bc

TEŞHİS:BERDEL +18

book_age18+
664
FOLLOW
6.2K
READ
family
HE
friends to lovers
arranged marriage
powerful
heir/heiress
bxg
serious
city
mythology
like
intro-logo
Blurb

Aralarındaki o yakıcı nefret, kapılar kapandığı an yerini delilik derecesinde bir arzuya bırakıyordu. Gecenin karanlığında mantığın tüm zincirlerini kırıp attıkları o odada; sadece tenin tene değdiği, her dokunuşun bir diğerini delirtip nefes nefese bıraktığı sınırsız bir tutku hüküm sürüyordu. Birbirlerinin kollarında kayboldukları o saatlerde yasaklar deliniyor, bedenler birbirine tamamen teslim oluyor ve aralarındaki o vahşi çekim her seferinde daha da alevleniyordu. Akıl ve mantığın tamamen devre dışı kaldığı, arzunun en derin ve en günahkâr halini tatmaya hazır olun.

chap-preview
Free preview
1.BÖLÜM: Bir Tenha Yemin
O dönemeçte, iki aşiretin sınırlarında taşlar yerinden oynamak üzereydi. Dağların ardında batan güneş, coğrafyanın üzerine kan rengi bir şafak değil, uzun yıllar sürecek bir karanlığın ilk perdesini indiriyordu. Yıllardır dökülen kanın, dağlarda yankılanan intikam yeminlerinin ve torağa düşen nice genç ömrün sonunu getirebilecek tek bir kelime vardı coğrafyanın dilinde: Berdel. Ancak bu kez o devasa, kalın taş duvarlı konağın avlusuna gelen gelin, alışılagelmiş o gururlu, başı dik aşiret kızlarına hiç benzemiyordu. Henüz çocuklukla gençlik arasında bir yerde asılı kalmış, dünyadan habersiz, saf ve ürkek bir kızdı o: Lal. Düşman ailenin sunduğu bu "barış bedeli" olarak o konağın eşiğinden içeri adım attığında, başındaki oya işlemeli tülbenti çenesinin altında titreyen elleriyle tutuyor, her adımda biraz daha küçülüyor, sanki yerin dibine girmek istiyordu. Avluya kurulan uzun, meşe masanın etrafında aşiretin ileri gelenleri, ak saçlı ihtiyar heyeti ve iki ailenin önde gelen isimleri derin bir sessizlik içinde yerlerini almıştı. Havada baruttan ziyade, zoraki bir mecburiyetin ağır, boğucu ve zehirli kokusu vardı. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyordu; herkesin gözü, bu kanlı ortaklığın kurbanı olan o iki gençteydi. Bir köşede, elindeki tespihi yavaşça çeken köy imamı başını kaldırdı. Gözlerini yere eğmiş, kımıldamaya bile korkan genç kız ile yüz hatları taştan yontulmuş gibi sert duran damat adayının arasında gidip geldi. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle..." diye başladı imam, sesi avlunun yüksek taş duvarlarında yankılanarak. İmam nikâhı kıyılıyordu. Lal, başını öne öyle bir eğmişti ki, tülbünün oya işlemeli altın sarısı kenarları neredeyse gözyaşlarını saklayan küçük çenesine değiyordu. Gözlerini bir an olsun yerden kaldırmadı; çünkü başını kaldırdığı an, bu kabusun gerçek olduğunu, o dağın başındaki devasa konağa ve düşman ocağına ebediyen hapsolduğunu tamamen kabul edeceği korkusunu taşıyordu. Kalbi, göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyor, nefesi boğazında düğümleniyordu. Damadın tarafında ise durum çok daha farklı ama bir o kadar keskin ve acımasızdı. Doktor Kenan Karahan, o coğrafyanın kanunlarını kanıyla yazmış en büyük aşiretin reisiydi; ama aynı zamanda büyük şehrin en prestijli hastanelerinde neşter sallayan, insan hayatının ve ölümün bilimine tapan soğuk, mesafeli bir cerrahtu. Kenan, imamın kelimeleri arasında sessizce otururken, kıza dönüp bir kez olsun bakmadı. Gözlerini karşıdaki taş duvara dikmiş, sanki yanındaki varlık insan değil de aşiret protokolünün gereksiz, iğreti bir detayından ibaretmiş gibi inatla önüne bakıyordu. Yüzünde gram yumuşama yoktu; tam aksine, bu evliliğe zorlanmış olmanın verdiği öfke, şakaklarındaki ve çenesindeki belirginleşen kaslardan okunuyordu. Onun için bu nikâh, iki insanı birleştiren mukaddes bir bağ değil, kan davasını kağıt üzerinde bitiren soğuk ve mide bulandırıcı bir mukaveleden başka bir şey değildi. İmam, Kenan'a dönüp onay bekleyen o son soruyu sorduğunda, Kenan’ın sesindeki o buz gibi netlik avlunun üzerine bir kabus gibi çöktü: "Kabul ediyorum." Kelime ağzından bir kurşun gibi çıktı. Ne bir heyecan, ne bir sıcaklık, ne de bir sahiplenme... Sadece ve sadece zorunluluktan doğan saf bir reddediş. İmam "Kabul ettik" duasını okuyup ellerini açtığında, nikâh kıyılmıştı. Ancak o masadan kalkan iki insan, karı-koca değil, aynı çatı altında toplanmış iki azılı düşman gibiydi. Tören bitip kalabalık yavaşça çekildiğinde, Lal, iki yaşlı kadının kolunda, o devasa konağın üst katındaki karanlık ve yabancı odaya doğru sürüklenir gibi çıkarıldı. Kapı arkasından kapandığında, genç kız üzerindeki o ağır, işlemeli gelinlikle yatağın kenarına büzüşmüş, dışarıdan gelen rüzgârın tahta pencereleri sarsışını dinliyordu. Hane halkının ona bakışlarındaki o mesafeli yabancılık ve en çok da evin mutlak hakimi olan Kenan Karahan'ın adı, küçük kalbini mengene gibi sıkıştırıyordu. O da bu evliliği istememişti; babası ve ağabeyleri onu bir kurban gibi bu kapıya teslim etmişti. Yukarıdaki o geniş çalışma odasında, cam kenarında durmuş, dışarıdaki karanlığı izleyen Kenan ise elindeki metal neşter kutusunu sertçe masaya bırakırken yüzündeki o keskin çizgiler daha da belirginleşti. Kâhya sessizce içeri girip başını öne eğdi: "Ağam... Gelin odaya yerleştirildi. Buyurunuz, ilk akşamdır, adettendir..." Kenan, alayla karışık bir nefes vererek kâhyaya döndü. Sesindeki soğukluk odayı buz kesti: "Adettenmiş..." dedi, dişlerinin arasından sızan bir öfkeyle. "Bana bu konağa bir kumaş parçası gibi sökülüp atılan bir protokolü 'adet' diye yutturmaya çalışmayın. O kız benim karım falan değil, sadece o kan davasının kağıt üzerindeki mürekkebidir. Kimse benden bu oyunu ciddiye almamı beklemesin." Kâhya başını sallayıp odadan çekildiğinde, saatler gecenin ilerleyen vaktini gösterdi. Ağır meşe kapı gıcırtıyla açıldı ve Kenan içeri girdi. Kız, adamın içeri girdiğini görünce istemsizce geriye doğru sindi, başını daha da öne eğdi. Kenan, adımlarını yatağa doğru yöneltti, tam önünde durdu. Yukarıdan aşağıya baktığı o saf ve çaresiz yüz, içindeki sert duvarları bir an için sarstıysa da, bunu hemen büyük bir öfkeyle bastırdı. Ellerini cebine soktu ve o zehirli cümlesini fısıldadı: "Dinle beni küçük..." dedi, kelimeleri tek tek tartarak. "Bu odada, bu duvarlar arasında ne seninle karı-koca olacağız, ne de bu berdel masalının bir parçası haline geleceğim. Kendine bu odada bir yer bul, yaşa; ama benim hayatıma, bu odaya ve bana asla karışma." Kız, gözlerinde biriken yaşları tutmaya çalışarak başını salladı, tek kelime bile edemedi. Kenan arkasını dönüp odanın en uzak köşesindeki sedire doğru yürürken, aralarındaki o devasa duvarlar ilk geceden, o nikâh masasından kalan buzdan kalıntılarla örülmüştü. Dışarıda dağlar rüzgârla sarsılırken, o iki yabancının aynı çatı altında ama tamamen farklı dünyalarda geçen, birbirine karşı hem nefret hem de zamanla çözülecek o gizli gerilimle dolu günleri işte böyle başlamıştı...

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

SAKLI

read
1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
107.2K
bc

SUSKUN GELİN

read
149.6K
bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.0K
bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
43.1K
bc

Naz'lı Sevgilim (Türkçe)

read
4.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
598.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook