Selin sabaha karşı, otel odasının tavanına bakarak uyandı. Gece boyunca rüya görmemişti. Ya da görmüştü ama Murat’ın varlığı, rüyayla gerçeğin arasındaki o ince çizgiyi tamamen silmişti. Yatağın kenarına oturdu. Oda sessizdi. Ama bu sessizlik artık güven vermiyordu. Murat’ın sessizliği, hareketinden daha tehditkârdı.
Yan odadan Kerem’in kapıyı açma sesi geldi. Selin irkildi. Kapı çalındı. “Selin?” dedi Kerem. “İyi misin?”
Selin ayağa kalktı, kapıyı açtı. Kerem’in yüzü yorgundu ama sakindi. “İyiyim,” dedi Selin. Bu kez yalan söylemediğinden emin değildi. “Biraz hava almak istiyorum.”
Kasabanın içinden yürüdüler. Sabah erken olduğu için sokaklar boştu. Selin çevresine bakınıyordu; aynalar, camlar, gölgeler… Murat görünmüyordu. Ama Selin onun yokluğunu hissetmiyordu. Aksine, Murat her zamankinden daha yakındı. Sanki konuşmadan, sadece var olarak baskı kuruyordu.
“Bir süredir,” dedi Kerem yürürken, “kendini çok sıkıyorsun. Sana bir şey olmasından korkuyorum.”
Selin durdu. Kerem’e baktı. “Benden korkuyor musun?” diye sordu.
Kerem şaşırdı. “Hayır,” dedi. “Seni kaybetmekten korkuyorum.”
Bu cümle Selin’in içini titretti. Murat’ın sesi gelmedi. Bu sessizlik, Selin’i ilk kez yalnız bırakan bir boşluk gibiydi. “Bana inanman gerekiyor,” dedi Selin yavaşça. “Söyleyeceklerim… garip.”
Kerem gülümsedi. “Garip şeylere dayanıklıyımdır.”
Selin bir an sustu. Sonra konuştu. “Bazen,” dedi, “yalnız olmadığımı hissediyorum. Ama bu his… iyi değil.”
Kerem’in yüzü ciddileşti. “Biri mi var?” diye sordu. “Seni rahatsız eden biri mi?”
Selin başını salladı. “Kimse yok,” dedi. “Ama biri varmış gibi.”
Kerem bir süre düşündü. “Bunu daha önce yaşadın mı?” diye sordu.
Selin gözlerini yere indirdi. “Evet,” dedi. “Ve her seferinde… daha gerçek oluyor.”
O an Murat’ın sesi Selin’in kulağında belirdi. Çok netti.
“Bunu ona anlatırsan, onu da seçmiş olursun.”
Selin’in kalbi sıkıştı. Kerem bunu fark etti. “İstersen bir uzmana görünelim,” dedi. “Sadece konuşmak için. Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilsin.”
Bu teklif Murat’ı harekete geçirdi. Selin’in arkasındaki vitrinin camı ince bir sesle çatladı. Selin sıçradı. Kerem döndü. Camda ince bir çizgi vardı. “Garip,” dedi. “Bir şey mi oldu?”
Selin başını salladı. “Hiçbir şey,” dedi. Ama sesi titriyordu.
Otele döndüklerinde Selin’in telefonu çaldı. Melis’ti. Selin açtı. Melis’in sesi fısıltı gibiydi. “Selin,” dedi. “Yine oldu. Bu kez uyanıktım. Biri adımı söyledi.”
Selin’in dizleri titredi. “Neredeydin?” diye sordu.
“Evde,” dedi Melis. “Ama yalnız değildim gibi.”
Selin telefonu kapattığında Murat karşısındaydı. Otel odasının ortasında duruyordu. Yüzü solgundu ama kararlıydı. “Gördün mü?” dedi. “Ben sadece seni seviyorum. Ama sen beni reddettikçe… bu sevgi taşacak.”
Selin gözlerini kapadı. “Bu sevgi değil,” dedi. “Bu bir çağrı. Ve sen herkesi buna çekiyorsun.”
Murat bir adım attı. “Beni seçersen,” dedi, “kimseye bir şey olmaz.”
Bu bir tehdit değildi. Bir pazarlıktı.
Selin o an anladı: Murat artık sadece bir varlık değil, bir etkiydi. Ve bu etki büyüyordu.