Üç Kişilik Randevu

690 Words
​Ertesi sabah Selin, gece boyu Murat’ın sessiz ama yakıcı öfkesiyle uğraştığı için bitkin bir halde uyandı. Murat gece boyu yatağın ucunda oturmuş, pencereden karşı dairenin ışıklarını izlemişti. Tek bir kelime etmemişti ama odadaki hava o kadar ağırdı ki, Selin sanki üzerine tonlarca yük binmiş gibi hissediyordu. ​Apartmanın asansörüne bindiğinde, kapı tam kapanmak üzereyken bir el araya girdi. Kerem, üzerinde spor kıyafetleri, elinde bir kahve termosuyla içeri daldı. ​"Günaydın Selin!" dedi Kerem, dünkü ani kovuluşuna hiç takılmamış gibi görünen o geniş gülümsemesiyle. "Yine karşılaştık. Bu asansör bizi bir araya getirmek için elinden geleni yapıyor galiba." ​Selin, asansörün aynasındaki yansımasına baktı. Aynada sadece kendisini ve Kerem’i görüyordu ama asansörün tam köşesinde, Kerem’in hemen arkasında dikilen Murat’ın varlığını iliklerine kadar hissediyordu. Murat, Kerem’in ensesine doğru buz gibi bir nefes üflüyordu; Kerem ise "Burada bir hava akımı mı var?" diyerek yakasını düzeltiyordu. ​"Günaydın," dedi Selin, sesi her zamanki gibi mesafeliydi. ​"Dün geceki tavrınız için özür dilerim, galiba biraz emrivaki oldu," dedi Kerem, asansör zemin kata ulaştığında kapıyı Selin için tutarak. "Kendimi affettirmeme izin verir misin? Sahilde sadece yarım saatlik bir yürüyüş? Söz veriyorum, eğer sıkılırsan seni hemen eve geri bırakırım." ​Selin "Hayır" diyecekti ki, telefonuna o an Melis’ten bir mesaj düştü: "Annene dün gece çok iyi olduğunu, Kerem’le tanıştığını anlattım. Kadın sevincinden ağladı. Lütfen bu sefer bozma Selin!" ​Selin yutkundu. Arkasını döndüğünde Murat’ın asansörün içinden ona "Sakın!" der gibi bakan o hırçın gözlerini gördü. Ama Selin, bu "normalleşme" oyununu sürdürmek zorundaydı. Ailesinin onu tekrar o eve kapatmasına izin veremezdi. ​"Tamam," dedi Selin, Kerem’e dönerek. "Yarım saat. Sadece yürüyüş." ​Sahne: Bebek Sahili – İmkansız Yürüyüş ​Sahil hattı her zamanki gibi kalabalıktı. Denizden gelen iyot kokusu, insanların neşeli gürültüsüyle birleşiyordu. Kerem, Selin’in hemen yanında, aralarında nazik bir mesafe bırakarak yürüyordu. Ancak asıl mesafe, Selin’in diğer yanında, Kerem ile Selin’in arasına sürekli girmeye çalışan Murat’tı. ​"Şu tipe bak," diye fısıldadı Murat, Selin’in kulağına. "Spor yapınca çok mu karizmatik olduğunu sanıyor bu? Selin, dur hemen. Eve dönüyoruz." ​Selin duymamazlıktan gelerek Kerem’e sordu: "Yazılımcı olduğunu söylemiştin, neler yapıyorsun tam olarak?" ​Kerem heyecanla anlatmaya başladı; yeni bir uygulama üzerinde çalışıyordu, seyahat etmeyi seviyordu... Konuştukça Selin’e daha çok yaklaşıyordu. Bir ara heyecanla elini Selin’in omzuna dokunduracak oldu. ​Tam o anda, sahilin kenarındaki bir çöp kovası büyük bir gürültüyle devrildi. İçindekiler Kerem’in pahalı spor ayakkabılarının tam önüne saçıldı. Kerem sıçrayarak geri çekildi. ​"Noluyor be? Kendi kendine nasıl devrildi o?" diye söylendi Kerem, ayakkabılarını temizlemeye çalışırken. ​Selin, Murat’ın çöp kovasının başında kollarını kavuşturmuş, "Ayakkabılarına yazık oldu dostum," der gibi sırıttığını gördü. ​"Rüzgardandır," dedi Selin, Kerem’in kolundan tutup onu uzağa çekerken. "Hadi, devam edelim." ​Biraz sonra küçük bir kafenin önünden geçerken Kerem, "Hadi birer dondurma alalım, şurada oturalım," dedi. Selin itiraz edemeden Kerem iki dondurma alıp geldi. Tam Selin’e dondurmasını uzatırken, Kerem’in elindeki dondurma topu, sanki görünmez bir el tarafından aşağı itilmiş gibi Kerem’in bembeyaz sweatshirt’ünün tam ortasına düştü. ​"Hadi ama! Şaka mı bu?" dedi Kerem, üstündeki koca çikolata lekesine bakarak. ​Selin artık gülmemek için kendini zor tutuyordu. Murat, Kerem’in karşısına geçmiş, parmağıyla dondurma lekesini göstererek sessiz kahkahalar atıyordu. "Dedim ya Selin... Hayaletin diye ölmedik ya… Bizim de bir gururumuz var. Seninle dondurma yiyecek adamın üstünü başını böyle berbat ederim işte!" ​"Sanırım bugün senin uğursuz günün Kerem," dedi Selin, çantasından bir mendil çıkarıp adama uzatırken. "Bence sen eve gidip üstünü değiştirsen iyi olur." ​Kerem mahcup bir şekilde güldü. "Galiba haklısın. Şehir beni istemiyor bugün. Ama pes etmeyeceğim Selin. Bu yarım kalan yürüyüşün telafisini yapacağız." ​Selin, Kerem uzaklaşana kadar bekledi. O gidince boşluğa doğru döndü. "Çok çocukçasın Murat! Çöp kovasını devirmek, dondurma düşürmek... Gerçekten mi?" ​Murat, Selin’in tam önünde belirdi. Gözlerindeki o muzip ama derin aşk parıltısı tekrar yerine gelmişti. "Çocukçayım çünkü sana hala bir çocuk gibi aşığım. Ve o adamın seninle böyle 'normal' yürüyüşler yapmasına katlanamıyorum. Sen benim fırtınamsın Selin. Başkasının bahar rüzgarı olmana izin vermem." ​Selin iç çekti. "Biliyorum... Ama bu oyun nereye kadar gidecek?" ​Murat, elini Selin’in elinin üzerine getirdi. Temas yoktu ama o tanıdık elektriklenme Selin’in tüm vücudunu sardı. "Gidebildiği yere kadar sevgilim. Sen beni sakladığın sürece, ben senin koruyucu hayaletin olmaya devam edeceğim."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD