BÖLÜM 32: İHANETİN SOFRASINDA ÜÇÜNCÜ KİŞİ

746 Words
​Gönül Hanım’ın titizlikle hazırladığı yemek masası, sanki bir cenaze evinden ziyade bir kutlama alanına dönüşmüştü. Fırından yayılan kızarmış tavuk ve taze baharat kokuları, günlerdir evi esir alan o ağır sirke kokusunu bastırmayı başarmıştı. Selin, masanın en başına oturmuş, üzerindeki iddialı kırmızı elbisesiyle bir kraliçe gibi konuklarını bekliyordu. Hemen çaprazındaki koltukta ise, üzerinde her zamanki mavi gömleğiyle Murat duruyordu. Tuz çemberinin sınırında hapsolmuş, adeta bir kafes arkasındaki yaralı bir aslan gibi Selin’i izliyordu. ​"O ruju sürmen şart mıydı?" diye gürledi Murat. Sesi odanın soğuk duvarlarında yankılandı ama Selin’in kulaklarına ulaşmadı. "O adam buraya senin için değil, annenin mirası ya da senin bu yıkık halini avlamak için geliyor! Selin, bana bak!" ​Selin duymuyordu. Ya da duymuyormuş gibi yapma sanatında ustalaşmıştı. Aynada son kez küpelerini düzeltti ve kapı zili çaldığında, yüzüne o meşhur, sahte ama büyüleyici gülümsemesini yerleştirdi. ​Kapı açıldığında içeriye Levent girdi. Uzun boylu, geniş omuzlu ve Murat’ın aksine son derece dingin bir enerjisi olan bu adam, Selin’e büyük bir buket beyaz zambak uzattı. "Hoş geldiniz Levent Bey," dedi Selin, zambakları alırken parmaklarının adamın eline değmesine izin vererek. ​Murat o an olduğu yerde kaskatı kesildi. "Zambak mı? Sen zambaktan nefret edersin Selin! Alerjin var senin onlara! At o çiçekleri!" diye bağırdı. ​Selin, zambakları derin derin kokladı—aslında alerjisi vardı ve burnu kaşınmaya başlamıştı ama Murat’a bu zevki tattırmayacaktı. "Harika kokuyorlar, en sevdiğim çiçektir," dedi Levent’in gözlerinin içine bakarak. ​Yemeğe geçildiğinde atmosfer iyice gerildi. Gönül Hanım, "Levent evladım, Selin biraz zor zamanlar geçirdi ama artık hayata dönüyor. Senin gibi aklı başında birinin onun yanında olması beni çok mutlu ediyor," diyerek ateşe körükle gitti. ​Murat masanın tam başında, Levent’in hemen arkasında belirdi. "Aklı başında mı? Adamın tipine bak, tam bir düzenbaz!" Murat, tüm enerjisini toplayıp Levent’in önündeki şarap kadehini devirmeye çalıştı. Kadeh hafifçe titredi ama Selin’in serptiği o kalın tuz tabakası, Murat’ın gücünü bir emici gibi çekip yok ediyordu. ​"Selin Hanım, aslında Murat Bey’le ilgili çok şey duymuştum," dedi Levent, nazikçe çorbasından bir yudum alarak. "Onun kaybı gerçekten büyük bir trajedi." ​Selin, tabağındaki yemeği ağır ağır keserken gülümsedi. "Trajedi mi? Belki de bir kurtuluştur Levent Bey. İnsanlar ölünce bazen gerçek yüzlerini de beraberinde götürürler sanıyoruz ama sırlar her zaman bir yolunu bulup yüzeye çıkıyor. Murat benim için artık sadece eski, tozlu bir hatıra." ​Murat bu cümleyle birlikte sanki göğsüne bir kurşun yemiş gibi sarsıldı. "Eski bir hatıra mı? Bizim nişan planlarımız, Kapadokya’da ettiğimiz yeminler... Hepsi mi toz oldu Selin?" ​Levent, Selin’in elini masanın üzerinde hafifçe tuttu. "Sizi anlıyorum. Geçmişin yükünü taşımak zordur. Eğer izin verirseniz, bu yükü beraber hafifletebiliriz." ​Selin elini çekmedi. Aksine, parmaklarını Levent’in parmakları arasından geçirdi. Murat kuduruyordu. Tuz çemberinin içinde adeta kendi ruhunu parçalıyordu. "Bırak o eli! Selin, o el benim tutmam gereken eldi!" Murat çaresizlikten masanın üzerindeki tuzluğu devirmeyi başardı. Tuzluk, Levent’in tabağının hemen yanına düştü. ​Gönül Hanım şaşkınlıkla, "Aman, uğursuzluk derler tuz dökülmesine," dedi. ​Selin ise buz gibi bir tavırla devrilen tuzluğa baktı, sonra boşluğa—Murat’ın tam gözlerinin içine. "Uğursuzluk gidenlerledir anne, gelenlerle değil," dedi. "Ayrıca odada bir esinti var sanırım, bazı şeyler yerinde duramıyor. Ama sorun değil, ben her şeyi kontrol altına aldım." ​Yemek boyunca Selin ve Levent, Murat’ın hayattayken nefret ettiği konulardan konuştular. Levent’in klasik müzik tutkusundan, yurt dışı seyahatlerinden ve modern sanattan... Murat, "Bu adam tam bir züppe! Selin, sen benimle maç izleyip çiğ köfte yemeyi seversin, bu herifle ne konuşacaksın?" diye bağırsa da, Selin her seferinde Levent’e daha çok ilgi gösterdi. ​Gecenin sonunda, Levent veda etmek için ayağa kalktığında Selin onu kapıya kadar geçirdi. Gönül Hanım mutfağa geçtiğinde, kapı önünde kısa bir sessizlik oldu. ​"Bu akşam için çok teşekkür ederim Selin. Seni tanımak, beklediğimden çok daha etkileyiciydi," dedi Levent, Selin’in elini öperek. ​Selin, Murat’ın koridorda, ocağın hemen yanında perişan halde onu izlediğini biliyordu. "Ben teşekkür ederim Levent. Tekrar görüşeceğimizden eminim," dedi ve adamın yanağına küçük, masum ama Murat için yıkıcı bir öpücük kondurdu. ​Kapı kapandığında Selin arkasını döndü. Murat olduğu yere çökmüş, saydam gözlerinden görünmez yaşlar akıyordu. ​"Nasıldı Murat?" dedi Selin, fısıltıyla. "Levent’in kokusu, senin o 'pişmanlık' kokundan çok daha taze değil mi? Bak, hayat devam ediyor. Sen o tuzların içinde çürürken, ben yeni bir hayata uyanıyorum. Bu gece senin için kabir azabıydı, benim içinse bir uyanış." ​Murat başını kaldırdı, sesi artık bir feryat bile değildi. "Beni öldürdün Selin... Fiziksel olarak değil, ruhumu öldürdün." ​Selin odasına doğru yürürken son sözünü söyledi: "Sen beni Ceyda ile o otele girdiğinde öldürmüştün Murat. Ben sadece senin başlattığın işi bitiriyorum."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD