ONUN KOKUSU

1997 Words
Onu dikkatlice süzdüm, çok temiz birine benziyordu. Merakla ismini sordum. "İsminiz nedir acaba?" "Ali," dedi. "Ali, senin burada ne işin var? Temiz bir çocuğa benziyorsun." dediğimde dalga geçercesine dudakları yukarı kıvrıldı. Ha güldü ha gülecekti. Daha sonra ciddileşti. "Hanımefendi sorgulamayın lütfen. Odanıza geçin ,Ateş Bey sizi burada görürse ben bile kurtaramam. Lütfen beni dinleyin." "Tamam gidiyorum." "E hadi." "Git sen tamam." "Gitmiyorum." Sesi ciddileşti bir anda. "Gidemem, bu benim görevim. Sizi odanıza kadar takip etmek zorundayım." Offladım o kuyruk gibi peşimden gelirken. Nihayet odanın önüne varmıştık. Ona döndüm. "Lütfen kapıyı kilitleme. Bende klostrofobi var. Duramıyorum." Gülümsedi. "Ne olduğunuz umurumda değil, emir büyük yerden." "Küstah, diye söylendim, arkamdan kıkırdayarak kapıyı kilitledi. "O yeşil gözleri aklımdan gitmiyordu. Çok temiz bir yüze sahipti. Kibardı da. Böyle birinin Ateş'in yanında ne işi vardı acaba? Geçim derdi kesin. Yoksa Ateş gibi acımasız bir mafyayla çalışmaz. Aslında acımasız da değil. Ateş'in beni teselli ettiği anı kafamdan atamıyorum. Aklımdan çıkmıyor bir türlü. Onun anısı hafızamda taze... Bana dokunması ve ellerinin üzerimde kaydığı hissi, beni teselli etmek için kullandığı o sözler, o sesi, o sarılması. O parfüm kokusu... Hepsi aklımda bir iz bıraktı. Hepsi hala gerçek gibi geliyor. Ve şimdi nedense hayatımın en güzel anlarından biriymiş gibi hissetmekten kendimi alamıyordum. Onun kokusu bile hâlâ vücudumda. Üstümü başımı kokladım ve parfümü cidden bana bulaşmıştı. Allah'ım bana ne oluyor böyle, ne oluyor? Neden bu kadar etkileyici, neden? Saçmalama Asel, seni bu malikanede köle yaptı o. Ondan hoşlanamazsın, hayır. Gece yorgun olduğum için erkenden uyudum. Sabah Semra ablanın uyandırmasıyla kalktım ve hazırlandım. Daha sonra da Ateş Bey'imizin kahvaltısını hazırlamaya yardım ediyorum ve Semra ablayla birlikte masayı donatıyoruz. Ateş Bey, zarif bir sabah kahvaltısı ritüelinde taze demlenmiş çayını yudumlarken ve nar gibi kızarmış zeytinlerle peynirleri tadarken ona hizmet ediyorum. Ahşap masanın üzerinde sıcak ekmek dilimleri ve taptaze domatesler özenle yerleştirilmiş. Güneşin ilk ışıkları pencere pervazından süzülerek masayı aydınlatıyor. Çayı bittiğinde ona tekrar çay koyuyorum. Çayı dikkatle dökmemi izliyor. İlk kez birisinin onun için bunu yaptığını görmüş gibi davranması tuhafıma gidiyor. Ateş Bey kupayı aldı ve hiçbir şey söylemeden çayından bir yudum aldı. Yine gözlerimi ondan alamıyorum. Çok çekici bir adam. Uzun yapısından yakışıklı yüzüne kadar onda hem korkutucu hem de çekici bir şeyler var. Koyu saçları dağınık ama yine de bir şekilde çekici ve soluk teni ona gizemli bir çekicilik veriyor. Gözleri delici ama bir o kadar da davetkar. Ancak, ben onun bu huzurlu anını izlerken, rahatsız olduğunu fark ettim. Bakışlarımdan hoşlanmamış gibiydi, bu yüzden dikkatimi başka yöne çevirmeye çalıştım ama azar işitmekten kurtulamadım. Bana rahatsız edici bir şekilde baktı. Kaşlarını indirip o toprak rengi keskin bakışlarını üzerime dikti. "Ne bakıyorsun? Cevap vermedim. Sanki dilim tutulmuştu. Ama o azarlamasına devam etti. "Sadece işini yap, anladın mı? Sana bakman için burada tutmuyorum." İfadesi yalnızca küçümsemeyi gösteriyordu. "İşini yap. Bakmayı bırak." Artık dayanamadım. "Sana bakmıyorum bir kere." "Nereye bakıyorsun peki?" "Arkanızdaki tabloya bakıyorum. Çok güzel bir sanat eseri." Şaşkınlıkta arkasına baktı, sonra bana döndü. "Güzel tablo, ama bakmak için çok zaman harcadın. Bu da yalan söylediğin anlamına gelir. Sen bana bakıyordun, değil mi?" "Hayır, hayır." diye kekeledim dudakları yukarı kıvrıldı, gülümsedi. Sonra ciddi tavrına geri döndü. "Bir daha bana bakarsan seni cezalandıracağım." "Gıcık." "Ne dedin sen?" demesiyle telaşlandım. "Hıçkırık dedim. Beni hıçkırık tutar gibi oldu da ama şimdi geçti." "Semra abla, şuna iş ver gözüme gözükmesin." "Tamam beyim." Semra abla elime bir kova ve bir bez verdi. "Salonun sehpasını, sonra da Tv ünitesisini bir güzel sil. Sonra dolapların üstünü de sil. Ateş Bey masadan kalkınca sandalyeleri de sana sildireceğim . Aman ha vitrini sileyim deme, çok özel parçalar var. Kırılırsa başın yanar." "Ay ben de çok istekliydim vitrin silmeye, hevesimi kırdın bak şimdi." "Sus bakayım laf karşılığı verme bana. Çabuk işinin başına." Ben sehpayı silerken Ateş Bey de kahvesini yudumluyordu. Gözü benim üzerimdeydi. "Ben de ona ne bakıyorsun desem demediğini bırakmaz bana, ama ben bakınca suç öyle mi? Neyse bakmamaya çalışıyorum ona, yoksa yine laf yiyeceğim. Gıcık şey, ne olacak." Cam sehpanın ahşap kenarlarını sildim şimdi de bacaklarını silmek için eğildim. Umarım iyi silerim de laf yemem o Semra karısından. O anda bir cümle beni çileden çıkardı. "Görebilmem için bilerek mi eğildin?" Kızgınlıkla baktım ona. "Anlamadım..." O küstahça konuşmaya devam etti ve tam anlamıyla sinirlerimi zıplattı. "Neden bahsettiğimi biliyorsun. Ben yanındayken seni böyle eğildiğini görmediğimi mi sanıyorsun?" Artık dayanamadım. Açtım ağzımı yumdum gözümü. "Saçmalama. Nasıl böyle bir şey düşünürsün?" Ayağa kalktı ve ağır adımlarla yaklaştı bana, çok korkmuştum. Yine beni cezalandıracak, kesin. Keşke cevap vermeseydim, keşke bu küstahlıklarına boyun eğseydim. Ah akılsız kafam benim." Kolunu tutup beni kendine doğru çekti. Nefesini boynumda hissedebiliyorum neredeyse. Gerçekten vücudu vücuduma dokunuyor.du Gözleri sanki şehvetle dolu, ya da bana öyle geliyor. Bunun yerine ses tonu sert ve öfkeliydi "Beni kızdırma. Böyle eğilmenden hoşlanmıyorum. Bu beni deli ediyor." "O zaman bu fantezi derecesinde kısa üniforma yerine usturuplu bir üniforma ayarla bana." "Kes sesini, bunu giyeceksin o kadar." "O zaman bu manzaralara alışık olacaksın," dememle kolumu tutup sıkması bir oldu. "İstemiyorum. Böyle eğildiğini görmek istemiyorum." "Ama bazen mecbur kalıyorum." "Benim gözümün önünde eğilmeyeceksin. Çünkü..." Yüzüne baktım sorgularcasına." "Çünkü ne?" "Çünkü bu bende yanlış şeyleri uyandırıyor." Sonra gözlerini kaçırır gibi oldu. "Yani hoşlanmıyorum. O anlamda. Bir daha böyle eğildiğini görürsem seni cezalandırırım." Sonra elimi yavaşça bırakıp yanımdan hızla uzaklaştı. Adımları benden uzaklaştıkça o cümleyi düşünür oldum. "Bende yanlış şeyleri uyandırıyor derken ne demek istedi acaba?" Semra ablanın yanıma gelmesiyle kendime geldim. "Ne öyle dalmışsın kızım. Ne düşünüyorsun?" "Hiiç. Ben işime devam edeyim." Saatler geçmişti, sonunda tüm salonun sehpa ve dolaplarını ve en son masa ve sandalyelerini silip süpürmüştüm. Kendimi koltuğa atıverdim. Semra ablanın yanıma gelmesiyle kısa molam da bitmek zorunda kaldı. Elinde bir kahve fincanı vardı. Bana uzattı. "Kızım, bunu Ateş Bey'e götür. Benim işlerim var. Kendisi çalışma odasında. "Tamam abla, götürüyorum." dedim ve kahveyi alıp doğruca çalışma odasına ilerledim. Kapıya hafifçe vurdum. "Gel," sesiyle içeri girdim. Önünde laptop, bir sürü klasör açıktı. Karmaşık işlerle meşgul olduğu çok barizdi. Beni görünce şaşırmış görünüyordu. "Kahve yapmak Semra ablanın işi. Sen niye geldin?" "Kahveyi zaten o yaptı ama iş çıktı, benim getirmemi istedi." "İyi bari, ver kahveyi," dedi ciddi bir tavır takınarak. Her hareketi aynıydı. Burnundan kıl aldırmıyordu. Ona kahveyi uzatırken Parfümünün kokusundan, tahrik oluyordum resmen. Bu koku beni deli ediyordu. Hayır, hayır. Sadece basit bir kokudan etkilenme olayı bu. Yoksa ona karşı hislerim yok. Parfümünü beğendim sadece, o kadar. Başka bir şey yok, olamaz da. Beni köle yağan bu kaba adamdan etkilenecek kadar salak olamam, değil mi? Normalmiş gibi davranmaya çalışıp kahveyi uzattım ona. Kolunu uzatıp elimden kahve fincanını aldı. Alırken elime dokunması, elimi titretti. Az kalsın kahveyi dökecektim ama o fincanı kavradığı gibi beni bu dertten kurtardı. "Şu hâline bak. Bir fincanı düzgün tutamıyorsun. Ben tutmasam dökecektin." "Özür dilerim efendim." dedim mahcup bir ifadeyle Kahveyi büyük bir yudumda içti. Sonra da istifini bozmadan, "Şimdi beni rahat bırak." dedi. Odadan çıkarken kalbim güm güm atıyordu. Kahveyi alırken bariz elimi okşamıştı. Hayır, hayal görüyor olamam. Cidden okşamıştı. Allah'ım bana ne oluyor, bu kadar azarlamasına rağmen ona karşı koyamayışım. Nedir bu böyle, aşk olamaz. Kesin psikolojik bir olay, Stockholm sendromu olmalı. Evet, yüzde yüz o. Yoksa ben bu kaba adamdan hoşlanamam. Bu mümkün değil. Süpürgeyle tüm evi süpürürken aklım hep o dokunuştaydı. Ben mi abarttım acaba? Sonra aklıma o söz yumruk gibi çakıldı. "Çünkü bu bende yanlış şeyleri uyandırıyor." Eğildiğimde söylemişti bunu. Yoksa bana karşı içinde bir şeyler mi hissediyor? Ya da ben çok hayalperestim. Semra ablanın sesiyle kendimi toparladım. "Kızım, işin bittiyse benimle gel, çabuk." Onun peşi sıra ilerledim. Bir odaya girdik. İnanmıyorum, bir sürü ütülük giysi var. Semra abla ellerini bellerine vermiş bana bakıyor. "Ne oldu kız, şaştın kaldın." "Bunlar çok fazla." "Olsun bitirirsin. Başla." "Ama benim canım sıkılır, bir müzik açsaydım bari. Yok mu müzik açacak bir şey." "Oldu olacak bir de dansöz tutayım sana. Uyar mı kızım? Haspinallah..." diye söylenerek yanımdan uzaklaştı. Gıcık kadın ne olacak. Çaresiz başladım ütüye. İlk gömleği alıp kokladım. Klasik deterjan kokusu vardı üzerinde. Bir umut Ateş Bey'in o parfüm kokusunu duymayı ummuştum ama olmadı işte. Allah'ım iyice sapık oldum ben de. Yardım et, kurtar beni bu azaptan, düştüğüm bu çukurdan. Sadece on dakika falan olmuştu ama benim ütü ütülemekten neredeyse kollarım koptu . Bir anda kapı açılmasıyla ödüm koptu. Ateş Bey... O delici bakışları üzerimdeydi. Bir insanın bakışları nasıl bu kadar karizmatik bakabilir ki... "Dikkat et." "Ne?" Kaşlarını çattı. "Gömleği yakacaksın." O anda gömleği kurtardım. Şükür ki bir şey olmamıştı. "Ben sana ne dedim?" "Ne dedin efendim?" "Bana bakarsan cezalandırılırsın dedim. Demedim mi?" "Özür dilerim efendim, istemeden oldu." dememle kıkırdadı ve kollarını kavuşturdu. Sonra da bana yaklaştı ağır ağır. Artık bana çok yakın. Kalpten gitmek üzereyim neredeyse. Vücudunun bana baskı yapmasıyla irkildim. Göğsünün benimkine tam anlamıyla değdiğini hissedebiliyorum. Konuşuyor, ses tonu sert ve ciddi. Soğukkanlılığını kaybetmeye başlıyor "Çünkü benden etkileniyorsun, bu yeterli bir sebep. Şimdi bakmıyormuş gibi davranmayı bırak ve itiraf et. "Senden etkilenmiyorum," dememle kaşlarını kaldırıp bana baktı o delici bakışlarıyla. İnkarım onu çok kızdırmıştı. Elini koluma koydu ve yüzüme daha da yaklaştı. Delici gözleri gözlerimde. Nefesini yüzümde hissedebiliyorum. Fısıldadı: "Kahretsin, neden yalan söylemeye devam ediyorsun? Kimseyi kandırmıyorsun." dedi,Sesi alçak ve hırıltılı, dudaklarına bir sırıtış yayılırken. Allah'ım burada ölüyorum resmen. Köşeye sıkıştım. Kalbim pır pır. Sonra bir anda ifadesi yumuşadı, bana doğru eğildi. Kızarıyorsun. "Ben, ben, hayır, hayır, yanlış gördünüz," diye savunuşa geçtim kendimi. Ama sırıtışı her şeyi anlatıyor. Bana alaycı bir ifadeyle bakıyor, sanki bu durumdan keyif alıyor gibi. "Benimle oynama, domates kadar kırmızısın." Sonra biraz daha yaklaştı. Neredeyse burunlarımız birbirine değecekti. Dudakları benimkilere doğru eğildiğinde ölecekmiş gibi hissettim heyecandan. Gözleri arzuyla doluydu. Fısıldadı. "İtiraf et, beni çekici buluyorsun, değil mi?" Dudakları tam benimkine dokunmak üzereydi ama aniden kendini durdurdu. Şaşkınlıkla kalakaldım. Ters köşe oldum resmen. Bir adım geri attı ve dudaklarında bir sırıtışla bana baktı. "Kadınları