Selin, akşamki yemeğin yorgunluğunu atmış, elinde kahvesiyle camın önünde Murat’la denizi izliyordu. Murat, Selin’in saçlarıyla oynuyor (Selin sadece hafif bir ürperti hissediyordu), huzurlu bir sessizliğin tadını çıkarıyorlardı. Ta ki o meşhur zil tekrar çalana kadar.
Selin kapıyı açtığında karşısında Kerem’i buldu. Kerem’in alnında hafif bir ter, elinde ise bir raf parçası vardı.
"Selin, çok özür dilerim yine rahatsız ediyorum ama... Karşı dairede kitaplığı kurmaya çalışıyorum, benim matkabın şarjı bitmiş. Sende şarjlı matkap veya bir tornavida seti var mıdır? Babam, 'Selin’in babasında her türlü alet edevat olur, Selin’e bir sor' demişti."
Selin bir an duraksadı. Murat kapının arkasında belirdi, gözlerini devirdi. "Babası da tam bulmuş adamını... Matkap soruyor ya! Selin, 'yok' de, 'biz evde sadece şiir okuyoruz' de!"
"Aslında... Murat’ın çalışma odasında bir alet çantası olacaktı," dedi Selin, Murat’ın öfkeli bakışlarına rağmen. "Gel içeri, bakayım ben."
Sahne: Murat’ın Kalesi İstila Altında
Kerem içeri girdiğinde doğrudan Murat’ın "kutsal mekanı" sayılan çalışma odasına yöneldiler. Murat, Kerem’in her adımında odanın havasını biraz daha soğutuyordu.
"Vay canına, burası ne kadar güzel bir oda," dedi Kerem, duvarlardaki kitaplara ve masanın üzerindeki antika objelere bakarak. "Tam bir entelektüel sığınağı."
Selin dolabın altından tozlu alet çantasını çıkardı. Kerem çantayı açtığında gözleri parladı. "İşte bu! Tam ihtiyacım olan şey. İstersen... yani vaktin varsa, senin şu sallanan mutfak rafını da bir sabitleyebilirim? Dün akşam fark ettim, biraz tehlikeli duruyor."
Murat masanın üzerine tünedi, dişlerini sıktı. "O rafın sallanma sebebi benim Selin! Ben o rafa yaslanıyorum bazen. Bu herif benim evimde usta başı mı kesildi şimdi?"
Selin, Murat’ın tepkisine içinden gülerek Kerem’e döndü. "Zahmet olmasın Kerem? Ben bir usta çağırırdım aslında."
"Olur mu hiç, komşuluk öldü mü?" dedi Kerem ve matkabın ucunu takıp "vızzz" diye bir ses çıkardı.
Sahne: Matkap Sesi ve Görünmez Engeller
Kerem mutfağa geçip rafa odaklandığında, Murat da hemen yanına geçti. Kerem vidayı tam yuvaya oturtacakken, Murat vidayı hafifçe yana doğru üfledi. Vida yere düştü.
"Hayda... Elimden kaydı," dedi Kerem, eğilip vidayı alırken.
Kerem tekrar denedi, tam matkabı çalıştıracaktı ki, Murat mutfak masasının üzerindeki boş su bardağını bir santim kaydırdı. Çıkan "cırt" sesiyle Kerem irkildi ve matkabı yanlış yere bastırdı.
"Selin, senin evde gerçekten garip bir akustik var," dedi Kerem, alnındaki teri silerek. "Sanki birisi sürekli arkamda duruyormuş gibi hissediyorum."
Selin, tezgahın üzerinde Murat’ın sırıtan yüzünü gördü. "O senin yorgunluğundandır Kerem. Gel istersen bırak, sonra yaparsın."
"Yok, bitti bile!" dedi Kerem hırsla. Son vidayı sıkarken, Murat matkabın kablosuna (yani enerjisine) ufak bir müdahalede bulundu. Matkap bir anda yüksek bir ses çıkarıp durdu.
"Eyvah! Galiba motoru yaktım," dedi Kerem şaşkınlıkla.
Murat havada takla attı. "Motoru değil aslanım, benim sabrımı yaktın! Al o oyuncağını da git şimdi!"
Selin, Kerem'in o mahcup halini görünce dayanamadı. "Önemli değil Kerem, eskimişti zaten. Hadi gel sana bir yorgunluk kahvesi yapayım, matkabın canı sağ olsun."
Murat’ın yüzü bir anda düştü. "Kahve mi? Selin, adam matkabımı bozdu, sen kahve mi teklif ediyorsun?"
Gecenin sonunda Kerem, "tamir edemediği" rafın hüznü ama içtiği "teşekkür kahvesi"nin mutluluğuyla dairesine döndü. Selin kapıyı kapattığında Murat kollarını bağlamış, havada asılı duruyordu.
"Ne o? Yarın da muslukları tamir etmeye gelir mi dersin?" dedi Murat iğneleyici bir sesle.
Selin kahkaha atarak Murat’ın yanına gitti. "Kıskançlık sana çok yakışıyor hayalet sevgilim. Ama itiraf et, matkabın bozulma anı efsaneydi!"
Murat da dayanamayıp gülümsedi. "Bir dahaki sefere elektrik süpürgesiyle gelirse, evi tamamen karartırım, haberin olsun."