67. BÖLÜM: MUTLAK SIFIR

678 Words
​Anıların sıcaklığı, şöminenin külleri gibi hızla dağılmıştı. Selin, iki yıl önceki o kanlı canlı, sakar Murat’ı düşünürken gülümsüyordu ama bu gülümseme dudaklarının soğuktan çatlamasına neden oldu. Vücudu artık sadece titremekle kalmıyor, derin bir uyuşma dalgası parmak uçlarından kalbine doğru sinsi bir sarmaşık gibi tırmanıyordu. ​"Selin," dedi Murat. Sesi bu sefer bir fısıltıdan ziyade, buzun üzerinde kayan metalin çıkardığı o keskin ses gibiydi. "Titremelerin azaldı. Bu iyi bir işaret değil. Vücudun ısıyı korumaktan vazgeçiyor." ​Selin, Murat’ın ne demek istediğini biliyordu. Hipoterminin o meşhur, yalancı huzur evresine girmek üzereydi. "Canım yanmıyor artık Murat," dedi, kelimeleri ağzında yuvarlayarak. "Sadece... çok ağır hissediyorum. Sanki kollarım ve bacaklarım artık bana ait değil, bu evin ahşapları gibi birer parçaya dönüşmüşler." ​Buzdan Bir Kafes ​Selin, üzerindeki battaniyeye daha sıkı sarılmak istedi ama elleri buna itaat etmedi. Murat, Selin’in halini gördükçe kahroluyordu. O, Selin’i korumak istiyordu ama doğası gereği odaya yaydığı enerji, dışarıdaki dondurucu havadan çok daha keskindi. Murat, Selin’e yaklaştıkça oda biraz daha buz tutuyor, uzaklaştıkça ise Selin ruhsal bir yalnızlığın içine düşüyordu. ​"Gitmeli misin acaba?" diye sordu Selin, göz kapakları ağırlaşırken. "Eğer benden uzaklaşırsan... Belki oda biraz ısınır. Belki o zaman ellerimi hissedebilirim." ​Murat’ın şeffaf yüzünde daha önce hiç görülmemiş bir korku belirdi. "Eğer uzaklaşırsam, bu soğukluğun içinde tek başına kalırsın. Ve eğer gözlerini kapatırsan Selin... Bir daha açamayabilirsin. Ben senin hem felaketinim hem de bu dünyadaki son bağınım." ​Selin, sendeleyerek ayağa kalkmaya çalıştı. Şömineye bir odun atmak, o ateşi yeniden canlandırmak zorundaydı. Ama dizleri onu taşımadı. Halının üzerine diz çöktüğünde, Murat anında yanında bitti. Onu tutmak istedi, kollarını Selin’in etrafına sardı. Ancak bu temas, Selin’e sıcaklık vermek yerine, vücudundaki son ısı kırıntılarını da emip götürdü. ​Ölümcül Bir Sanrı ​"Murat... Çok sıcak..." dedi Selin aniden. ​Hipoterminin en tehlikeli aşaması başlamıştı: Paradoksal soyunma. Selin, bedeninin cayır cayır yandığını sanarak üzerindeki hırkayı ve battaniyeyi çekip atmaya başladı. "Neden bu kadar sıcak oldu burası? Murat, ateş mi yükseldi?" ​Murat dehşet içinde izliyordu. "Hayır Selin, hayır! Soyunma! Yanmıyorsun, donuyorsun!" ​Selin onu duymuyordu. Zihni artık gerçeklikten kopmuştu. Odanın ortasında, çıplak omuzlarıyla dururken yüzünde garip, huzurlu bir gülümseme vardı. "İki yıl önceki o gün gibi..." diye mırıldandı. "Alnın kanıyordu, ben de üflüyordum. Şimdi senin alnın değil, benim her yerim kanıyor sanki. Çok sıcak, Murat... Çok tatlı bir sıcaklık." ​Gerçekliğin Keskin Soğuğu ​Murat, tüm iradesini kullanarak Selin’in önünde bir set oluşturdu. Onun daha fazla soyunmasını engellemek için kendi varlığını bir duvar gibi Selin’in üzerine yığdı. Selin’in tenine değen o dondurucu rüzgar, genç kadını bir anlığına kendine getirdi. ​Selin şokla nefes aldı. "Murat?" ​"Selin, bak bana!" dedi Murat, haykırarak. "Ölüyorsun. Eğer şimdi o şömineyi yakmazsan, eğer şimdi hayata tutunmazsan, benimle beraber bu boşluğun içine düşeceksin. Ben senin burada kalmanı istiyorum. Benimle bu soğuk evde, ama yaşayan biri olarak!" ​Selin’in gözleri odaklanmaya çalıştı. Parmaklarındaki o morluklar artık siyaha dönmeye başlamıştı. Murat’ın ellerini tutmaya çalıştı ama parmakları boşluktan geçti. O an anladı; Murat ne kadar "gerçek" görünürse görünsün, Selin yaşamadığı sürece bu aşkın bir anlamı yoktu. Bir ölünün bir ölüye kavuşması vuslat değil, yok oluştu. ​Son Bir Hamle ​Selin, yerde duran o eski kibrit kutusuna doğru süründü. Her santimetre bir asır gibi geliyordu. Murat, onun arkasında durmuş, adeta ruhsal bir rüzgarla onu ileriye doğru itiyordu. Selin titreyen, hissizleşmiş parmaklarıyla kibriti çaktı. ​İlk kibrit kırıldı. İkincisi nemden yanmadı. Üçüncüde, küçük, cılız bir alev parladı. ​Selin o küçücük ateşe bakarken, Murat’ın da o ateşe eğildiğini gördü. Murat’ın hayali nefesi ateşi söndürmedi, aksine o doğaüstü enerji ateşi besledi. Kağıtlar tutuştu, ince dallar çıtırdadı ve nihayet meşe odunu o hırslı alevle buluştu. ​Selin şöminenin dibine, neredeyse ateşin içine girecek kadar yakınına yığıldı. "Isınmalıyım... Senin için ısınmalıyım Murat." ​Murat, Selin’in hemen yanında, ateşin diğer tarafında belirdi. "Isın Selin. Benim için... Hırsın soğuk rengine inat, o kanın sıcaklığını geri kazan. Ben seni bekleyeceğim. Gerekirse bin yıl daha, bu şöminenin başında seni bekleyeceğim." ​Selin, ateşin ışığında Murat’a baktı. Murat’ın silüeti buharlaşıyor, sıcaklık arttıkça daha da şeffaflaşıyordu. Selin anladı ki; Murat’la tam olarak birleşmesinin tek yolu ölümdü, ama Murat onu yaşamda tutmak için kendi varlığından feragat ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD