Bölüm 1: Dayak
Raife Hanım elindeki kemeri kaldırdı ve Sude Naz’ın bedenine acımasızca indirdi. Sert ve yüksek ses köşkte yankılandı. Hizmetçilerin hepsi korkudan sessizce odalarına kapandı. Kimse sesini çıkarmaya cesaret edemiyordu.
Sude Naz da hiç sesini çıkarmadı. Narin bedeni titriyordu. Alt dudağını ısırıp acıya katlanmaya çalıştı. Yaralarından kan sızmaya başlamıştı artık.
“Seni buraya geri getirdim. Yedirdim, içirdim, giydirdim. Sayemde bir evin oldu. Nasıl bu kadar nankör olabildin? Nasıl ona zarar verdin?” diye bağırdı Raife Hanım. Her kelimesinde kemeri bir daha indiriyordu kızın sırtına. Sude Naz kısa süre içinde kan revan içinde kaldı. Yüzü bembeyaz oldu ama bakışları hâlâ aynı kararlılıktaydı. Belki de artık bu dayaklara alışmış olabilirdi.
“Şimdi hemen kardeşinden özür dileyeceksin,” dedi Raife Hanım. Kendisi bile vurmaktan yorgun düşmüştü. Elini beline yaslayıp ağır ağır nefes alırken Sude Naz’a baktı.
Sude Naz, “Ben bir şey yapmadım,” dedi üstüne basa basa. Başını kaldırıp ona baktı. “Neden özür dileyeyim ki?”
Raife Hanım, Sude Naz’ın boyun eğmediğini görünce kemeri tekrar havaya kaldırdı.
“İyi iyi, sen böyle devam et,” dedi hırsla bir kez daha kemeri vururken. “Özür dileyene kadar vurmaya devam edeceğim.”
Bu sırada yanında duran Ela onu durdurdu. “Anne!” Hüzünlü gözleriyle yalvarırcasına bakıyordu. “Ablamı daha fazla dövme artık. Aslında bu benim hatam ona fıstığa alerjim olduğunu söylememiştim.”
“Ela, sen çok iyi bir kalpli bir kızsın. Bu küçük canavar seni neredeyse öldürecekti ama sen hala onu korumaya çalışıyorsun!”
Raife Hanım Ela’nın yanağını okşadı. Ses tonu, bu evlatlık kıza karşı beslediği şefkati açıkça gösteriyordu.
“Sude Naz, böyle bir hayat yaşadığı halde nankörlük edecek kadar vefasız bir kız. Sırf ilgi çekmek için senin fıstık alerjin olduğunu bile bile o keki sana yedirdi. Bu nasıl bir vicdan?”
Sude Naz kızarmış gözleriyle ona bakıp tekrar diretti.
“Tekrar söylüyorum. Ben ona zarar vermedim!”
Hiç takati kalmamıştı ve yorgun bir şekilde anne kızın aralarındaki samimiyeti izliyordu.
“Alerjisi olduğunu bilmiyordum!”
Raife Hanım birkaç kemer darbesi daha indirirken “Hala yalan söylüyor bak!” diye bağırdı. Buz gibi gözlerinde ona bakarken hiç merhamet yoktu. Bu soğuk bakış Sude Naz’ın içini acıtıyordu.
Eve döndüğünden beri ne zaman Ela ile bir anlaşmazlık yaşasa hatalı taraf olarak hep kendisi görülüyordu. Ne kadar açıklarsa açıklasın, ne kanıt sunarsa sunsun kimse ona inanmıyordu. Hep sahtekârlıkla suçlanıyordu.
Ela, yanlışlıkla ayağı takılıp merdivenden yuvarlandığında onu Sude Naz’ın ittiğini iddia etmişti. Anne ve babası Ela’ya inanmış ve Sude Naz’ı asla dinlememişlerdi.
Öz evlat olmasına rağmen anne babasının gözünde evlatlık çocuklarından daha değersizdi. Sadece ilgi çekmeye çalışan, Ela’ya kasıtlı olarak kötülük yapan biri olarak değerlendiriliyordu.
Sude Naz, Ela’ya baktı. Gözlerinde hem acıma hem de sempatik bir bakış vardı.
“Anne, ben onu anlıyorum. Sonuçta ben evlatlık çocuğum. On yıldan fazla bir zamandır burada onun hayatını yaşıyorum. Onun yerinde olsaydım belki ben de ona kin tutardım. Belki de...” deyip acılı gözlerini uzağa dikti. “Bu evden ayrılmalıyım. Eğer ben gidersem ablam ailesinin yanında mutlu ve huzurlu olabilir.”
Yine aynı hikâyeler! Onu anlıyor hatta hak veriyormuş gibi davranıyordu ama aslında bunu yaparak Sude Naz’ı daha da yerin dibine sokmaya çalışıyordu. Sude Naz biraz daha hüzünlendi. Hayal kırıklıkları her geçen gün giderek artıyordu.
“Şak!”
Bir kemer darbesi daha indi. Yırtıcı acı Sude Naz’ı düşüncelerinden çekip gerçek hayata geri getirdi. Gözleri Raife Hanım’ın soğuk ve tiksinti dolu bakışlarını buldu yeniden.
“Ela’ya bir bak! Ne kadar uslu, ne kadar anlayışlı! Onun yarısı kadar olabilseydin bir gram huzurumuz olurdu. Ama sen hala hatanı kabul edip boyun eğmiyorsun. Bana sinir krizi geçirtmek mi istiyorsun sen?”
“Bir kez daha söylüyorum! Ben onun alerjisi olduğunu falan bilmiyorum! Madem alerjisi vardı, neden yediği şeyin paketini kendisi kontrol etmedi!”
“Bak sen şu hadsize! Bir de suçu benim kızıma atıyor. Terbiyesiz!”
Raife Hanımın bir şey anlamaya ya da dinlemeye niyeti zaten yoktu. Körü körüne Ela’ya inanacaktı.
“Anne...” Ela burnunu çekti. Yüzüne çaresiz bir ifade kondurdu. “Eğer ablam böyle yaptığında kendini daha iyi hissedecekse... Bırak öyle kabul edelim.”
“Ela, ağlama kızım. Bu haksızlığa katlanmayacaksın. Bu nankör kızın senden özür dilemesini sağlayacağım.”
Raife Hanım gözlerini kısıp elindeki kemeri bir tur parmaklarına doladı. Duruşu ve öfkeli bakışları tam olarak evin hanımının otoritesini gösteriyordu.
“Özür dilemiyorsun demek... O zaman... Üç gün sonra yapılacak Moda Tasarım yarışmasına hazırladığın tasarımı Ela’ya vereceksin ve ben de bu işin peşini bırakacağım.”
Nasıl yani? Raife Hanımın sözleri Sude Naz’ın donup kalmasına sebep oldu. Bir yıldır ailesinin sevgisini ve takdirini kazanmak için her şeye katlanmıştı.
Önce Dereli Ailesinin gerçek kızlarına ait olan odayı orada daha rahat ettiği gerekçesiyle Ela’ya tahsis etmişler sonra da Ela’nın Dereli Ailesinin gerçek kızları olarak tanıtılmasını anlayışla karşılamasını beklemişlerdi.
Sude Naz geri geldiğinden beri buna benzer pek çok olay yaşanmıştı. Bu evde kalabilmek ve ailesinin sevgisini kazanabilmek için her şeye razı olmuştu. Ama bu kadarı da biraz fazla değil miydi?
Raife Hanım resmen onun bin bir emekle hazırladığı yarışma tasarımının taslağını Ela’ya vermesini istiyordu.