Gölgeler ve Yalanlar
Gecenin yarısını çoktan geçmişti. Hastane koridorunun o soğuk floresan ışıklarla aydınlanan sessizliğini yalnızca yaşam ünitesinin ritmik ‘bip’ sesleri bozuyordu.
Doktor, camın arkasından 204 numaralı odada yatan kıza bakıyordu.Günlerdir kimliği belirsiz biri olarak bu yatakta hareketsiz yatıyordu. Yüzündeki hafif sıyrıklarla,omzundan aşağı inen sarı saçlarına ve sanki uykusunda bile bir şeylerden kaçıyormuş gibi çatılan kaşlarına baktıkça, tüm vücudunu ele geçiren o duyguya engel olamıyordu. Onu ambulansla ilk hastaneye getirdikleri zamanı hatılardı; yağmurun altında paramparça olmuş bir arabanın içinde, fırçaları ve tuvalleri kanına bulanmış halde buluşunu,bulunuşunu…
Ona ilk dokunduğu andan itibaren bu kızda bir şey vardı. Sıradan bir hekim-hasta ilişkisinden çok ötesinde, onu koruma ve kendine saklama arzusu…Kim olduğunu nerden geldiğini bilmiyordu ama bildiği tek bir şer vardı: Bu kızın gözlerini açtığı gün, eski hayatına dönmesine izin vermeyecekti.
Sessizce odaya girdi. Yatağın kenarına oturup kızın soğuk elini kendi avuçlarının arasına aldı. Yüzüne düşen bir tutam saçı şefkatle kenara çekerken fısıldadı:
’Uyan artık…Benim dünyamda, benim bildiğim halinle uyan.’
Tam o sırada, günlerdir tepkisizce duran parmaklar doktorun elinde hafifçe kıpırdadı. Ayça’nın kirpikleri ve hazel-yeşil gözleri yavaşça aralanadı. Zihnindeki zifiri karanlığın ortasında, pürüzsüz ve kimliksiz duvarlara baktı önce. Ardından başında duran, ona sanki dünyadaki tek mucizeymiş gibi bakan doktora…
‘Sen… kimsin? Ben nerdeyim.’
Doktor, kalbinin ritmini değiştiren o anda hiç tereddüt etmeden gülümsedi. Ayça’nın elini daha sıkı tutarak hayatının en büyük yalanını söyledi:
“Burdayım…güzelim.Yanındayım. Hatırlamadın mı Kuzey ben yorma kendini.”
Ayça’nın bakışları biraz daha anlam kazanmıştı. Artık kendini biraz daha olsa güvende hissetti gözlerindeki tedirginlik daha da azaldı. Son kez kuzeye tamam dermişçesine onaylayan bi bakış attı ardından gözleri tekrardan kendini uykuya bıraktı.
“Bir insanın kaderini yeniden yazmak için bir fısıltı yetti. Ayça gözlerini bir yalana açtı, Kuzey ise hayatının en büyük yalanına…”