bc

AĞANIN İNTİKAM GELİNİ

book_age18+
4
FOLLOW
1K
READ
billionaire
dark
contract marriage
family
opposites attract
friends to lovers
brave
mafia
heir/heiress
drama
bxg
kicking
scary
office/work place
pack
seductive
like
intro-logo
Blurb

AĞANIN İNTİKAM GELİNİ 🔥

O, ailesinin katillerini bulmak için gelin oldu. Ama kocası, sandığından çok daha tehlikeliydi.

"Bu evde benim sözüm geçer, Derya."

Gözlerimi adamın karanlık bakışlarına diktim.

"Öyleyse ilk kez birinin sana karşı geleceği güne hazırlan, Baran Karahan."

Dudaklarının kenarında tehlikeli bir gülümseme belirdi.

"Benimle savaşmak istediğine emin misin, güzel karım?"

"Seninle evlendiğime göre başka ne istediğimi sanıyorsun?"

***

On sekiz yıl önce ailesini bir yangında kaybeden Nehir Sancaktar, herkesin öldü sandığı kızdı.

Şimdi ise başka bir isimle geri dönmüştü.

Derya Aslan.

Ve intikam almak istediği Karahan ailesinin genç ağası Baran Karahan'la evlenmişti.

Bu evlilikte aşk yoktu.

Yalnızca altı aylık bir anlaşma, saklanan bir kimlik ve yıllardır ödenmeyi bekleyen bir hesap vardı.

Nehir'in tek amacı, ailesini yok eden insanların sırlarını ortaya çıkarmaktı.

Fakat Baran, karşısındaki kadının göründüğü kadar masum olmadığını ilk geceden anlamıştı.

Birbirlerinden nefret etmeleri gerekiyordu.

Birbirlerine güvenmeleri imkânsızdı.

Peki, intikam almak için girdiği konakta kalbini kaybederse ne olacaktı?

Gelinler yeni bir hayata başlamak için beyaz giyer.

Nehir Sancaktar ise bir ailenin sonunu getirmek için giymişti.

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1: GELİN GELDİĞİM EV
Bir kadın, ailesini öldürdüğüne inandığı adamların evine gelin olarak girerken beyaz giymemeliydi. Ama ben beyazı özellikle seçmiştim. Çünkü kadınlar gelinliklerini mutlu bir geleceğe adım atmak için giyerdi. Ben ise geçmişimin mezarını açmak için giyiyordum. Aynanın karşısında durup kendime baktım. Omuzlarımı açıkta bırakan gelinliğin ince dantelleri göğsümün üzerinde birleşiyor, belimden aşağı dökülen kumaş ayaklarımın dibinde birikiyordu. Güzeldim, hatta bugün hayatımda hiç olmadığım kadar güzeldim. Ne tuhaf. İnsan, en çok nefret ettiği adamla evleneceği gün de güzel olabiliyormuş. Boynumdaki küçük madalyonu avucumun içine aldım. Kapağını açtığımda annemle babamın gülümseyen yüzleri karşıma çıktı. On sekiz yıl. İnsan on sekiz yılda neleri unutabilirdi? Bir evin kokusunu, annesinin sesini, babasının kahkahasını. Ama ben o geceyi unutmamıştım. Kapıların arkasından yükselen çığlıkları, ciğerlerimi yakan dumanı ve annemin beni son kez kucağına alışını hâlâ hatırlıyordum. Telefonum çaldı. Anneanne. Aramayı açtım. "Vazgeçmek için hâlâ vaktin var." Selam bile vermemişti. Gülümsedim. "Günaydın sana da." "Nehir, benimle oyun oynama." Sesindeki sertlik, çocukluğumdan beri tanıdığım bir şeydi. Süreyya Erden'in karşısında şirket yöneticileri, avukatlar ve koca koca iş adamları ter dökerdi. Ama onun korktuğu tek kişi bendim. Daha doğrusu, benim yapabileceklerimdi. "On sekiz yıldır bu günü bekliyorum," dedim. "Benden şimdi vazgeçmemi isteme." "Ben seni o evden kurtarmak için bir ömür harcadım." "Ben de o evin neden bizim hayatımızı mahvettiğini öğrenmek için." "Baran Karahan'ı hafife alma." "Almıyorum." "O adam babasına benzemez." Aynadaki yansımama baktım. "Umarım benziyordur." "Neden?" "Çünkü o zaman ondan nefret etmek daha kolay olur." Hattın diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra anneannem yorgun bir sesle konuştu. "İntikam alacağım derken kendini kaybetme, kızım." Madalyonun kapağını kapattım. "Ben kendimi on yaşındayken kaybettim, anneanne." Telefonu kapattım. Artık Derya Aslan olma vaktiydi. ** Karahan Konağı'nın büyük kapıları açıldığında avludaki konuşmalar birer birer kesildi. Başımı dik tuttum. Üzerimdeki gelinliğin kuyruğu taş zeminde sürünürken yüzlerce göz beni süzüyordu. Merak. Küçümseme. Kıskançlık. Ve biraz da nefret. Güzel, demek ki daha ilk günden doğru yere gelmiştim. "Bu muymuş İstanbul'dan getirdiği?" "Anası hiç istememiş." "İdil Hanım dururken buna mı kaldı?" Fısıltıları duymamış gibi yürüdüm. Avlunun sonunda Baran Karahan duruyordu. Siyah takım elbisesi geniş omuzlarına kusursuz oturmuştu. Koyu renk saçları geriye taranmış, çenesindeki kısa sakal yüzüne olduğundan daha sert bir ifade vermişti. Beni görünce gülümsemedi. Ben de ondan bir gülümseme beklemiyordum. Yanına vardığımda gözleri yüzümden gelinliğimin açık omuzlarına kaydı. Bir saniyeden kısa sürdü. Ama fark ettim. "Geç kaldın," dedi. "Beş dakika." "Ben bekletilmeyi sevmem." "Ben de emir almayı." Gözlerinde bir şey kıpırdadı. Şaşkınlık değildi. Eğleniyordu. "Bu evde işler biraz farklı yürür, Derya." "Alışman gerekecek o zaman." Kaşını kaldırdı. "Neye?" "Artık her şeyin senin istediğin gibi yürümeyecek olmasına." Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Tam o sırada arkamızdan sert bir kadın sesi yükseldi. "Baran!" Gülizar Karahan. Kadının fotoğraflarını görmüştüm. Ama hiçbir fotoğraf onun insanı tepeden tırnağa ölçen bakışlarını anlatamazdı. Yeşil ipek elbisesi, ağır altın takıları ve dimdik duruşuyla bu konağın gerçek sahibinin kendisi olduğunu herkese hatırlatıyordu. Bana baktı. Sonra gelinliğime. Dudaklarını birbirine bastırdı. "Bizim buralarda gelinler bu kadar açık giyinmez." Avludaki birkaç kadın başını çevirdi. Baran annesine baktı. "Anne." Gülizar elini kaldırdı. "Ben gelinime adetlerimizi öğretiyorum." Gülümsedim. "Ne güzel. Ben de öğrenmeye geldim zaten." Kadının bakışları sertleşti. "Öyleyse önce büyüklerinin sözünü kesmemeyi öğren." "Elbette. Siz de beni tanımadan hakkımda hüküm vermemeyi öğrenirsiniz belki." Yakınımızdaki konuşmalar tamamen kesildi. Gülizar'ın yüzündeki gülümseme dondu. "Sen benimle nasıl konuştuğunun farkında mısın?" "Gayet farkındayım." "Baran!" Baran başını hafifçe yana eğdi. "Ne var, anne?" "Karına haddini bildir." İşte bu. Daha nikâh kıyılmadan ilk emir verilmişti. Baran bana döndü. Bakışları gözlerime kilitlendi. "Annem senden bir özür bekliyor." Çenemi kaldırdım. "Bekleyebilir." Avluda biri boğazını temizledi. Baran'ın gözlerindeki eğlence kayboldu. Bir adım yaklaştı. Aramızda yalnızca birkaç santim kaldı. "İnatçısın," dedi alçak sesle. "Sen de alışkın değilsin." "Neye?" "Hayır cevabına." Bakışları dudaklarıma indi. Sonra yeniden gözlerime döndü. "Yanılıyorsun, güzelim. Ben hayır cevabını gayet iyi bilirim." Sesi biraz daha alçaldı. "Yalnızca hangi hayırların gerçekten hayır olduğunu anlamayı severim." Gözlerimi kısmadan karşılık verdim. "Benimkileri anlamakta zorlanmazsın." Bir an sessizlik oldu. Sonra Baran doğruldu. Annesine döndü. "Derya bugün benimle evleniyor, anne. Onunla bir sorunun varsa düğünden sonra konuşursunuz." Gülizar'ın yüzü kızardı. "Bana kendi evimde susmamı mı söylüyorsun?" "Hayır." Baran elini bana uzattı. "Misafirlerimizin önünde düğünü bitirmemize izin vermeni istiyorum." Elini tuttum. Bunu yaparken parmaklarının avucumu nasıl sardığını hissettim. Güçlüydü. Sıcaktı. Ve canımı en çok sıkan şey, dokunuşundan rahatsız olmamamdı. *** Nikâh memuru bana dönüp sorusunu sorduğunda kalbim ilk kez hızlandı. "Derya Aslan, Baran Karahan'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?" Bir an annemin yüzü geldi gözlerimin önüne. Ardından babamın. Ve yangın. Duman. Çığlıklar. "Evet." Sesim titremedi. Alkışlar yükseldi. Baran elimi tuttu. Parmağıma yüzüğü geçirirken başını hafifçe eğdi. "Artık Karahan oldun." Ona baktım, "Altı aylığına." "Altı ay uzun bir süre." "Bazı insanlar için." Yüzüğü parmağıma yerleştirdi. "Senin için?" Gülümsedim. "Bir ömür beklemiş biri için göz açıp kapayıncaya kadar geçer." Gözleri yüzümde durdu. Sanki söylediğim cümlenin arkasında başka bir şey arıyordu. Belki de ilk hatamı yapmıştım. Ama artık geri dönüş yoktu. *** Akşam yemeği başladığında Gülizar Hanım'ın beni herkesin önünde küçük düşürmek için yeni bir fırsat beklediğini anlamıştım. O fırsat çok geçmeden geldi. "İstanbul'da ne iş yapıyordun, Derya?" Çatalımı bıraktım. "Yatırım danışmanlığı." "Öyle mi?" Kadın başını hafifçe yana eğdi. "Demek kocanın parasını yönetmeye de alışkınsın." Masada birkaç kişi güldü. Ben gülmedim. "Henüz Baran Bey'in parasını yönetmiyorum." "Henüz mü?" "Evet. Şimdilik kendi paramla ilgileniyorum." Gülizar'ın yüzü gerildi. "Kendi paran?" "İnsan çalışınca oluyor, Gülizar Hanım." Masadaki sessizlik derinleşti. Baran kadehini yavaşça masaya bıraktı. Annesi öne eğildi. "Bak kızım. Buraya nereden geldiğini bilmiyorum ama Karahan soyadının bir ağırlığı vardır." Başımı salladım. "Fark ettim." "Öyleyse ona göre davran." "Ben de tam onu yapıyorum." "Ne demek istiyorsun?" Gülümsedim. "Bu soyadını taşıyacak bir kadının kendisini savunabilecek kadar güçlü olması gerektiğini düşünüyorum." Gülizar cevap vermeye hazırlanırken salonun kapısı açıldı. İçeri giren kadını gördüğümde hemen tanıdım. İdil Aksu. Baran'ın evlenmesi beklenen kadın. Krem rengi, vücuduna oturan bir elbise giymişti. Saçları kusursuz biçimde toplanmıştı. Doğrudan masamıza yürüdü. "Geç kaldığım için kusura bakmayın." Gülizar'ın yüzü aydınlandı. "İdilciğim! Gel, kızım." İdil bana baktı. Gülümsedi. Ama o gülümsemede en ufak bir sıcaklık yoktu. "Demek yeni gelinimiz sensin." Ayağa kalkmadım. "Derya." "Biliyorum." Bakışları yüzüğümde durdu. "Baran'ın kararlarına şaşırmamayı uzun zaman önce öğrendim." "Ne güzel. Ben de insanların kendi kararlarını vermesini severim." İdil'in gülümsemesi biraz daha genişledi. "Umarım bu evin ne kadar zor olduğunu biliyorsundur." "Zor şeylerden korkmam." "Öyleyse şanslısın." Bir sandalye çekip oturdu. "Çünkü Baran'la evli kalmak, onunla evlenmekten çok daha zor." Başımı Baran'a çevirdim. O da beni izliyordu. Sanki nasıl cevap vereceğimi merak ediyordu. Yeniden İdil'e döndüm. "Deneyim konuşuyor sanırım." Masadaki bir bardak hafifçe masaya çarptı. Fırat Karahan kahkahasını gizlemeye çalışıyordu. İdil'in yüzündeki gülümseme kayboldu. Gülizar öfkeyle bana baktı. "Yeter artık!" Sesini yükseltmişti. "Bu evin bir düzeni var. Sen daha ilk günden herkese dil uzatamazsın!" Sandalyemi yavaşça geriye ittim. Ayağa kalktım kalbim hızlı atıyordu ama sesim sakindi. "Ben bu eve kimseyle kavga etmeye gelmedim, Gülizar Hanım." Kadın küçümseyerek güldü. "Öyle mi?" "Öyle. Ama kimsenin beni aşağılamasına da izin vermeyeceğim." "Burası İstanbul'daki ofisin değil!" "Biliyorum." Bir adım öne çıktım. "Burası kocamın evi." Gülizar'ın gözleri büyüdü. "Ve siz beni istemeseniz de artık bu ailenin geliniyim." Bir an nefes aldım. "İsterseniz buna alışmak için altı ayınızı kullanabilirsiniz." Salon buz kesti. İşte o an hata yaptığımı fark ettim. Altı ay. Anlaşmamızın süresini herkesin önünde söylemiştim. Baran sandalyesinden kalktı. Yüzünde tek bir ifade yoktu. Masadaki herkes ona baktı. "Yemek bitti," dedi. Gülizar ayağa fırladı. "Baran, bu kız—" "Annem." Tek kelime. Ama kadını susturmaya yetti. Baran bana döndü. "Benimle gel." Emir vermişti. Bundan hoşlanmadım ama bu kez itiraz etmedim. Çünkü gözlerinde ilk kez gerçek bir öfke vardı. Ve o öfkenin bana ne kadara mal olacağını henüz bilmiyordum. Beni üst kattaki geniş bir odaya götürdü. Kapı kapanır kapanmaz döndüm. "Annenin yaptıklarına ses çıkarmayıp şimdi bana mı kızacaksın?" Baran ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı. "Altı ay." Yutkundum. "Ne?" "Masada altı ay dedin." "Bir dil sürçmesiydi." "Senin gibi her kelimesini tartarak konuşan bir kadından mı?" Cevap vermedim bana doğru yürüdü. "Ne yapmaya çalışıyorsun, Derya?" "Hiçbir şey." "Yalan söyleme." Çenemi kaldırdım. "Beni yalancılıkla suçlamadan önce ailene nasıl davranmaları gerektiğini öğretebilirsin." Baran durdu sonra güldü. Kısa, sert bir gülüştü. "Sen gerçekten başıma bela olmaya geldin." "Anlaşmayı kabul eden sendin." "Evet." Yaklaştı. "Ve neden kabul ettiğimi hâlâ merak ediyorsun, değil mi?" Gözlerimi ondan ayırmadım. "Şirketini kurtarmak için." "Şirketimi kurtarmanın başka yolları da vardı." "Öyleyse neden benimle evlendin?" Baran bir an sustu. Sonra elini kaldırdı. Yüzüme dokunacağını sandım ama yalnızca omzumdan kaymış ince bir saç tutamını işaret etti. "Çünkü bana evlenme teklif eden kadın, karşılığında hiçbir şey istemediğini söyleyip altı ay boyunca evimde yaşamaya bu kadar hevesliyse bir şey saklıyordur." Kalbim hızlandı. "Belki de sana âşık olmuşumdur." Bakışları dudaklarıma kaydı. "Olma." Sesindeki sertlik kaybolmuştu. "Niye?" "Çünkü bu evde birini sevmek, ona karşı kullanılabilecek en büyük zayıflıktır." Bir an gerçekten ne söyleyeceğimi bilemedim. Sonra kendimi toparladım. "Merak etme. Seni sevmek gibi bir niyetim yok." Baran başını hafifçe eğdi. "İyi." Bir adım geri çekildi. "Öyleyse ikimiz de anlaşmamıza sadık kalalım." Kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu. "Bir şey daha." Başımı kaldırdım. "Bu evde bana karşı çıkabilirsin. Anneme de. İstersen bütün Karahanlara." Bakışları sertleşti. "Ama bana yalan söylediğini öğrenirsem, nedenini de öğrenmeden bırakmam." Kapı kapandı. Ardından uzun süre hareket edemedim. Çünkü Baran Karahan'ın söylediği son cümlede tehditten daha tehlikeli bir şey vardı. Merak. Ve merak eden bir adam, nefret eden bir adamdan çok daha zor kandırılırdı. *** Gece yarısını geçtikten sonra gelinliğimi çıkardım. Siyah bir pantolon ve gömlek giydim. Valizimin gizli bölmesinden kadife keseyi aldım. İçindeki pirinç anahtarı avucuma bıraktım. Baş kısmındaki küçük çiçek işlemesine baktım. Annemin eşyaları arasından çıkmıştı. Anneannem bu anahtarın neyi açtığını bilmediğini söylemişti. Ama ben ona inanmamıştım. Çünkü Süreyya Erden'in bilmediği şeyler azdı. Sakladığı şeyler ise çoktu. Koridora çıktım konak sessizdi. Ayaklarımı mümkün olduğunca yavaş basarak merdivenleri indim. Büyük salonun önünden geçip batı kanadına yöneldim. Çocukluğumdan kalan görüntüler zihnimde canlandı. Dar koridor, duvarlardaki eski tablolar sonundaki ağır ahşap kapı. Ve annemin sesi. "Nehir, oraya gitme." O zamanlar sözünü dinlemiştim. Bu kez dinlemeyecektim. Kapıya ulaştığımda ellerimin titrediğini fark ettim. Korkudan değildi. Heyecandandı. Anahtarı kilide yaklaştırdım. Tam o sırada arkamdan bir ses yükseldi. "Karımın ilk gecemizde yatağından kaçacağını düşünmemiştim." Olduğum yerde donakaldım. Yavaşça döndüm. Baran koridorun girişinde duruyordu. Siyah gömleğinin ilk iki düğmesi açıktı. Kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Yüzünde o sinir bozucu sakinlik vardı. "Yolumu kaybettim," dedim. "Öyle mi?" "Bu konak labirent gibi." "İlginç." Bana doğru yürüdü. "Çünkü ilk kez gelen herkes doğu merdivenlerine yönelir." Sustum. "Sen doğrudan buraya gelmişsin." "Tesadüf." Baran güldü. "Ben tesadüflere inanmam, Derya." Bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe azaldı. Geri çekilmedim. "Öyleyse neye inanırsın?" "Gördüklerime." Bakışları elimdeki anahtara indi. Yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. "Onu nereden buldun?" Elimi kapattım. "Neyi?" "Anahtarı." "Benim." "Onu sormadım." Sesi sertleşmişti. "Kim verdi sana?" Cevap vermedim. Baran bir süre yüzüme baktı. Sonra arkamdaki kapıya döndü. "Bu koridor on sekiz yıldır kapalı." Kalbim göğsüme çarptı. "Öyle mi?" "Evet." Gözlerini yeniden bana çevirdi. "Ve sen ilk gecende buraya geliyorsun." Bir adım daha yaklaştı. "Üstelik elinde o anahtarla." Nefesimi tuttum. Baran'ın bakışları avucumun üzerinde durdu. "Kim olduğunu bilmiyorum, Derya." Bütün bedenim gerildi. "Ama bu eve neden geldiğini öğrenmeye başladığımı düşünüyorum." Kendimi zorlayarak gülümsedim. "Yanılıyorsun." "Umarım." Sonra öyle bir şey söyledi ki ayaklarımın altındaki taş zemin sanki kaydı. "Çünkü o anahtardan iki tane vardı." Dudaklarım aralandı. "Biri yıllar önce kayboldu." "Diğeri?" Baran'ın yüzündeki ifade değişti. Gözlerinde ilk kez tanımlayamadığım bir acı gördüm. "Diğerini son kez bir çocuğun elinde gördüm." Boğazım kurudu. "Ne çocuğu?" Baran gözlerini gözlerimden ayırmadı. "On sekiz yıl önce yangında öldüğünü sandığımız küçük bir kızın."

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Yüzbaşının Cerrahı

read
1.2M
bc

The Silver Wolf

read
486.5K
bc

The Billionaire’s Intern

read
1.0M
bc

Chosen, just to be Rejected

read
863.7K
bc

Inferno Demon Riders MC: My Five Obsessed Bullies

read
1.1M
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.2M
bc

Unscentable

read
2.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook