Çifte Randevu

649 Words
​Dairenin içi, loş bir ışık ve laptopun ekranından yansıyan cılız aydınlıkla doluydu. Selin, koltuğa gömülmüş, kucağındaki bilgisayarda Bozcaada tatilinde çektikleri o meşhur videoyu izliyordu. Ekranda Murat, güneşten yanmış yüzü ve o bembeyaz dişlerini gösteren gülüşüyle kameraya el sallıyor; Selin ise arkadan "Bak buraya, kaçırma bu anı!" diye bağırıyordu. ​"Bak Murat," dedi Selin, ekrana dokunarak. "Burada dondurmanı yere düşürmüştün, hatırlıyor musun?" ​Yanındaki boşluktan Murat’ın hafif, nostaljik gülüşü duyuldu. "Düşürmemiştim Selin, sen koluma çarpıp düşürtmüştün. Sonra da 'Aman canım bir dondurma için mi üzüleceksin?' demiştin." ​Selin kahkahalarla videoyu tekrar başa alırken kapı çaldı. Selin bu sefer korkmadı; Murat’la yaptığı o "saklanma" anlaşmasına sadık kalarak yüzündeki neşeyi biraz gölgeledi ama iki ayın sonunda ilk kez içten gülümsediği belli oluyordu. Kapıyı açtığında karşısında Melis ve Pelin’i gördü. Ellerinde bu sefer teselli paketleri değil, "hadi dışarı çıkıyoruz" diyen kararlı bakışları vardı. ​"Selin! İnanamıyoruz, gülüyorsun sen!" dedi Melis içeri dalarken. Ekranda donmuş Murat’ın yüzünü görünce ikisi de yutkundu ama bozuntuya vermediler. "Bak, videoları izleyip gülmen harika bir adım. Ama artık bu dört duvarın dışına çıkma vakti geldi. Hazırlan, Boğaz’da o çok sevdiğin mekana gidiyoruz." ​Selin itiraz edecek oldu ama kızlar onu zorla giyinme odasına itti. Murat, yatak odasının kapısında kollarını kavuşturmuş, "Gitme," der gibi bakıyordu. Selin ona kaş göz işaretiyle "Merak etme, sadece iki saat" dedi sessizce. ​Mekan: Bebek’te Şık Bir Restoran ​Boğaz’ın serin rüzgarı masalarına vururken, Selin kendini bir yabancı gibi hissediyordu. Arkadaşları heyecanla dedikodu yapıyor, yeni sezon kıyafetlerden bahsediyorlardı. Selin’in ise gözü, masadaki dördüncü boş sandalyedeydi. Orada, herkesin göremediği Murat oturuyordu. Ama Murat, evdeki o huzurlu adam değildi artık. ​"Neden sana öyle bakıyor?" diye fısıldadı Murat, Selin’in kulağına. Sesi bir rüzgar fısıltısı kadar soğuk ama bir o kadar da öfkeliydi. ​Selin, Murat’ın işaret ettiği yöne, yan masaya baktı. Şık giyimli, hafif kirli sakallı ve bakışlarında tehlikeli bir özgüven olan bir adam, gözlerini Selin’den ayırmıyordu. ​"Selin, bak şu çocuk seni yedi bitirdi sabahtan beri," diye kıkırdadı Pelin. ​Selin, Murat’ın masanın üzerindeki tuzluğu titrettiğini fark edince panikle elini tuzluğun üzerine koydu. "Saçmalamayın kızlar, adam sadece bakıyor," dedi Selin, Murat’a "Sakin ol" bakışı atarken. ​Ama adam, Selin’in bu bakışını bir "davet" sanmış olacak ki, kadehini alıp ayağa kalktı ve masalarına yaklaştı. "Hanımlar, bu güzel akşamı daha da güzelleştirmek için bir kadeh şampanyaya ne dersiniz? Özellikle de sizin gibi... sessiz ve gizemli bir hanımefendi için," dedi adam, direkt Selin’in gözlerinin içine bakarak. ​O an masadaki hava bir anda on derece birden soğudu. Murat, adamın tam arkasında bitti. "Kim bu züppe? Selin, söyle şuna gitsin yoksa bu kadehi kafasında kıracağım!" diye gürledi Murat. Tabii ki kimse duymuyordu ama Selin, Murat’ın hırsından masadaki su bardaklarının titremeye başladığını görebiliyordu. ​"Çok naziksiniz," dedi Selin, sesi titreyerek. Hem adamı kibarca reddetmeye çalışıyor hem de Murat’ın görünmez bir kriz çıkarmasını engellemeye çalışıyordu. "Ama biz arkadaşlarımızla özel bir şey konuşuyoruz. Teşekkür ederiz." ​"Hadi ama, sadece bir isim," dedi adam, biraz daha eğilerek. Eli, Selin’in masadaki eline yaklaştı. ​Tam o sırada, masadaki boş şarap kadehi aniden "çat" diye ortadan ikiye ayrıldı. Kızlar ve adam sıçrayarak geri çekildi. ​"Ay! Ne oldu öyle? Durup dururken nasıl kırıldı?" diye bağırdı Melis. ​Selin, Murat’ın o gururlu ve kıskanç yüzüne baktı. Murat, "Sana dokunamaz," der gibi bakıyordu. Selin hemen toparlandı, garsonu çağırdı ve adama döndü: "Lütfen... Gerçekten vaktimiz yok. İyi akşamlar." ​Adam, Selin'in yüzündeki o tuhaf, birine bir şey anlatmaya çalışırmış gibi duran ama aslında boşluğa bakan ifadesinden ürpererek, "Pekala... Kusura bakmayın," diyerek uzaklaştı. ​Melis şüpheyle Selin’e baktı. "Selin, o kadeh... Sen mi kırdın?" ​Selin zoraki bir kahkaha attı. "Ben mi? Elim bile değmedi Melis. Cam kalitesizmiş herhalde. Hadi, gidelim mi artık? Başım ağrımaya başladı." ​Selin, kızları masadan kalkmaya ikna ederken; Murat, masanın başında zafer kazanmış bir komutan gibi dikiliyordu. Selin yanından geçerken fısıldadı: "Hayalet sevgilim... Sen gerçekten iflah olmaz bir kıskançsın." ​Murat sırıttı. "Dedim ya Selin... Hayaletin diye ölmedik ya… Bizim de bir gururumuz var."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD