bc

ATEŞLİ ÇİNGENE KIZI +21

book_age18+
486
FOLLOW
7.3K
READ
city
like
intro-logo
Blurb

Tenekenin Gün Çiçekleriİzmir’in iki ayrı ucu... Tenekeli Mahallesi’nin dar sokaklarında doğup büyümüş, simsiyah saçları ve masmavi gözleriyle hayat saçan 18 yaşındaki çiçekçi kız Muhteşem. Karşısında ise İzmir’in en zengin ailesinin veliahdı, lüks ve konfor içinde büyümüş Kerem.Kader, Kerem’in yolunu bir gece Tenekeli’ye düşürdüğünde, lüks yalıların soğuk dünyası ile yoksul mahallenin gururlu sıcaklığı karşı karşıya gelir. Aralarındaki derin sınıf uçurumuna ve engellere rağmen bu iki genç, aşkın zenginlik tanımadığını kanıtlayabilecek midir?Sırça saraylar ile teneke sokakların gölgesinde yeşeren imkânsız bir aşk hikâyesi...

chap-preview
Free preview
Muhteşem
Kızzz muhteşem! Allah senin belanı vermesin, kız nerdesin gene? Nerde sürtersin? Gel çiçek sepetini al! O kara kavruk baban gırnatadan döner, sen daha mahallede sürtersin! Muhteşemmm! Bizim ananın sesi gene mahallenin dambıllasından yankılanıyor, affedersin bir taraflarını yırtıyor. Ben de ne yapayım; bakkaldan çekirdeği, buz gibi kolayı kapmışım, mahallenin süslü gızlarıyla kapı önünde çökmüşüz. Kakara kıkırı gırgırın dibine vuruyoruz. Kim kiminle gynaşıyor, kim kimi düzüklüyor, mahallede hangi gızoş kime kaçmış, hepsinin röntgenini çekiyoruz. Mahallede dedikodu benden sorulur be! Anamın cır cır bağırmasına daha fazla dayanamadım, oradan bir çığırdım: — Geliyom be ana! İki dakika lafın belini kırdırtmadın, ne tantana yaptın be! Aman, laf dinler mi bizim Beyhan hatun? Neyse, içeri geçtim. Tabii tarzımızdan ödün verecek değiliz gız! Şöyle göz alanından, yangın var diye bağırtan iddialı kırmızı eteğimi çektim bacaklarıma. Üstüne de o fırfırlı yaka, bembeyaz bluzumu giydim mi, değmeyin benim fiyakama! Aynaya bir baktım, "Ulan Muhteşem," dedim, "İzmir görsün hatun!" Sallayarak kalçayı aldım çiçek sepetini koluma. Ben Kordon’da çiçek satarım gızlar. Biz öyle haramda, hırsızlıkta, uğursuzlukta gözü olan takımdan değiliz, çok şükür! Alnımızın teriyle, iki tatlı lafla nasibimizi çıkartırız. Babam Niyazi, klarnetin (bizim tabirle gırnatanın) ciğerini söker, düğünlerin krallığıdır. Anam Beyhan zaten yılların emektar çiçekçisi... E kan çekiyor nitekim; ana mesleği bende! Okul dersen... Hiç kafam basmadı be ablam, dersler beni fena darladı, bunaldım. Dedim "Ulan Muhteşem, hayat sana okullarda harcanmak için çok güzel!" Rahat yaşamak kolayıma geldi. Şimdiyse Kordon'un gülü, Alsancak'ın bir tanesiyim! Her esnaf tanır, sever beni. Çiçek satarım, akşam oldu mu gırnatanın sesini duydum mu bir göbek atarım ki, feleğin şaşar! Günlük bulur, günlük yeriz. Keyfimiz yerinde, Tanrı'mıza şükür! O gün de havalar bir sıcak, Kordon cıvıl cıvıl... Deniz iyot kokuyor, meltem hafiften vuruyor kırmızı eteğime. Sepette mermer gibi güller, mis kokulu şebboylar var. Bir elim belimde, bir elim sepette geziniyorum. — Abiii! Al şu güzeller güzeli ablama bir kırmızı gül be! Sevdalına can olsun, gözü senden başkasını görmesin abim benim! Al be bir dal, kırk yıl duacın olayım! Milletin neşesini bulduruyorum, üç beş kuruş siftahı atıyorum tepeye. Derken gızlar, ben yolun kenarından gynaşa gynaşa yürürken, arkamdan bir gürültü koptu ki sormayın! Siyah, camları zift gibi zengin arabası... Lüp lüks bir şey! Motoru gürül gürül ötüyor. Şerefsizim şimşek gibi geliyor üzerime! Son anda fark ettim, kendimi kaldırıma zor fırlattım. Fırlattım ama sepetimdeki güllerin yarısı yola saçıldı, eteğim toz poyraz oldu! Ulan az kalsın pelteye çevirecekti beni! Kan beynime sıçradı, gözlerim döndü vallah! Sepeti fırlattım bir kenara, düştüm arabanın peşine. Zaten iki metre ötede kırmızı ışık yandı da durdu o gıcır gıcır teneke parçası. Koştum, dayandım sürücü tarafının camına. Güüm güüm vurdum siyah camına! — Ohaaaa ulan taş arabası! Önüne baksana be heyvanoğlu hayvan! İnsan mı eziyorsun, karpuz mu taşıyorsun be gidi mangana! Boyun posun devrileydi de o direksiyona oturmayaydın! Cam yavaşça aşağıya kaydı gız... İçeriden bir soğuk klima havası yüzüme bir vurdu, mis gibi pahalı parfüm koktu ortalık. Ama benim gözüm parfüm görür mü? Ateş saçıyorum! Arabanın içinde bir adam oturuyor... Üstünde jilet gibi takım elbise, saçı başı jöleli, tarağı düzgün, sinekkaydı tıraşlı bir tipi-şerif! Sanki katalogdan fırlamış, o derece görgülü, o derece havalı bir şey. Ama duruşundaki o kibir var ya... Adam bana öyle bir baktı ki, sanki ben insan değilim de yolun ortasında türemiş bir çalı çırpıyım! — Terbiyesizleşme lütfen hatun kişi. Çekil arabanın önünden, ne bu bağırış çağırış? dedi. Sesi de öyle bir sakin, öyle bir pürüzsüz ki... Sanırsın trilyonluk radyo spikeri konuşuyor! Ben iyice zıvanadan çıktım tabii! Roman kızı Muhteşem’e "hatun kişi" dedi be! — Ne hatun kişisi be gidi moruk kılıklı! Senin o lüp lüks araban batasılca! Az kalsın anamı dul, babamı yetim bırakacaktın ulan! Çiçeklerim mahvoldu, canımı yolda mı buldum ben be mangana adam! Görgü görmemiş, zenginlikten gözü kör olmuş seni! Babamın gırnatasının gırgırı kadar aklın yok mu senin, önüne bakmaz mısın! Adam gözlüklerini çıkardı, bana şöyle baştan aşağı bir baktı. Kırmızı eteğime, fırfırlı bluzuma, elimdeki boş sepete... Yüzünde hafiften, pis bir tebessüm belirdi. Beni küçümsüyor aklınca züppe! — Ne kadar gürültücüsün sen böyle? Neyse zararını, uzatma da söyle. Parasını vereyim, kapat şu çeneni, dedi. Cebinden bir cüzdan çıkardı ki, cüzdanın kalınlığı benim bir haftalık nafakam! İçinden iki tane mor yüzlük çıkardı, camdan dışarı uzattı. İşte o an benim şalterler tamamen attı gızlar! Ulan biz fakiriz, garibanız ama onurumuzu yoldan toplamadık be! — Ne diyorsun lan sen! dedimcene. Senin o paralarını alırım ben, tek tek yuttururum sana! Satılık değiliz biz be görgüsüz hıyar! Parasında değilim lan senin tenekenin altındaki güllerimin derdindeyim! Ezdin geçtin o kadar emeği! Ben buranın, bu Kordon’un gülüyüm, Muhteşem derler bana! Senin gibi züppelerin parası benim fırfırlı bluzumun düğmesi bile olamaz! Arabadaki adamın o soğuk, kibirli ifadesi bir an duraksadı. Gözleri şaşkınlıkla açıldı. Belli ki hayatında hiç kimse onun suratına mor paraları fırlatmamış, hiç kimse ona böyle çemkirmemiş! Mor paraları elinden kaptığım gibi suratına doğru geri fırlattım, paralar arabanın torpidosuna saçıldı. — Al o paralarını, münasip bir yerine koy! Bir daha da benim Kordon'umda öyle fırtına gibi araba sürme, tekerini patlatır, seni de o arabanın içine kilitlerim vallah! dedim. Işık yeşile döndü. Adam bana sanki hayatında ilk defa uzaydan düşmüş bir yaratık görüyormuş gibi uzun uzun, derin derin baktı. Yüzündeki o züppe tebessüm kaybolmuş, yerini garip bir meraka bırakmıştı. Hiçbir şey diyemedi. Gazı hafifçe kökledi, siyah lüks arabası Kordon’un asfaltında süzülüp gitti. Ben arkasından tükürdüm: — Tüh senin kalıbına! Züppe çorba! Yerdeki ezilmeyen üç beş gülü topladım, sepetime attım. Kalbim güm güm atıyor, hırstan duman çıkarıyorum kulaklarımdan. Ama bir yandan da içimden bir ses diyor ki: "Ulan Muhteşem, bu züppe adam seni kolay kolay unutamaz gız!" Üstümü başımı düzelttim, eteğimi şöyle bir silkeledim. Saçımı geriye attım, kalçayı yine sallaya sallaya Kordon’un ortasına doğru yürüdüm. — Abiii! Gel be gel, görgüsüzlere inat ablama bir gül al! Düşmanın çatlasın, aşkınız baki kalsın be abim! O gün öyle bitti sanıyordum ama nereden bilecektim gızlar... O lüp lüks arabanın züppe sürücüsüyle yolumuz daha çok kesişecekti. İzmir küçük, Muhteşem büyük gız!

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Taht Uğruna

read
1.7K
bc

ÖLÜMÜN NİŞANLISI

read
1.5K
bc

İDÂL (BERDEL)

read
50.5K
bc

İlk İYE; Sare

read
4.2K
bc

ŞEHVETLİ İNTİKAM [+18]

read
18.2K
bc

Karanlığın Mirası +18

read
5.6K
bc

MEZAPOTAMYA'NIN GELİNİ

read
12.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook