BÖLÜM 34: HAYALİ RAKİP VE GERÇEK AZAP

701 Words
​Gecenin karanlığı evin içine çökmüşken, Murat için zaman durmuştu. Selin’in dudaklarından dökülen o tek isim, bir kurşun gibi saydam göğsüne saplanmıştı: Can. Kimdi bu adam? Selin nerede tanışmıştı onunla? Gerçekten dürüst müydü, yoksa Selin sadece Murat’ın canını yakmak için mi uyduruyordu? Murat, tuz çemberinin içinde bir ileri bir geri yürürken, zihni korkunç senaryolar üretiyordu. ​"Can..." diye mırıldandı Murat, sesi bir yılanın tıslaması gibi odaya yayıldı. "Dürüstmüş öyle mi? Yaşıyormuş... Elbette yaşıyordur, kanı sıcaktır, nefes alıyordur. Ama seni benim gibi tanıması imkansız Selin! Kimse seni benim gibi sevemez!" ​Selin, yatağında uzanmış, elindeki telefonla sanki birine mesaj atıyormuş gibi parmaklarını ekranda gezdiriyordu. Aslında sadece boş bir not defterine rastgele harfler yazıyordu ama Murat’ın onu izlediğini bildiği için yüzüne o hafif, cilveli gülümsemeyi yerleştirmişti. ​"Gülme Selin... O telefona bakıp gülme!" diye haykırdı Murat. Çaresizce tuz çemberinin dışına bir adım atmaya çalıştı ama her seferinde ruhu sanki binlerce iğneyle dağlanıyormuş gibi bir acıyla geri savruldu. Selin’in dökmediği, sadece Murat’ı hapsetmek için oraya koyduğu o bariyer, Murat’ın kıskançlık ateşiyle birleşince gerçek bir cehenneme dönüşmüştü. ​Selin yavaşça doğruldu, telefonun ekranını kapattı ve boşluğa bakarak konuştu. Sesi, bir masal anlatır gibi yumuşaktı. "Biliyor musun Murat, Can çok garip bir adam. Gözlerinin içine baktığında, içinde ne fırtınalar koptuğunu sormuyor bile. Sadece elini tutuyor ve 'Buradayım' diyor. Senin gibi sırlar saklamıyor, otel odalarında başka hayatlar kurmuyor. Sadece... dürüst." ​"Yalan söylüyorsun!" diye bağırdı Murat. "Beni delirtmek için yapıyorsun! Öyle bir adam yok, olamaz! Sen daha dün benim için ağlıyordun!" ​Selin ayağa kalktı ve gardırobundan bir hırka aldı. Murat’ın olduğu köşeye doğru yürüdü, tam tuz çemberinin önünde durdu. Murat umutla ona baktı; belki bir anlık acıma, belki bir itiraf bekliyordu. Ama Selin’in gözleri birer buz kütlesi gibiydi. ​"Dün bitti Murat. Dün, seninle birlikte toprağa gömüldü. Can bana yarını vaat ediyor. Belki hafta sonu onunla o çok sevdiğimiz dağ evine gideriz, ne dersin? Hani seninle gitmeyi planladığımız ama senin 'işim var' deyip Ceyda ile buluştuğun o eve..." ​Murat’ın dizleri bağlandı, hayaleti olduğu yere çöktü. Selin’in hafızası bir intikam arşivi gibi çalışıyordu; Murat’ın yaptığı her hatayı, her yalanı şimdi bu hayali "Can" karakteriyle taçlandırıyordu. Murat, Selin’in o dağ evinde bir başkasıyla olduğunu hayal ettikçe, saydam bedeni sanki parçalara ayrılıyordu. ​Ertesi sabah, Gönül Hanım erkenden kalkmış, neşeyle kahvaltı hazırlıyordu. Selin mutfağa girdiğinde, annesi neşeyle sordu: "Eee kızım, dün gece nasıl geçti? Melis’le çok eğlenmişsiniz herhalde, geç geldin." ​Selin, annesine bakarken göz ucuyla kapıda bitkin halde duran Murat’ı süzdü. "Çok güzeldi anne. Hatta... yeni bir arkadaşla tanıştım. Adı Can. Çok beyefendi bir çocuk, Melislerin grubundaymış." ​Gönül Hanım’ın gözleri parladı. "Aman ne güzel! Levent de iyiydi ama yeni insanlarla tanışman çok daha sağlıklı. Getir bir gün tanışalım." ​Murat mutfak tezgahına yumruğunu vurdu ama eli mermerin içinden geçti. "Anne yapma! Sen de mi? O adamın kim olduğunu bile bilmiyorsunuz!" ​Selin annesinin elini tuttu. "Getiririm anne, neden olmasın? Can da çok istiyor zaten senin o meşhur böreklerinden yemeyi." ​Murat mutfağın ortasında dönüp durmaya başladı. "Börek mi? Benim böreğimi yiyecek öyle mi? Benim masamda oturacak, benim karımla... Selin, yapma bunu bana! Öldüğüm yetmedi mi? Bu azap ne zaman bitecek?" ​Selin, Murat’ın bu çırpınışlarını izlerken içindeki o boşluğun yavaş yavaş dolduğunu hissediyordu. Bu dolan şey sevgi değil, intikamın verdiği o karanlık doygunluktu. Murat’ın her acı çığlığı, Selin’in kırılan kalbinin bir parçasını onarıyor gibiydi. ​"Can beni birazdan arayacak anne, ben odama geçeyim," dedi Selin ve mutfaktan çıktı. Murat, bir gölge gibi peşinden sürüklendi. Selin odasına girip kapıyı kapattığında, Murat kapının önünde kaldı. Tuzlar onu odaya sokmuyordu. Murat, kapıyı tırmalamaya başladı. Görünmez tırnakları tahtada hiçbir iz bırakmasa da, çıkardığı o sessiz feryat bütün evi sarmıştı. ​Selin içeride, yatağına oturdu. Gerçekten telefonunu aldı ve rehberindeki "Can" ismini aradı. Aslında bu, pizzacı olarak kaydettiği numaraydı. Telefonu kulağına götürdü ve Murat’ın kapı arkasından duyabileceği bir sesle konuşmaya başladı. ​"Efendim Can? Evet, ben de seni düşünüyordum. Akşam mı? Harika olur... Nereye gideriz? Senin seçtiğin her yer bana uyar. Dürüstlüğün kadar zevkine de güveniyorum..." ​Murat kapının arkasında hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Hayaletlerin gözyaşları olmazdı ama Murat’ın ruhu sırılsıklamdı. Selin ise kapının arkasındaki o hıçkırıkları dinlerken, hayatının en acımasız ama en tatmin edici tiyatrosunu oynamaya devam ediyordu. Murat için gerçek kabir azabı, Selin’in yalanlarına inanmak ve o yalanların içinde boğulmaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD