bc

Görücü- Emir Gibi Aşk (+18)

book_age18+
4.4K
FOLLOW
36.4K
READ
family
HE
age gap
arranged marriage
powerful
heir/heiress
bxg
serious
soldier
war
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Eda Arıcı, hayatı boyunca kimseye yük olmamaya çalıştı. Sessiz kaldı. Geri çekildi. İstediklerinden vazgeçmeyi öğrendi. Ta ki karşısına Murat Özdemir çıkana kadar.

Otuz bir yaşında, sert mizaçlı, kıskanç ve sözüne karşı gelinmesine alışık bir Jandarma Üsteğmen…

Bir görücü meselesiyle başlayan yakınlık, Eda daha ne olduğunu anlayamadan evliliğe dönüştü. Şimdi Eda’nın karşısında, her bakışını fark eden, ne giydiğine karışan, onu korumayı bazen sahiplenmekle karıştıran bir koca vardı.

Murat’ın karşısındaysa hayatına giren ilk erkeğe nasıl yaklaşacağını bilemeyen, her şeye rağmen içinde sakladığı inadı yavaş yavaş ortaya çıkan genç bir kadın…

Murat ona bir yuva vermeye kararlıydı. Eda ise o yuvanın içinde kendi sesini kaybetmeden sevmeyi öğrenmek zorundaydı. Çünkü Murat Özdemir’in aşkı usul usul gelmeyecekti. O, Eda’nın hayatına çoktan girmişti.

chap-preview
Free preview
Eda Arıcı
Aynanın karşısında son kez kendime baktım. Lacivert, ince askılı elbisenin eteğini iki elimle düzelttim. Dizlerimin üzerinde biten kısa elbise vücuduma tam oturuyor, göğüs kısmındaki hafif dekolte fazla açık olmadan boynumu ve köprücük kemiklerimi ortaya çıkarıyordu. Normalde böyle bir şey giymeye kalksam Sevcan yengemin yüzünün alacağı şekli tahmin edebiliyordum ama bu akşam düğüne gidiyorduk. Ceyda da neredeyse benimki kadar kısa bir elbise giymişti. Dolayısıyla kimsenin bana söyleyecek fazla sözü olmaması gerekiyordu. Saçlarımla ise neredeyse bir saat uğraşmıştım. Zaten dalgalı olan kumral saçlarımı biraz daha belirginleştirip açık bırakmıştım. Belime kadar uzanan saçlar sırtıma dalga dalga dökülüyordu. Önlerden birkaç tutamı yüzümün iki yanına bırakmış, makyajımı da abartmamıştım. Mavi gözlerimi biraz belirginleştiren hafif bir far, rimel, dudaklarıma da doğal tonlarda bir ruj… Aynaya biraz daha yaklaşarak başımı sağa sola çevirdim. Güzeldim. Bunu düşünürken bile garip hissediyordum. İnsan kendi kendine böyle bir şey söyleyince sanki kibirlenmiş gibi oluyordu ama değildim. Yirmi bir yaşındaydım. Yüzüm çocukluğumdaki yuvarlaklığını çoktan kaybetmiş, hatlarım belirginleşmişti. İnce belim, kıvrımlı vücudum ve uzun saçlarımla aynanın karşısında duran kız artık on dört yaşındaki Eda değildi. Bazen bunu fark etmek beni şaşırtıyordu. Çünkü aynadaki görüntüm değişmiş olsa da içimde bir yerlerde o kız hâlâ duruyordu. On dört yaşındaki hâlim. Anne ve babasının ölmesini hâlâ tam olarak anlayamamış, hastane yatağında gözlerini açıp neden herkesin kendisine öyle baktığını çözmeye çalışan o kız. Dudaklarımdaki gülümseme fark etmeden silindi. Yedi yıl olmuştu. İnsanlar zaman geçtikçe bazı şeylerin hafiflediğini söylerdi. Bence hafiflemiyordu. Sadece onunla yaşamayı öğreniyordun. İlk zamanlar her gün aklına gelen şey, birkaç yıl sonra haftada birkaç kez gelmeye başlıyordu. Sonra bazen günlerce düşünmüyordun. Ama bir yağmur sesi, araba farlarının cama vurması ya da hiç beklemediğin bir koku seni yeniden aynı güne götürmeye yetiyordu. Ben annemle babamı on dört yaşındayken trafik kazasında kaybettim. Bunu söylediğimde olay çok basitmiş gibi duyuluyordu. “Anne ve babası trafik kazasında ölmüş.” Hepsi buydu. Kimse kazadan önce ne olduğunu bilmiyordu. Gitmek isteyenin ben olduğumu mesela. Babam o gün evden çıkmak istememişti. Annem de başka bir güne bırakalım demişti. Ben ise on dört yaşında, istediği şey olmayınca surat asan bir çocuktum. Israr etmiştim. Hem de öyle bir iki kere değil. Nereye gitmek istediğimi bugün düşündüğümde ayrıntıları bile birbirine karışıyordu. O kadar önemsizdi yani. Ama o gün benim için dünyanın en önemli şeyiymiş gibi davranmıştım. Sonunda babam anahtarlarını almıştı. Ben de kazanmış gibi sevinmiştim. Keşke kazanmasaydım. Bazen insan yıllar sonra bile aynı saçma dilekleri dilemeye devam ediyordu. Keşke babam kızsaydı. Keşke annem izin vermeseydi. Keşke odama kapanıp ağlasaydım da kimse beni dinlemeseydi. Ama dinlemişlerdi. Dönüş yolunda yağmur başlamıştı. Sonrasını tek parça hâlinde hiç hatırlayamadım. Karşıdan gelen ışıklar vardı. Bir korna sesi. Babamın direksiyonu aniden çevirdiğini hatırlıyordum. Annemin bana doğru döndüğünü… Sonra korkunç bir gürültü. Cam sesleri ve karanlık. Gözlerimi hastanede açmıştım. Ben vardım. Onlar yoktu. Abim Ersin o gün bizimle değildi. Benden yedi yaş büyüktü ve o sırada yirmi bir yaşındaydı. İlk zamanlar bunun iyi bir şey olduğuna kendimi inandırmıştım. En azından o kurtulmuştu. Sonra onun bana nasıl baktığını fark etmeye başladım. Ersin hiçbir zaman karşıma geçip “Senin yüzünden öldüler,” demedi. Bir kere bile. Ama insanın bazı cümleleri duyması için kelimelere ihtiyacı olmuyor. Kazadan sonra uzun süre benimle doğru düzgün konuşmadı. Ben ağladığımda odadan çıktı. Annemin bir fotoğrafını elime aldığımda yüzünün nasıl değiştiğini gördüm. Bazen bana bakıp hemen gözlerini kaçırıyordu. Ne düşündüğünü biliyordum. Ben de aynı şeyi düşünüyordum zaten. Ben ısrar etmeseydim o yolculuk olmayacaktı. O yolculuk olmasaydı annemle babam belki hâlâ hayatta olacaktı. On dört yaşındaki bir çocuk için taşınması ağır bir düşünceydi. Yine de taşıdım. Çünkü başka şansım yoktu. Annemle babam öldükten sonra babamın kardeşi Ragıp amcam bizi yanına aldı. Ersin bir süre bizimle kaldı ama o zaten yetişkindi. Çalışmaya başladı, kendi hayatını kurdu. Asıl o eve yerleşen bendim. Ragıp amcamın zaten kendi ailesi vardı. Sevcan yengem. Çocukları Cem, Ceyda ve Begüm. O evde herkesin yeri belliydi. Ben sonradan eklenmiştim. Ragıp amcamın bana kötü davrandığını söyleyemem. Söylersem haksızlık etmiş olurum. Beni okula gönderdi, ihtiyaçlarımı karşıladı. Hasta olduğumda doktora götürdü. Kendi çocuklarına bir şey alırken çoğu zaman beni tamamen dışarıda bırakmadı. Bazen çocuklarını alışverişe götürürken bana da, “Hadi hazırlan, sen de gel,” derdi. Mağazaya girdiğimizde Ceyda ile Begüm rahat rahat dolaşıp kıyafet seçerken ben önce fiyat etiketlerine bakardım. Bir şeyi beğensem bile elimde uzun süre tutamazdım. “Bir şey beğenmedin mi kızım?” diye sorardı amcam. “Yok amca, gerek yok.” “Al iki parça bir şey.” O zaman bir pantolon, bir kazak ya da gömlek seçerdim. Bazen Sevcan yengem de bana kıyafet alırdı. Kendi alışverişinde gördüğü bir şeyi getirip, “Bak bunu sana aldım,” dediği olurdu. Dolabım boş değildi. Ama Ceyda benden bir yaş büyüktü ve kıyafete benden çok daha fazla meraklıydı. Bir şeyi birkaç kez giyip sıkıldığı çok olurdu. O zaman kıyafetleri bana kalırdı. “Ben bunu artık giymiyorum, istersen sen al.” Ben de alırdım. Bunda utanılacak bir şey olmadığını biliyordum. Yine de insan yirmi bir yaşına geldiğinde bazen yalnızca kendi seçtiği, kendi parasıyla aldığı bir elbiseyi dolabına asmak istiyordu. Üzerimdeki lacivert elbise bunun nadir istisnalarından biriydi. Onu Ragıp amcam birkaç ay önce hepimizi alışverişe götürdüğünde almıştı. Ceyda üç elbiseyle kabinden çıkmış, Begüm bir pantolonla iki bluz seçmişti. Ben ise elimde bu elbiseyle amcama bakmıştım. “Bunu beğendim.” Amcam etikete göz atıp başını sallamıştı. “Al kızım.” O kadar. Benim içinse biraz daha fazlasıydı. Belki de bu yüzden bu akşam özellikle onu giymek istemiştim. Kapının dışından gelen ayak sesleriyle düşüncelerim dağıldı. “Eda!” Sevcan yengemin sesiydi. “Efendim?” “Hazır olmadın mı hâlâ?” “Geliyorum!” “Aşağıda seni bekliyoruz!” Gözlerimi devirdim. Daha Ragıp amcamın kravatını bile takmadığına emindim ama evde bekleten kişi nedense her zaman ben oluyordum. Parfümümü boynuma bir kez sıkıp yatağın üzerindeki küçük çantamı aldım. Tam çıkacakken gözüm çalışma masamın sandalyesine astığım beyaz önlüğe takıldı. Yüzüm istemsizce yumuşadı. Hemşirelik okuyordum. Okulum neredeyse bitmişti. Derslerimin büyük kısmını tamamlamıştım. Önümde sadece güz döneminde yapacağım son staj kalmıştı. O da bittiğinde nihayet mezun olacaktım. Nihayet. Bu kelimeyi son zamanlarda içimden çok fazla söylüyordum. Nihayet çalışacaktım. Nihayet kendi paramı kazanacaktım. Nihayet bu evde ne kadar kalacağıma başkaları karar vermeyecekti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AVCININ PENÇESİNDE (+21)

read
55.3K
bc

İNHİLÂL

read
5.6K
bc

Askerin Kelebeği (+18)

read
12.9K
bc

YAZGI

read
32.2K
bc

Mafya - Koreli +18

read
7.8K
bc

Gölge ve Pençe: Kadim Kırılma

read
1K
bc

Kurt ve Kuzu +18

read
23.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook