Sabahın ilk ışıkları odaya dolduğunda, Selin yıllar sonra ilk kez huzurla gözlerini açtı. Yanında Murat yoktu ama yatağın o tarafındaki sıcaklık (veya o his) hala oradaydı. Selin aynaya gittiğinde kendine inanamadı. Gözleri ışıldıyor, teni parlıyordu. O yas tutan, çökmüş kadın gitmiş; yerine cinsel ve ruhsal doyumun verdiği o vakarla duran bir kadın gelmişti.
Az sonra kapı tıklandı. Kerem’in sesi geliyordu, biraz yorgun ama her halinden mutlu olduğu anlaşılan o buğulu tonla: “Selin? Uyanmadın mı? Sana bir kahve borcum vardı, taze çektim. Gelmek ister misin?”
Selin gülümsedi. Üzerindeki sabahlığı hafifçe göğüs dekoltesini açık bırakacak şekilde bağladı ve kapıyı açtı. Kerem kapıda duruyordu; üzerinde sadece bir eşofman altı vardı, omuzları hala dünkü mücadelenin kırmızılığını taşıyordu. Ama Selin’i görünce duraksadı.
“Günaydın abi,” dedi Selin, sesindeki o yeni, dişileşmiş ve kendinden emin tınıyla. “Gecen harika geçmiş gibi görünüyor, yüzünden okunuyor.”
Kerem, Selin’in bu parlayan, adeta çiçek açmış halini görünce yutkundu. “Senin de öyle Selin... Bir şey olmuş. Çok... çok başka görünüyorsun. Sanki üzerindeki o karanlık bulutlar dağılmış gibi.”
Selin, Murat’ın hemen arkasında durup Kerem’i kıskançlıkla süzdüğünü biliyordu ama artık korkmuyordu. “Evet Kerem,” dedi, Kerem’in gözlerinin içine derin derin bakarak. “Dün gece anladım ki; bazen fırtınanın dinmesi için en sert rüzgara kendini bırakman gerekiyormuş. Ben fırtınamı yaşadım ve bitti.”
Kerem, Selin’deki bu cinsel uyanışı ve değişimi iliklerine kadar hissetmişti. Aralarındaki o "abi-kardeş" duvarı, Selin’in bu yeni enerjisi karşısında ilk kez bu kadar ince görünüyordu. Selin kahvesini almak için uzandığında, parmakları Kerem’in çıplak koluna değdi. Kerem irkildi ama elini çekmedi.
Murat ise içeriden, Selin’in bu "yeni ve özgür" halini hem bir zafer hem de bir kaygı ile izliyordu. İhanet bitmişti ama asıl oyun şimdi başlıyordu.
"Afiyet olsun Kerem Bey," dedi Selin, mutfak masasına kalçasını yaslayıp kahvesinden kışkırtıcı bir yudum alarak. "Görüyorum ki karizman yerinde, yüzünde güller açıyor. Aylin'i de erkenden yolcu etmişsin, tam bir centilmenlik örneği."
Kerem bir kahkaha atıp ensesini kaşıdı. "Sorma Selin... Aylin gerçekten etkilendi. Sayende mutfakta devleşen adam imajı çizdim. Karizmayı bu sefer senin yardımınla kurtardık."
Selin muzip bir gülüşle gözlerini kıstı. "Karizma mı?" dedi, sesi aniden o eski, çocuksu ama iğneleyici tınısına döndü. "Senin karizma denince benim aklıma tek bir görüntü geliyor Kerem. Babamın bahçesindeki o fıskiye faciası... Hani şu ıslak bir yavru kedi gibi süs havuzunun içinden bakışın vardı ya? İşte gerçek karizma oydu bence. O geceki halin... Paha biçilemezdi."
Kerem’in yüzü aniden ciddileşti ama gözlerindeki o parıltı ele veriyordu kendini. "Yapma şunu Selin! O gece bir kazaydı. Fıskiyelerin o saatte çalışacağını kim bilebilirdi? Ayrıca havuzun içinden bile asaletimi korumuştum bence, o kurbağalarla olan göz temasıma güveniyorum."
"Asalet mi?" diye kahkaha attı Selin. Kahkahası mutfağın duvarlarında yankılanırken, kapı eşiğinde beliren Murat’ın öfkeli gölgesini fark etti. Murat, Kerem’in Selin’e bu kadar yakın durmasından, bu samimiyetten nefret ediyordu. Ama Selin durmadı. "Kerem, sırılsıklam gömleğinin vücuduna yapışıp havuzun kenarına tutunmaya çalışırken hiç de asil durmuyordun. Aylin’e anlatsam mı bunu acaba? 'Bak senin bu beyaz atlı prensin aslında bir süs havuzu dalgıcıdır' desem?"
Kerem hemen Selin’e doğru bir adım attı, elini şakayla ağzına kapatacak gibi yaptı. Aralarındaki mesafe aniden kapandı. Kerem’in teninden gelen o sıcak erkek kokusu ve geceki tutkunun kalıntıları Selin’in burnuna doldu. Bu mesafe, bir "abi-kardeş" mesafesi değildi; artık ikisi de bunun farkındaydı.
"Sakın!" dedi Kerem, sesi şimdi daha kalın ve otoriterdi. "Bak Selin, Aylin’in yanında sakın böyle şeyler söyleyip karizmamı çizdirme bana. Kadın beni bir kahraman sanıyor, 'ıslak bahçıvan' olduğumu öğrenirse karizmam yerle bir olur. Lütfen o geceyi o havuzun dibine gömelim."
Selin, Kerem’in bu telaşlı ama erkeksi haline bakıp eğleniyordu. Tam o anda Murat’ın buz gibi nefesini ensesinde hissetti. "Onunla böyle gülüşme," diye fısıldadı Murat, mutfağın sıcak havasını aniden dondurarak.
Selin, Murat’ın kıskançlığını hissettikçe daha da cesurlaştı. Kerem’in çıplak koluna hafifçe vurdu. "Tamam tamam, korkma. Aylin’e senin ne kadar 'kusursuz' bir adam olduğunu anlatmaya devam ederim. Ama bir şartla; o havuzdaki halinin fotoğrafı hala bende saklı, ona göre uslu duracaksın 'abi'."
Kerem rahat bir nefes alıp kahvesinden bir yudum daha çekti. "Sen gerçekten tehlikelisin Selin. Ama dün geceki yardımların için gerçekten teşekkür ederim. Senin gibi komşum olduğu için şanslıyım."
Neyse, senin bu 'kahramanlık' masallarını Aylin'e bozmam ama bilesin ki ipler benim elimde."
Selin kendi dairesine geçmek için kapıya yöneldiğinde, Murat’ın öfkeli soluğunu ensesinde hissediyordu. Ama umurunda değildi. Hem Kerem’le o eski dostluk ve "karizma" atışmasını yaşamış hem de dün geceki o hayali sevişmenin verdiği özgüvenle kendini bir kraliçe gibi hissetmişti.
Kendi dairesine girip kapıyı kapattığında, aynanın karşısına geçti. Murat hemen arkasında belirdi. "Ona neden o kadar yakın durdun?" diye sordu Murat, sesi hayal kırıklığı ve öfke doluydu. "Neden o aptal havuz hikayesini anlatıp duruyorsun?"
Selin aynadaki görüntüsüne baktı. Gözleri parlıyordu, dudakları geceki o hayali öpücüklerden ve sabahki bu neşeli atışmadan dolayı canlıydı. "Çünkü Murat," dedi Selin, "ben artık sadece senin için ağlayan o saf kız değilim. Ben artık hem ölülerle hem de dirilerle nasıl dans edeceğini bilen kadım. Kerem’in karizması çizilebilir, senin kıskançlığın beni boğabilir ama benim dünyamda artık kuralları ben koyuyorum."
Selin, o sabah Kerem’le yaptığı o komik ve hafif atışmanın, içindeki o karanlık yükü nasıl hafiflettiğini fark etti. Murat’ın ihaneti artık bir yara değil, Selin’in elinde bir kırbaçtı. Kerem’in varlığı ise ona, hayata tutunması için gereken o gerçek ve tensel dürtüyü hatırlatıyordu.
"Hadi Murat," dedi Selin yatağına doğru yürürken. "Şimdi git ve bir dahaki çağırışıma kadar sessizce bekle. Çünkü artık sadece senin istediğin zaman değil, benim istediğim zaman yanımda olabilirsin."
Selin, o sabah ilk kez gerçek bir galip gibi hissetti. Bir yanında onu arzulayan bir hayalet, diğer yanında karizmasını ona teslim etmiş kanlı canlı bir adam...