utandırmakta gerçekten iyiyim." Kendini beğenmiş şey, ne olacak. Bana gülümsemeye devam ediyor ve duvara yaslanıyor. "Seni hayal kırıklığına uğrattım değil mi? Seni neredeyse öpüp sonra durduğum için mi kızgınsın? Seni hayal kırıklığına mı uğratıyorum, arzuların hala yanıyor mu?" Artık dayanamadım. "Kapat çeneni." Ateş gülümsemeyi bırakıp bana kızgın bir bakış attı. Kabalığımdan dolayı sinirlenmiş olmalı ama haketti. Beni böyle uyandırmaya hakkı yoktu. Sesi keskindi. "Ses tonuna dikkat et." Sonra da uzaklaştı. Bir saatten fazla süre geçmişti. Ortalık karanlığa gömülmüştü. Ben, nihayet ütüleri bitirmiştim. Seslendim Semra ablaya. Semra abla bir süre sonra geldi. "Aferin sana. Elin çok yavaş ama, neyse. Şimdi al bunları Ateş Bey'in dolabına tek tek diz. Ama rengine göre sırala." Şaşırmıştım. "O niye?" "Ateş Bey öyle istiyor. Düzeni çok sever. Açıktan koyuya doğru gömlekleri sağdan diz. Pantolonları ben dizerim." "Tamam." dedim. Oh be, zor işi bana, kolay işi kendisine alıyor uyanık. Renk renk dizmeye başladım. Ateş beyimiz ütüsü oldu diye sevineceğine bir de renk renk dizme saçmalığı çıkardı başımıza. Zevkin batsın adam. Lan bu başak burcu mu? Semra ablaya sordum. "Ateş Bey başak burcu mu?" "Hayır değil." "Ne bileyim, bu takıntılar başaklarda olur da genelde." "Saçmalama da işine bak, çok da sorgulama, dedi. Sonra da yanımdan uzaklaştı. Şunun havalara bak hele. Kendini bir şey sanmalar... Semra cadısı, ne olacak. Masanın üzerindeki parfüm dikkatimi çekti. Kokladım merakla. "Bu, Ateş'in o mest olduğum kokusu değil mi? Markası ne bunun? Çok pahalıdır şimdi." Bu neymiş, kalem. Çok güzel bir kalem, şu desenlere bak. Ateş Bey'in ismi soyismi yazıyor. O anda elime bulaşan mürekkebi farketmemle kalemi bırakmam bir oldu. Akıyor bu, neden aktı ki şimdi? Elimi çabucak yıkamalıyım yoksa gömleklere bulaşacak. Elimi yıkamak için lavaboya yöneldim. Umarım özel lavabosunda elimi yıkadım diye beni azarlamaz kibirli beyimiz. Lavaboda elimi yıkarken genişliği gözüme çarptı. Bir oda büyüklü neredeyse. Bir tarafta duşakabin, diğer tarafta jakuzi, gel keyfim gel. Bir de dolapların fayansların kalitsine bakın hele. O anda gözüme çarpan şey beni heyecanlandırdı. Pencere. Bundan geçebilirim. Odamdaki tuvalet penceresi gibi küçük değil. Aman Tanrım, bu bir fırsat benim için. Tabureyi alıp cama uzandım. Pencereyi açmamla umutlanışım bir oldu. Ben buradan rahat geçerim ama bu tabure çok küçük. Yetişemiyorum. Önce şu dolabın üstüne çıkayım, sonra pencereye atlarım. Tabure sayesinde dolaba tırmanmayı başardım. Zirvedeyim. Şimdi pencereye çıkma vakti. Hadi olacak, hadi, hadi... Tam oluyor derken dengemi kaybettim. Düşmek üzereydim. İki güçlü kolun beni kavramasıyla irkildim. Traş losyonu kokusu burnuma doldu. O güzel renkli gözleri bana dikilmişti. "Ne yapıyorsun burada? Ne işin var?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD