Selin, Kerem’le olan o olaylı "randevudan" dönmüş, binanın girişine henüz adımını atmıştı ki, bahçedeki bankta oturan o tanıdık silueti gördü. Füsun Hanım... Murat’ın annesi. Üzerindeki siyahlar artık solmuş, yüzündeki çizgiler derinleşmişti. Kadın, sanki orada asırlardır bekliyormuş gibi hareketsizdi.
Selin’in kalbi sıkıştı. Tam arkasında duran Murat’ın varlığı bir anda ağırlaştı. Selin onun acısını, annesini gördüğü andaki o sessiz sarsıntısını ruhunda hissetti.
"Füsun Anne?" diye seslendi Selin, sesi titreyerek.
Yaşlı kadın başını kaldırdı. Gözlerindeki fer sönmüştü ama Selin’i görünce hafifçe gülümsedi. "Selin... Güzel kızım. Seni yukarıda beklemek istemedim, belki dinleniyorsundur diye düşündüm."
Selin hemen yanına oturdu. Murat ise bankın diğer ucuna, annesinin tam yanına çöktü. Eli, annesinin titreyen omzuna doğru uzandı ama dokunmadan havada asılı kaldı. Selin, Murat’ın yüzündeki o paramparça olmuş ifadeyi ilk kez bu kadar net görüyordu.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu Selin.
Füsun Hanım, kucağındaki ipek kumaşa sarılı paketi Selin’e uzattı. "Murat’ın çalışma odasındaki çekmecesinde buldum. Bunu sana nişan gecesi verecekti... İçinde bir mektup ve... ve büyükannesinden kalan o kolye var. Ben de kalamazdı Selin. Bu senindir."
Selin paketi titreyen elleriyle açtı. İçinden çıkan eski, altın işlemeli kolye gün ışığında parlıyordu. Ama asıl can yakan, Murat’ın o kendine has, biraz eğik el yazısıyla yazılmış mektubuydu.
Sessiz Feryat
Selin mektubu okumaya başladığında, Murat da başını annesinin omzuna yaslamış (ya da yaslamaya çalışmış), mektuba bakıyordu.
"Selinim, fırtınalı sevgilim... Bu kolyeyi taktığında bil ki, kalbim her zaman o kolyenin tenine değdiği yerde atacak. Ölüm bile bizi ayırsa, ruhum bu kolyenin zincirine tutunup sana geri gelecek..."
Selin hıçkırıklarını tutamadı. Gözyaşları mektubun üzerine damlarken, Füsun Hanım da Selin’in elini tuttu. "Çok sevdi seni," dedi hıçkırarak. "Öyle çok sevdi ki, sanki gideceğini biliyordu da o yüzden bu kadar acele ediyordu her şey için."
Füsun Hanım ağlarken, Murat ayağa kalktı. Annesinin önünde diz çöktü. "Anne... Buradayım anne, ağlama," diye fısıldadı. Ama Füsun Hanım sadece havanın aniden soğuduğunu hissetti ve şalını omuzlarına biraz daha sıkı sardı.
"Selin," dedi Füsun Hanım, yaşlı gözlerini Selin’in gözlerine dikerek. "Bazen... bazen onun kokusunu duyuyorum evde. Bazen kapı açılıyor gibi oluyor, 'Anne ben geldim' diyecek sanıyorum. Sen de hissediyor musun? Yoksa ben sadece aklımı mı kaçırıyorum?"
Selin yutkundu. Boğazına bir yumru oturdu. Gerçeği haykırmak istedi; "Aklını kaçırmadın Füsun Anne, o burada, dizinin dibinde ağlıyor!" demek istedi. Ama Murat’ın o uyarısı kulaklarında çınladı: "Sakla bizi..."
Selin, Murat’ın annesinin ellerini sıktı. "Hissetmez miyim hiç... O her yerde Füsun Anne. Hatıralarında, bu kolyede, aldığı nefeste... O bizi hiç bırakmadı."
Murat, elini annesinin yanağına yaklaştırdı. Füsun Hanım bir an duraksadı, elini yanağına götürdü. "Garip bir esinti oldu," dedi fısıltıyla. "Sanki... sanki yüzüme dokundu."
Selin daha fazla dayanamadı. Ayağa kalktı ve Füsun Hanım’a sarıldı. O an üçü de bir aradaydı. Bir anne, bir sevgili ve aradaki o ince perdenin arkasında mahsur kalmış bir ruh.
Füsun Hanım gittikten sonra Selin dairesine çıktı. Kapıyı kapatır kapatmaz kendini yere bıraktı. Mektubu göğsüne bastırdı. Murat yanına oturdu, sırtını duvara yasladı. İkisi de uzun süre konuşmadılar.
"Annen..." dedi Selin, sesi bitkin. "Çok acı çekiyor Murat. Ona neden görünmüyorsun? Neden ona da 'buradayım' demiyorsun?"
Murat başını önüne eğdi. "Yapamam Selin. Benim bağım seninle, senin aşkınla örülü. Annem beni görürse, huzur bulamaz. O zaman gerçekten ölürüm. Seninle olan bu mucize, sadece senin fırtınanın içinde yaşayabilir. Annemse artık sadece kabullenmek ve dinlenmek zorunda."
Selin kolyeyi boynuna taktı. Altın uç tenine değdiğinde, o bölgenin ısındığını hissetti. "Sözünü tuttun," dedi Selin. "Geri geldin."
Murat gülümsedi, ama bu seferki gülümsemesi hüzünle yıkanmıştı. "Söz ağızdan bir kere çıkar fırtınalı kızım. Şimdi bırak dünyayı, bırak Kerem'i, bırak o yalan hayatı... Sadece mektubu bir kez daha oku bana. Kendi sesimle, senin nefesinde duymak istiyorum."