalmak, kelimelerle hayali bir yolculuğa çıkmak, olağanüstü bir mucize. İkinci sırada ise, şarkı sözü yazmak ve evdeki emektar gitarımla bu şarkıya ses olmak benim tutkularımdan. Sesim çok güzel olmasına rağmen, bestelediğim şarkıları dostlarım dışında kimsenin yanında söyleyemiyorum. Çünkü ben kalabalık önünde konuşamayan, sesi titreyen, tüm gözler üzerindeyken panik olan biriyim. Evet maalesef ki yıllarca uğraşmama rağmen bunu yenmeyi başaramadım. Neyse ki Fatih var da o benim şarkılarıma ses oluyor. Mahallemizin daha hareketli olan kesiminde yer alan Gökyüzü kafede, pazar günleri canlı müzik Fatih’in sesinden kulaklarımızın pasını siliyor. Umarım bir gün bende kendi şarkılarımı herkesin karşısında söyleyebilirim. İşte benim hikayem, sıcak, samimi ve sıradan. Herkesin hikayesi gibiydi. Ta ki üst katıma yeni biri taşınana kadar. Ukala, öküz, hödük ve Allah’ın cezası biri. Onunla diyaloglarımız hep benim sinir harbimle sonuçlandı. Düşman başına dediğim, evlerden ırak olması gereken cinsten biri. Kumral, uzun boylu, yeşil gözlü (tonuna hala karar veremedim) bir adam. (Maalesef ki yakışıklı) Birde dudağının kenarıyla sırıtıp, eline cebine atıp poz kesmesi yok mu. Iyy nasıl gıcık oluyorum. Asla tipim değil. Bilmezdim. Bilemezdim. Aşka küsen bana, tekrar aşkı öğretecek birinin olabileceğini. Hele ki bunun üst kat komşum olduğunu söyleseler güler geçerdim. Rüyamda görsem “totom açıkta kalmış” derdim. Ama öyle olmuyormuş. Büyük konuşmamak lazımmış. Yaşayarak öğrendim. Onun gelişiyle tüm hayatım değişti. Tıpkı kalbimin atışının değişmesi gibi. İşte benim hikayem. Başlayalım mı?
like
bc
The Neighbor in the Heart of Me
Updated at Mar 1, 2026, 00:35
I’m Luna Bozdoğan.My life was hit by a total wrecking ball in the shape of a new neighbor and suddenly, everything turned into a wild ride. I never thought I’d actually say this, but I seriously miss my 'boring' old life.Wait, who am I even talking to? I dived straight in without introducing myself, didn't I? Classic me. Let’s back up. You ready?I live with my family in one of those rare Istanbul neighborhoods that somehow managed to keep its soul. You know the ones the kind of warm, cozy streets you only see in old school movies nowadays, where everyone actually knows your name.It’s just me and my brother, Karan. He’s living in Ankara now, in his first year as a doctor. I’m still not used to him being gone; I miss him like crazy. I grew up on these streets, and I’ve got two childhood besties who’ve been with me through thick and thin: Efsun and Fatih. I love them to death, and honestly, there aren't enough words to describe the bond we have.Efsun and I are both 24. She’s my girl ginger curls, hazel eyes, and just a walking battery of positive energy. I studied nursing and she studied public admin. We’re both stuck in that 'waiting to get hired' limbo, so in the meantime, we’re working at this local bookstore called The Book Sea. Efsun is head-over-heels, hopelessly in love with the owner, Mr. Atilla. But since he hasn’t made a move, she’s just... waiting. It’s a whole thing.Then there’s Fatih. He’s my light in the dark, my happy place on good days, and my safe harbor on the bad ones. He’s three years older than us and works as an interior designer at his dad’s firm. But here’s the kicker: about two years ago, the way he looks at me changed. He used to look at me like a sister or a best friend, but now? It’s pure love. I’ve tried so hard to feel the same way, but I just can’t see him as anything other than the brother I grew up with. It stabs me right in the heart, and knowing I can’t give him what he wants hurts even more.Oh, and then there are my obsessions. Number one: Books. I’ll read anything, but thrillers and mysteries? That’s my jam. Getting lost in a plot, traveling through words it’s a straight up miracle to me. Number two: Songwriting. I spend hours with my trusty old guitar, turning my feelings into lyrics. People say I have a great voice, but I’m too terrified to sing in front of anyone except my inner circle. I’m that girl the one who freezes up, voice shaking, heart racing the second all eyes are on her. Believe me, I’ve tried to get over it for years, but no luck. Thank God for Fatih, though; he’s the one who gives voice to my songs.On Sundays, at the Sky Cafe in the busier part of town, Fatih’s voice is like therapy for our ears. I just hope that one day, I’ll have the guts to stand up there and sing my own songs.So, that was my story. Warm, cozy, and pretty average. Just like everyone else’s.Until the 'Jerk Upstairs' moved in.He’s arrogant, a total caveman, and honestly? A massive pain in my neck. Every time we talk, I end up on the verge of a nervous breakdown. He’s the 'God forbid' type the kind of guy you wouldn't wish on your worst enemy. He’s got sandy hair, he's tall, and has these green eyes (I still can’t decide on the exact shade). And ugh, unfortunately he’s gorgeous. But that smirk? That annoying way he poses with his hands in his pockets? It’s so irritating. Totally not my type.I didn't know. I couldn't have known.If you told me that I someone who had given up on love would learn to love again because of him... I would’ve laughed in your face. I would've told you that you're dreaming or that I must've had a fever dream. But I guess life has a way of making you eat your words. Never say never, right? I learned that the hard way.When he arrived, my whole world shifted. Just like the rhythm of my heart.So... shall we begin?
like
bc
Derin İntikam
Updated at Feb 25, 2026, 20:07
Askeri ve Mafya kurgularının iç içe olacağı bir hikayedir. Uzun bir süre ücretsiz olacaktır.**** UYARI "Bu hikayedeki tüm kurumlar, kuruluşlar, karakterler tamamen yazarın hayal ürünüdür. Gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Hikâye şiddet ve olumsuz öğeler içermektedir. Bu nedenle yetişkinlerin okuması için uygundur ve +18 ibaresi bulunmaktadır." TANITIM Görev: Örgütün karanlık kanatları altında barınan ve silah kaçakçılığı yapan bir çetenin kökünü kazımak. Bu çete, sözde "fon sağlayıcıları" ile danışıklı bir dövüş içindeydi. "Propaganda" adı altında düzenledikleri her patlama, her saldırı, ülkenin iç huzurunu kaçırmanın yanı sıra, bu karanlık sponsorlarının ceplerini daha da doldurmanın bir aracıydı. Örgütün "dava" yalanlarıyla süslenmiş bir ütopya hayali sunması ve bu yalanların altında yatan asıl neden. Hepsinin altındaki tek ve çirkin bir gerçek nedeni vardı; “Karanlık işlerini daha rahat sürdürebilmek ve ağa babalarına daha çok para kazandırmak.” Yurt dışına çıkması gereken ölüm ticareti; silahlar, uyuşturucular, insan kaçakçılığı ve kanla lekelenmiş kara paralar, hep bu örgütün elinden geçiyor, her iki tarafı da zengin eden bir şeytanî simyaya dönüşüyordu. Sivilleri hedef alan canlı bomba eylemlerinin düzenekleri ve askerlerle çatışmalarda parıldayan son teknoloji silahları, doğrudan bu ağa babaların cömert (!) sponsorluğuyla elde ediliyordu. İşte, İntikam Timi bu operasyona, kendi ailelerini yutan o ateşin başka ocakları söndürmemesi için çıkıyordu. Onlar bu uğurda canlarını feda edecek kadar öfke ve acıyla doluydu. Bu, örgüte vurulan kaçıncı darbeydi? Sayısını unutmuşlardı. Mücadeleleri, akan bir suyun önünü çamurla tıkamak gibiydi; bir yerini kapadıklarında, su başka bir yerden, inatla ve sinsice sızıyordu. Tek çare, kaynağı kurutmak ve suyun çıktığı yeri ebediyen kapatmaktı. İşte tam da bu noktada, devreye gönüllü MİT ajanları girecekti. Onlardan gelecek olan istihbarat, bu amansız savaşta her zaman bir adım önde olmalarını sağlayacak ve nihai zaferi getirecekti. Bu savaş artık kendi lehlerine sonuçlanacaktı. Onlar hakkında hiçbir bilgi yoktu. Bildikleri tek şey operasyonun gizli ucunun, "Kurt" kod adlı dört yiğitten oluşan bir ekip olmasıydı. Öyle gizliydiler ki, kendi timleri bile onları tanımıyordu. Özel olarak yetiştirilmiş, derin bir gizlilik perdesinin ardında saklanmışlardı. Aksi takdirde, tüm aileleri yok edilir ve yıllardır ilmek ilmek örülen bu operasyon bir anda enkaz yığınına dönüşebilirdi. Aralarındaki tek bağ, soğuk ve robotik bir sesten ibaretti. Timin bu konuda en yetenekli hackerleri "Kripto" bile, günlerce uğraşmasına rağmen bu isimsiz kahramanların kimliklerine ulaşamamanın hayretini yaşıyordu. İntikam Timi, iki başlı ejderhaydı. Bu mücadele kurt ve şahinin omuz omuza mücadelesiydi. Ortak bir amaçları vardı İNTİKAM. Devletin bölünmez bütünlüğü ve düzeni korumanın mücadelesi. Onlar elini taşın altına koyanlardı. Onlar canlarını bu uğurda feda edenlerdi. Şehirde kurt, dağlarda şahin olmaktı. Kurtlar, karanlığın kalbine, inlere sızacak olanlardı. Şahinler yüksek dağlarda, olan biteni izleyen ve gerektiğinde pençesini indirecekti. İlk kez, iki uçlu bir operasyon yürütülüyordu: Biri en karanlık adamların arasına sızacak, diğeri ise onların itlerinin yuvalarını bir anda yerle bir edecekti. Artık Derin İntikam, örgütün en sır dolu, en gizli köşelerini aydınlatacak bir güce sahipti. Karanlık, sonuna kadar ışığa teslim olacaktı.
like
bc
Beyaz Gecem +18
Updated at Jan 26, 2026, 20:07
(Şiddet ve Olumsuz Öğeler içerebilir. Keyifli okumalar 😊) Askeri kurgu ve Mahalle kurgusu bir arada... Mahallede Aşk Başlasın 🥰🥰🥰 Yetimhanede birlikte büyümüş 4 delikanlı. İstanbul'un dar sokaklarında hayat mücadelesi verirken bir yandan da hayatlarını değiştirecek birini beklediklerinden habersizdirler. Hayatlarına bir gece ansızın giren Leyla, hepsi için yeni bir hayatın başlangıcıdır. Kelebek etkisi ile bizim tayfanın yaşamlarını bambaşka bir noktaya taşır. Murat, Ateş, Furkan ve Göktuğ için yeni hayatlarının ilk adımı, Murat'ın, Leyla'yı çöp konteynırının önünde baygın bulduğu o gece başlar. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmaz. Murat ise bu güzel yüzlü kıza ilk görüşte aşık olur. Mahallede aşk başlıyor... ❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️ İlk karşılaşma❤️ İlk görüşte aşk❤️ Nihayet yoğun ve yorucu bir günün ardından akşam olmuştu. Artık Murat ve Ateş eve dönmek için inşaattan ayrılıyorlardı. Murat’ın bozuk moralini anlayan Ateş, onu çay bahçesine götürdü. Saatlerce manzaraya bakıp sessizce oturdular. Bugün de Murat için üzülme günüydü. Saat geç olmuştu ve artık çay bahçesi kapanıyordu. Murat, hesabı ödemek için elini cebine attığında şaşkınlıkla kalakaldı. Ne cüzdan vardı ne telefon. Hemen Ateş’e döndü ve: “Oğlum, benim telefonum yok, cüzdan da yok. Tüh lan, kesin inşaatta unuttum. İnşallah birileri almamıştır,” dedi panikle. Ateş ise Murat’ın ensesine ufak bir şaplak atıp: “Âşık olan sen misin, ben miyim anlamadım ki. Hadi hemen gidelim,” dedi Ateş ve hesabı ödeyip hızla inşaata döndüler. Ateş otobüs durağında oturdu. Otobüs gelirse biraz da olsa bekletecekti. Buraya gelen otobüs çok sık gelmiyordu, hele ki bu saatte. “Hadi uç. Otobüs birazdan gelir, yetişelim,” dedi Ateş. Murat koşar adımlarla inşaata yöneldi. Kıyafetlerini değiştirirken cüzdanı ve telefonunu masaya koymuştu. Bugün aklı başında değildi elbette; yüreğinde papatya kokulu annesinin yokluğu vardı. Eşyaları bıraktığı yerde görünce rahat bir nefes aldı. Hemen telefonunu ve cüzdanını cebine atıp, hızla inşaattan çıktı. Çöp konteynerinin yanına doğru ilerlerken siyah bir arabanın hızla uzaklaştığını gördü. Buna anlam veremese de önemsemedi. Biraz daha ilerledikten sonra bir ayakkabı dikkatini çekti. Bej renk topuklu ayakkabıydı bu gördüğü. Merak ve tedirginlikle konteynerin yanına doğru yürüdü. Hava kararmıştı ve sokak lambaları bu kısmı yeterince aydınlatmıyordu. Telefonunun ışığıyla çöpün önüne doğru ilerlediğinde, karşısında gördüğü sahneyle şaşkınlıkla bakakaldı. Gökten adeta bir melek düşmüştü yeryüzüne. Bu güzellik kesinlikle bu dünyadan olamazdı. Sarı ve kahverengi uzun saçları, ay parçası yüzü, uzun kirpikleri ve yay gibi kaşları vardı. Üzerindeki kıyafetlere bakılırsa fakir biri değildi. Kısa kollu, dizlerine kadar beyaz bir elbise giymişti. Ona hayran hayran bakmaya devam ederken, kadının durumunu kontrol etmek için yanına yaklaştı. Evet, nabzı atıyor ve yaşıyordu. Hemen telefona sarıldı. “Alo, Ateş! Hemen inşaatın yan tarafındaki çöp konteynerinin önüne gel, acil!” dedi Murat, sesi endişeli ve panik içerisindeydi. Bu kız ona kalbinin yerini hatırlatmıştı. Su gibi duru ve masum yüzünü izledi bir süre. “Sen gönlüme düşen çiğ tanesi misin? Buralara benim için mi geldin?” dedi içinden. Murat, bu ay yüzlü kıza ilk görüşte âşık olmuştu. Tek sorun, bu kız kimdi? Parmağında yüzük vs. yoktu. Demek ki evli değildi. Ateş’in panik dolu sesiyle daldığı hayalden sıyrıldı: “Oğlum, ses versene! Geldim diyorum. Bu kız kim? Nereden buldun bu kızı?” dedi Ateş panik haldeydi. Gördüğü manzara, devamlı gördüğü bir manzara değildi. Şaşkınlığını üzerinden bir türlü atamıyordu. O sırada Murat kızın başını yukarıya kaldırdı. Elinde hissettiği ıslaklıkla eline baktı. Panikle Ateş’e döndü ve; “Başında kan var! Hemen hastaneye götürelim. Yaşıyor, nabzını kontrol etmiştim. Kafasını çarpmış olmalı, kanıyor!” dedi Murat. Bu kız için çok endişeliydi. Ona bir şey olacak diye ödü kopuyordu. “Oğlum bak, başımıza kalır, polisi arayalım,” dedi Ateş, sesi tedirgindi. “Vaktimiz yok. Ne kadar zamandır böyle kim bilir? Hemen taksi çağır, acile götürelim!” “Yanında eşyası var mı? Kimdir necidir, baksaydık,” dedi Ateş ve bir yandan etrafa bakınıyordu. Ama etrafta kimseler yoktu. Çöpün içine, etrafına, her yere baktılar ama kıza ait hiçbir şey yoktu. Sadece yerdeki tekerlek izleri vardı. Murat, gözlerini kızdan alamıyordu. Kıza uzun uzun bakarken taksi geldi. Kızı kucağına alıp hemen taksiye yöneldi. “Hastaneye çek abi, çabuk!” dedi Murat, endişeyle. Hastaneye vardıklarında taksiden inip hızla acile yöneldiler
like
bc
Lunora (Ücretsiz)
Updated at Aug 19, 2025, 14:51
Hafızası silinmiş bir kadın... Kader bağından doğan bir aşk... Ve başka bir gezegene — Lunora’ya — açılan, ışıkla mühürlü bir kapı. İpek, gözlerini bir yabancının kucağında açtığında geçmişine dair hiçbir şey hatırlamaz. Ama o yabancıya, Lior’a… kalbinin derinliklerinden gelen bir bağ hisseder. Tanımadığı bir adamın sesi, neden ruhunu bu kadar huzurla doldurur? Lunora: İyiliğin gezegeni. Kötülüğün dışlandığı, sevginin hüküm sürdüğü bir diyar. Ama İpek ve diğer yetenekliler… oraya gerçekten gidebilecekler mi? Aşk, anılardan mı doğar, yoksa kalbin sesinden mi? İpek geçmişini ararken, Lior onu kaybetmemek için geleceği tehlikeye atmaya hazırdır. Ama Lunora’nın sırrı sadece aşkta değil… Kanla mühürlenmiş bir kehanette saklıdır. Şimdi yepyeni bir İpek. Hiç bir şey hatırlamayan ve önce kendini bulmaya çalışan. Güçlüden zayıfa dönüşmüş ve tekrar ayağa kalkmaya cesaret arayan. Yeni bir İpek geliyor. Yeni bir dünya ve yeni umutlar.... Not: Bu kitap, Kahve İçelim mi? serisinin devamıdır. ilk kez okuyacak olanlar için ilk bölümün Prolog kısmında Kahve içelim mi? özet olarak anlatılmıştır. Daha önce kahve içelim mi? kitabını okuyanlar o kısmı okumadan geçebilir. Okumayanlar mutlaka Prolog bölümünü okuyarak geçmişle ilgili detaylara hakim olabilirler.
like
bc
Kahve içelim mi?
Updated at Aug 10, 2025, 16:42
Ben İpek...Hayatım boyunca beyaz atlı prensimi bekledim, ama karşıma çıkanlar genellikle aşk sevgi arayanlar değil de eğlence arayanlar oldu. İyi olanda aldattı gitti. Bense bu konuda kendimden hiç taviz vermedim. Ama onların bu niyetlerini nasıl anladım dersiniz. Size bir sır vereyim mi? Benim özel bir yeteneğim var. Ben zihin okuyabiliyorum. Şşşttt. Bunu kimseye söylemeyin. Bu benim hayatımdaki insanlara güvenmem ya da güvenmemem gerektiğini anlamamı sağlıyor. Şimdi gelelim bunu nasıl yapıyorum. Bu yeteneğimi ilk kez 16 yaşında keşfettim. Arkadaşlarımla kahve falı bakarken bir anda bir sürü anının içinde buldum kendimi. Bu bir 5D oyunu gibiydi...Zihnin içerisinde istediğim anıyı seçebiliyordum. Daha sonra bunu normal yolla denedim ama olmadı. Biraz araştırma yapınca insanların kahve falı ya da herhangi bir fal baktırırken, korunma bariyerinin kırılıp enerjilerinin düştüğünü öğrendim. Bu da benim zihinlerine rahatça girebilmemi sağlıyordu. Ben de bunu kahve falına çevirdim. Zihnini okumak istediğim kişiye kahve falı bakmam yeterliydi. Şimdi Kahve İçelim mi? Çok düşündüm benim gibi yetenekli birileri var mı? diye ama onlarla da ileride tanışacak ve bambaşka amaçlarım olacaktı. Bunları size henüz söyleyemem biraz merak etmenin zararı olmaz dimi 🤭 Aşk, bazen sadece kalpte değil… zihinde de başlar. ************************** Bekle beni Didim ben geliyorum deniz kum güneş İpek geliyor Uçaktan indim ve valizimi alıp taksilere doğru yürürken biriyle çarpıştım ve hızla yere yapıştım. Kolumun üzerine düştüğüm için bileğim fena halde acımıştı. Yerde oturup bileğimin acısıyla kıvranırken -İyi misiniz Çok özür dilerim -Değilim bileğim diyebildim ve hala bileğime bakıyordum. -Bakmama izin verir misiniz dediğinde kim olduğuna bakmak şuanda aklıma gelmişti Bileğimi uzattım ve o bileğime bakarken yüzünü inceliyordum. Bu his kalbim hızla çarpıyordu. İçim tarifsiz bir huzurla doldu. Oldukça yakışıklı kumral uzun boylu ela gözlü beyaz tenli bir adam bileğimi inceliyordu. -Bu şekilde acıyor mu -Hayır- İncinmiş sanırım kırık vs yok. Yardım etmeme izin verin dedi ve beni bekleme salonlarındaki sandalyeye oturttu -Burada biraz bekler misiniz? Hemen geliyorum. Lütfen bekleyin O yanımdan giderken uzaktan onu izliyordum. Koşar adımlarla bir yere gitti 5 dk sonra yine koşar adımlarla yanıma doğru yaklaştı. Çok yakışıklı maşallah. Allah sahibine bağışlasın dedim içimden. Yanıma yaklaştığında elindeki poşetten bir krem çıkardı ve bileğime uzandı. -Bu krem size iyi gelecektir. Ağrınızı birazdan geçirir. Derken bir yandan da önümde diz çökmüş bir halde bileğime hafifçe kremi sürüyordu. Kalbim kanatlanmaya başlamıştı. İçimde inanılmaz bir huzur vardı.
like