Sabahın erken saatlerinde kapının o sert ve otoriter çalınışı, Selin’in yatağından sıçramasına neden oldu. Murat, yatağın ayak ucunda, kollarını kavuşturmuş bir halde kapıya bakıyordu. "Senin ihtiyar gelmiş," dedi Murat, sesi hem bir uyarı hem de hafif bir alayla doluydu. "Nefes alışından tanırım o vuruşu. Kapıyı açmazsan kilidi kıracak gibi duruyor."
Selin, gözlerini ovuşturarak sabahlığını üzerine geçirdi. "Babam..." diye mırıldandı. "Bu saatte hayra alamet değil."
Kapıyı açtığında karşısında Selin’in babası, elinde bir fırın poşeti ve yüzünde "her şeyi biliyorum ama çaktırmıyorum" diyen o klasik baba maskesiyle duruyordu. İçeri girerken Selin’i omuzlarından tutup hafifçe sarstı ve gözlerinin içine en derin sorgu memuru edasıyla baktı.
"Günaydın kızım. Yolumun üzerindeydi, sıcak boyoz aldım, beraber bir kahvaltı edelim dedim," dedi babası, aslında yolunun üzerinden falan geçmediğini, Selin'in son zamanlardaki "neşe patlamasını" Kerem'den (belki de sadece bir hisle) duyup kontrole geldiğini belli ederek.
Mutfaktaki Sorgu Odası
Mutfak masasına oturduklarında, babası bir yandan çayını yudumluyor, bir yandan da göz ucuyla evi, mutfaktaki iki kişilik kadeh izlerini veya evin havasındaki o "başka birinin varlığı" hissini koklamaya çalışıyordu. Murat ise masanın tam ortasında, babasının göremeyeceği ama Selin’in her an farkında olduğu bir noktada, babasının tabağından bir şeyler aşırmaya çalışır gibi yapıyordu.
"Eee, Selin... Kerem dedi ki, dün gece geç gelmişsin. Kızlarla mıydın?" dedi babası, sesi çok sıradan bir şey soruyormuş gibi çıksa da gözleri Selin’in yüzündeki her kas hareketini izliyordu.
Selin gülümsemesini bozmadı. "Evet baba, Kerem de sağ olsun kapıda nöbet tuttuğu için hemen rapor vermiş sana anlaşılan. Üniversiteden arkadaşlarla hasret giderdik. Çok iyi geldi."
Babası bıyık altından gülümsedi ama bu gülümseme tatmin olmuş bir adamın gülümsemesi değildi. "İyi yapmışsın kızım, hayat devam ediyor tabii. Murat... Murat’ın acısı hala taze biliyorum ama senin böyle toparlanman bizi sevindiriyor." Babası bir an duraksadı, elindeki çatalı tabağın kenarına bıraktı ve sesini alçalttı. "Yalnız Selin, Kerem senin biraz... 'farklı' olduğunu söylüyor. Kendi kendine güldüğünü, evde sanki bir başkası varmış gibi davrandığını falan..."
Murat, babasının tam arkasına geçip kulağına doğru üfledi. Selin, babasının ensesini kaşıyıp ürperdiğini görünce kahkaha atmamak için yanağının içini ısırdı.
"Baba, Kerem çok evhamlı, biliyorsun," dedi Selin, babasının önündeki peynir tabağını ona doğru iterek. "Tek başıma yaşamaya alışıyorum. Kendi kendime konuşmam normal değil mi? Sesli düşünmek diyelim biz buna. Hem, evde bir başkası olsa Kerem’in o radarlarından kaçar mı sanıyorsun?"
Babası evi kolacan etmeye devam ediyordu. Kalkıp banyoya giderken "Ellerimi bir yıkayayım," dedi ama aslında amacı banyoda iki diş fırçası olup olmadığını ya da havlulardaki bir yabancı koku izini bulmaktı. Selin mutfakta Murat’la baş başa kaldığında fısıldadı: "Murat, uslu dur. Adamı kalp krizinden götüreceksin!"
Murat sırıttı. "Seni takip ettiren o, bırak biraz ürpersin. Hem bak, baban tam bir profesyonel gibi davranmaya çalışıyor ama hala benim bıraktığım o eski dergileri arıyor sehpanın altında."
Salondaki Satranç Hamleleri
Babası banyodan döndüğünde yüzünde hafif bir hayal kırıklığı vardı; hiçbir "erkek" izi bulamamıştı. Salondaki koltuğa yerleşti, gözü Murat’ın en sevdiği köşeye kaydı. "Biliyor musun Selin, bazen Murat’ın hala buralarda olduğunu hissediyorum. Adamın kokusu bile çıkmamış evden," dedi, Selin’in ağzını aramak için son bir hamle yaparak.
Selin babasının yanına oturdu, koluna girdi. "Onu hiçbir zaman unutmayacağım baba. Ama o artık huzurda. Benim de huzurlu olmamı isterdi, değil mi?"
Babası kızının bu kadar kendinden emin, bu kadar "doyuma ulaşmış" halini gördükçe iyice şüpheleniyordu. Bir kadının bu kadar mutlu olması için mutlaka kanlı canlı bir sebep olması gerektiğini düşünüyordu eski toprak kafasıyla. "Tabii kızım, tabii... Kerem'e de söyleyeyim, seni çok darlamasın. Ama dikkat et kendine. İstanbul burası, hayaletlerden çok dirilerden korkmalı insan."
Kapıdan çıkarken Kerem’le karşılaştı babası. Koridorda fısıltıyla konuştuklarını Selin kapı arkasından duyabiliyordu.
"Bir şey bulabildin mi efendim?" diye sordu Kerem.
"Yok Kerem, ev tertemiz. Ama bu kızda bir haller var. Sanki... sanki aşık gibi. Ama kime, orası muamma. Sen gözünü ayırma," dedi babası.
Selin kapıyı kapattığında Murat’a döndü. "Gördün mü? Dirilerle uğraşmak, ölülerle uğraşmaktan çok daha zormuş."
Murat, Selin’i belinden kavrayıp kendine çekti. "Baban haklı Selin. Sen aşıksın. Ama o aşkın tek muhatabı benim ve bu sırrı mezara kadar beraber taşıyacağız. Hatta mezardan sonrasına da..."