Sessizliğin Anlaşması

716 Words
​Kızların evden kaçışının ardından daireye çöken o ağır sessizlik, dışarıdaki fırtınanın habercisi gibiydi. Selin, mutfak masasına yaslanmış, hala titreyen ellerini gizlemeye çalışıyordu. Az önce o fincanı nasıl kaydırdığını, Murat’ın o görünmez ama sarsıcı gücünü düşünüyordu. Başarmıştı; onlara yanılmadığını kanıtlamıştı. ​"Gördüler Murat," dedi Selin, sesi gururla titreyerek. "Artık kimse bana deli diyemez. Senin burada olduğunu kendi gözleriyle gördüler." ​Murat, salonun en karanlık köşesinden yavaşça süzülerek çıktı. Yüzünde Selin’in beklediği o zafer gülümsemesi yoktu. Aksine, bakışları hiç olmadığı kadar ciddi, sesi ise bir veda kadar soğuktu. ​"Hata yaptın Selin," dedi Murat. Sesi odanın içinde yankılanırken, sanki duvarlar bile hafifçe titredi. "Onlara bir mucize göstermedin, onlara bir tehdit gösterdin. Korku, insanların en büyük silahıdır ve şimdi o silahı sana doğrultacaklar." ​Selin kaşlarını çattı, o eski inatçı tavrıyla doğruldu. "Ne demek istiyorsun? Seni kabul etmek zorundalar!" ​Murat, Selin’in tam önüne geldi. Aralarındaki o buz gibi esinti Selin’in tenini kesti. "Eğer ısrar edersen Selin... Eğer benim varlığımı onlara ispatlamaya, beni onların gözünün içine sokmaya devam edersen, dengeyi bozacaksın. Ben buraya senin aşkın için, senin sözün için döndüm; dünyaya savaş açmak için değil. Eğer bu evi bir sirke, beni de bir ibret vesikasına dönüştürürsen... Burada kalamam." ​Selin’in kalbi tekledi. "Ne demek kalamam? Gidemezsin! Söz vermiştik!" ​"Giderim Selin, gitmek zorunda kalırım," dedi Murat, sesi bir fısıltıya dönüştü ama her kelimesi Selin’in zihninde bir balyoz gibi çınladı. "Bu alemin kuralları var. Eğer beni onlardan saklamazsan, eğer beni sadece kendine ait bir sır gibi gömmezsen, beni tutan o bağ kopar. Beni gerçekten kaybetmek mi istiyorsun?" ​Selin sarsıldı. Hayatında ilk kez, parasıyla, güzelliğiyle ya da öfkesiyle kontrol edemeyeceği bir tehditle karşı karşıyaydı: Murat’ın gidişi. O an anladı; Murat’ı dünyayla paylaşmaya kalkarsa, onu sonsuza dek kaybedecekti. ​"Tamam," dedi Selin, sesi bir çocuk gibi çaresizce kısıldı. "Tamam sevgilim... Özür dilerim. Seni saklayacağım. Kimse bilmeyecek, kimse görmeyecek. Seni içime gömeceğim, sadece bu dört duvar arasında bizim olacaksın." ​Murat, elini Selin’in yanağına yaklaştırdı. Dokunmadı ama Selin o ürpertici huzuru hissetti. "Güzel... Çünkü birazdan kapın çalacak. Ve bu sefer gelenler sadece korkmuş iki kız olmayacak. Bir oyun oynaman gerekecek Selin. Hayatının en zor rolünü oynaman..." ​Daha Murat sözünü bitirmeden, apartman koridorunda ağır ayak sesleri duyuldu. Birkaç dakika sonra kapı, sanki kırılmak istenircesine yumruklanmaya başladı. ​"Selin! Kapıyı aç kızım! Ben baban, annen de burada!" ​Selin derin bir nefes aldı. Gözlerindeki o heyecanlı parıltıyı sildi, yüzüne o cenazedeki dilsiz, donuk ifadeyi yerleştirdi. Murat’a son bir kez baktı; Murat salonun gölgeleri arasında kaybolurken sadece gözleriyle "Başla" dedi. ​Selin kapıyı açtı. Karşısında ağlamaktan gözleri şişmiş annesi Gönül Hanım, öfkeden kıpkırmızı kesilmiş babası ve arkalarında endişeyle bekleyen bir adam vardı; elinde siyah bir çanta taşıyan, profesyonel görünümlü bir doktor. ​"Selin, iyi misin? O kızlar ne anlattı öyle? Masalar uçuyormuş, kendi kendine konuşuyormuşsun!" diye feryat etti Gönül Hanım, içeri dalar dalmaz Selin’in omuzlarına yapışarak. ​Selin, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi, boş ve yorgun bir bakışla annesine baktı. "Ne anlatıyorsun anne? Ne masası, ne konuşması?" dedi, sesi o kadar ruhsuzdu ki annesi bir an duraksadı. ​"Kızlar dedi ki..." ​"Kızlar çok korkmuş anne," dedi Selin, sözünü keserek. "İki aydır beni böyle görmeye alışık değillerdi. Ben sadece Murat’ın en sevdiği kahve fincanını yanlışlıkla masanın kenarına bırakmıştım, fincan yere düştü. O kadar. Onlar da şokta olduğum için her şeyi abarttılar. Bak, mutfağa bak... Her yer tertemiz." ​Babası ve doktor mutfağa, salona göz attılar. Murat, koltukta oturmuş bacak bacak üstüne atmış, doktorun tam yüzüne bakarak gülümsüyordu ama doktor sadece boş koltuğu görüyordu. Selin, Murat’ın varlığını her hücresinde hissediyordu ama doktorun gözlerinin içine bakarak yalanına devam etti. ​"Ben sadece evimde olmak istedim. Onların gelmesi beni gerdi. Biraz fevri davrandım, kabul ediyorum. Ama hayal falan gördüğüm yok. Ben sadece... Murat’ı özlüyorum. Hepsi bu." ​Doktor, Selin’in nabzını kontrol edip gözlerinin içine baktığında, Selin hayatının en büyük kumarını oynuyordu. İçinden Murat’a yalvarıyordu: "Lütfen sakın kıpırdama, lütfen sessiz kal." ​Doktor babasına döndü. "Aşırı yas tepkisi ve buna bağlı algı kaymaları olabilir, ancak şu an bilinci yerinde görünüyor. Yine de yakından izlemeliyiz." ​Selin, ailesini ve doktoru "her şeyin yolunda olduğuna" ikna etmek için saatlerce dil döktü. Onlar gittiğinde ve kapıyı tekrar kilitlediğinde, sırtını kapıya yaslayıp yere çöktü. Ter içinde kalmıştı. ​Murat yanına çömeldi. "Aferin fırtınalı kızım," diye fısıldadı. "Artık bir sırrımız var. Ve sırlar, insanları birbirine hayattayken olduğundan daha sıkı bağlar."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD