BÖLÜM 29: EVDEKİ YABANCI VE RASYONEL KAOS

769 Words
​Gönül Hanım’ın panik içinde yaptığı telefon görüşmesinin üzerinden yarım saat geçmemişti ki, kapı zili o ağır ve otoriter ritmiyle çalmaya başladı. Selin, hala salonun ortasında, yerdeki sirkeli su lekelerinin ve Ceyda’dan kalan o ağır ihanet kokusunun içinde oturuyordu. Bakışları, odanın köşesinde sanki bir heykelmiş gibi kıpırtısız duran Murat’a kilitlenmişti. ​"Doktor geldi Selin," dedi Murat, sesi bu kez alaycı değil, derin bir endişeyle yüklüydü. "Kaçışın yok. Annen senin bittiğini sanıyor. Eğer beni burada gördüğünü bir kez daha söylersen, o kapıdan çıktığında üzerinde beyaz bir gömlek olacak." ​Selin cevap vermedi. Sadece gülümsedi. Bu gülümseme, Murat’ın içini ürperten o cellat gülümsemesiydi. Gönül Hanım kapıyı açtı; Doktor Levent, elinde siyah çantası, üzerinde ciddi bir kabanla içeri girdi. Adamın her adımı, rasyonalizmin bu "perili" eve girişi gibiydi. ​"Hoş geldiniz doktor bey, lütfen buyurun," dedi Gönül Hanım, sesi titreyerek. "Kızım... Az önce arkadaşına saldırdı. Olmayan şeylerden bahsediyor. Murat’ın burada olduğunu, onunla konuştuğunu söylüyor." ​Doktor Levent salona girdiğinde, profesyonel bakışlarını Selin’in üzerinde gezdirdi. Selin, sanki dünyanın en normal insanıymış gibi koltukta doğruldu. "Tekrar hoş geldiniz Doktor Levent," dedi Selin, sesi şaşırtıcı derecede berraktı. "Annem biraz evhamlıdır, biliyorsunuz. Arkadaşımla sadece küçük bir tartışma yaşadık. Eski sırlar, bilirsiniz işte... Kadınsal meseleler." ​Doktor Levent, Selin’in tam karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Çantasını yanına koydu ve gözlüğünü düzeltti. "Selin Hanım, evinizin bu hali... Ve bu koku... Biraz sıra dışı, kabul etmelisiniz," dedi doktor, yerdeki kırık vazo parçalarına ve sirkeli su birikintilerine bakarak. ​Murat tam doktorun arkasında belirdi. Selin’in gözleri gayriihtiyari oraya kaydı ama hemen kendini toparlayıp doktorun gözlerine odaklandı. "Temizlik yapıyordum doktor bey. Bazı anılardan kurtulmak için sirke ve tuzun iyi geldiğini duymuştum. Bir nevi ruhsal temizlik diyebiliriz." ​Doktor Levent hafifçe öne eğildi. "Peki ya Murat? Anneniz onun burada olduğunu iddia ettiğinizi söylüyor. Az önce Ceyda Hanım'a, Murat’ın burada durup onun hakkında kötü şeyler söylediğini anlatmışsınız. Bu bir halüsinasyonun ötesinde, bir 'yansıtma' olabilir mi?" ​Selin bir an duraksadı. Murat arkadan "Yapma Selin, sakın söyleme!" diye bağırıyordu. ​Selin yavaşça ayağa kalktı. Odanın içinde ağır adımlarla yürümeye başladı. "Doktor bey," dedi Selin, tam Murat’ın durduğu yerin bir adım uzağında durarak. "Siz rasyonel bir adamsınız. Her şeyin bir mantığı olduğuna inanırsınız. Peki, bir insanın ölmesine rağmen kalbinizde hala atıyorsa, bu mantıklı mıdır? Ya da bir hainin, öldüğü halde hala sizinle aynı havayı soluması?" ​Doktor Levent not defterini çıkardı. "Bu hissettikleriniz yasın getirdiği ağır bir öfke Selin Hanım. Murat’ın sizi aldattığını öğrenmiş olmanız, zihninizde onun imajını yıkmış. Şimdi o imajı dışarıya, boşluğa yansıtıyorsunuz. Onu orada gördüğünüzü sanarak, aslında kendi içinizdeki öfkeyle hesaplaşıyorsunuz." ​Selin, doktorun arkasındaki Murat’a baktı. Murat, "Bak, adam profesör, işi biliyor. Ben senin zihnindeyim Selin, yokum ben!" diye üstelemeye çalışıyordu. ​Selin birden kahkaha attı. "Öyle mi Doktor Levent? Peki, halüsinasyonlar eşyaları devirebilir mi?" Selin elindeki bardağı masanın ucuna doğru itti. Bardak tam düşecekken Murat refleksle elini uzattı; tabii ki bardağı tutamadı ama Selin’in bu hamlesi Doktor Levent’in dikkatini iyice çekti. ​"Selin Hanım, lütfen oturun," dedi Doktor Levent sesi sertleşerek. "Şu an ciddi bir kriz geçiriyorsunuz. Murat burada değil. O toprağın altında. Sizinle konuşan şey, kendi vicdan azabınız veya öfkeniz." ​"Burada olmadığını mı sanıyorsunuz?" dedi Selin, sesi artık bir fısıltıya dönüşmüştü. "O zaman neden annem arkasını döndüğünde o perdenin ucu kımıldıyor? Neden odanın ısısı bir anda beş derece düşüyor?" ​Gönül Hanım bir köşede ağlıyordu. Doktor Levent ayağa kalktı, Selin’in yanına geldi. "Selin, bak bana. Ben bir bilim insanıyım. Burada senden, annenden ve benden başka kimse yok. Murat bitti. O yok." ​Murat o anda öyle bir feryat etti ki, Selin’in kulakları zonkladı. "Ben varım! Lanet olsun, ben buradayım ama kimse beni duymuyor!" Murat’ın çaresizliği Selin’e inanılmaz bir haz veriyordu. Doktorun "yok" dediği adam, tam karşısında acıdan kıvranıyordu. ​Selin, Doktor Levent’in gözlerinin içine baktı. "Haklısınız doktor bey. O yok. Sadece bir hayal..." Selin, Murat’a dönüp göz kırptı. Murat dehşet içinde kaldı. Selin, doktoru ikna edip Murat’ı bu "yokluk" içinde yalnız bırakmaya karar vermişti. "Belki de haklısınız, ben sadece çok yoruldum. İlaçlarımı içeceğim ve uyuyacağım." ​Doktor Levent rahatlamış bir nefes aldı. "İşte böyle Selin. Gerçeği kabul etmek iyileşmenin ilk adımıdır." ​Doktor ve Gönül Hanım mutfağa ilaçları hazırlamaya gittiğinde, Selin salonda Murat’la baş başa kaldı. Murat titreyerek sordu: "Ne yapmaya çalışıyorsun Selin? Neden bir anda vazgeçtin?" ​Selin, Murat’ın saydam yüzüne yaklaştı, nefesi neredeyse hayaletin içinden geçiyordu. "Çünkü Murat," dedi fısıltıyla. "Senin en büyük korkun yok sayılmaktı. Doktor bile senin 'yok' olduğunu kanıtladı. Şimdi ben seni görmüyormuş gibi yapacağım. Annem görmeyecek. Hiç kimse görmeyecek. Bu evde sonsuza kadar bağıracaksın ama kimse sana dönüp bakmayacak. İşte senin gerçek cehennemin bu: Mutlak yalnızlık." ​Murat "Hayır!" diye bağırdı ama Selin çoktan koltuğuna gömülmüş, doktorun getireceği "sahte huzur" ilacını beklemeye başlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD