Av evindeki o sessiz oda, Murat’ın yalvarışlarıyla sarsılıyordu. Bir hayaletin ağlaması sesli olmazdı; daha çok havada asılı kalan bir keder, odanın her köşesini sarmalayan ağır bir yas gibiydi.
"Gitmelisin Selin," diye fısıldadı Murat. Sesi, kırılmak üzere olan bir buz tabakası kadar inceydi. "Bak bana... Ben senin hayatını emen bir kara deliğim. Eğer birkaç gün daha burada kalırsan, o mezarlığa seni ben kendi ellerimle (olsa bile) götüreceğim. Yalvarırım... En azından bir süreliğine, o güneşin olduğu yere dön."
Selin, aynadaki o yabancı kadına, çökmüş gözaltlarına ve morarmış parmaklarına baktı. Murat’ın haklı olduğunu biliyordu; bedeni artık bu ruhsal yükü taşıyamıyordu. "Döneceğim," dedi zorlukla. "Ama seni burada bırakmıyorum. Sen benimle geleceksin."
Eve Dönüş: Bir Yabancının Gelişi
Şehre giden yol, Selin için bir infaz koridoruna benziyordu. Araba kullanırken elleri direksiyonda titriyor, güneş ışığı gözlerini yakıyordu. Evin önüne geldiğinde, kapıyı açıp içeri süzülmesi bile bir asır sürmüştü.
Annesi Gönül Hanım, mutfakta bir şeyler yaparken kapının sesini duydu. "Selin? Kızım, nerelerdesin sen? Günlerdir meraktan..."
Gönül Hanım, salona giren kızına döndüğü anda elindeki porselen tabak parkeye düşüp paramparça oldu. Karşısında duran kişi, o cıvıl cıvıl, hırslı ve güzel kızı değildi. Zayıflıktan kıyafetleri üzerinde emanet gibi duran, teni griye dönmüş, bakışları donuk ve yaşlanmış bir yabancıydı.
"Selin!" diye çığlık attı annesi, yanına koşarak. "Aman Allah'ım... Bu halin ne? Kızım, sen... sen ne yaptın kendine? Kim yaptı bunu sana?"
Korkunç Şüphe
Selin, annesinin ellerinden kurtulmaya çalışarak geri çekildi. "Bir şeyim yok anne. Sadece... biraz üşüttüm, dağ havası çarptı."
"Dağ havası mı?" Gönül Hanım’ın elleri titriyordu. Selin’in kolunu yakalayıp hırkasını yukarı sıyırdı. O andaki morlukları, buz yanıklarını ve Selin’in feri sönmüş gözlerini görünce dehşeti katlandı. "Hastaneye gidiyoruz. Hemen! Kanına baksınlar, bu normal değil. Ölü gibisin Selin, resmen erimişsin!"
"Hayır! Hastane falan olmaz!" diye bağırdı Selin. Murat’ın odayı soğutan varlığını ensesinde hissediyordu. Eğer hastaneye giderse, onu Murat'tan ayıracaklarını, ona "deli" muamelesi yapacaklarını biliyordu. "Dokunma bana, iyiyim diyorum!"
Gönül Hanım geri çekildi, gözlerindeki korku yerini büyük bir hayal kırıklığına ve karanlık bir şüpheye bıraktı. Selin’in bu ani öfkesi, aşırı zayıflığı ve saklamaya çalıştığı o kollarındaki izler, annesinin zihninde tek bir yere çıkıyordu.
"Uyuşturucu mu Selin?" dedi annesi, sesi titreyerek. "Oraya, o dağ evine o yüzden mi gittin? Kendini bu meret için mi bu hale getirdin? Kim alıştırdı seni? O paraları bunun için mi harcadın?"
Sessiz Çığlık
Selin, annesinin bu suçlaması karşısında acı bir kahkaha attı. Keşke öyle olsaydı diye geçirdi içinden. Keşke sadece bir maddeye bağımlı olsaydı. Oysa o, ölünün gölgesine bağımlıydı; uyuşturucudan çok daha etkili, çok daha dondurucu bir aşka tutulmuştu.
"Anne, saçmalama... Öyle bir şey yok," dedi ama sesi o kadar bitkindi ki, annesini ikna etmesi imkansızdı.
"Gözlerin kayıyor Selin! Bakamıyorsun bile yüzüme! Kollarındaki o izler ne o zaman? Hemen yukarı çıkıyorsun, odandan çıkmayacaksın. Yarın sabah erkenden seni o kliniğe götüreceğim, ister zorla ister güzellikle!"
Selin merdivenlere doğru yürürken, Murat’ın mutfak kapısının eşiğinde durduğunu gördü. Murat, Gönül Hanım’a bakıyordu. Selin’in annesi o an bir ürperti hissetti, hırkasına sarıldı. Murat, Selin’e "Gördün mü?" dercesine hüzünle baktı.
Selin odasına girip kapıyı kilitlediğinde, karanlığın içinde Murat’ın ellerini hissetti. "Annem benden iğreniyor Murat," diye hıçkırdı. "Beni bir keş sanıyor."
Murat, Selin’in saçlarını okşar gibi yaptı; Selin’in başı buz kesti. "Belki de böylesi daha iyidir Selin. Gerçeği bilmesinden, benim seni yavaş yavaş öldürdüğümü görmesinden daha az acıtır bu yalan."