KİMSİN SEN

2130 Words
Şimdi tuvaletim geldi desem tuvalet bu odada var yalanım tutmaz. Saçmalığa bakar mısın tuvaleti olan ama banyosu olmayan bir oda. Resmen koca malikanenin en kötü odasını bana ayırmışlar. Ama ben biliyorum planımı. Bu odadan bir an çnce çıkmalıyım. Kapıya vurmaya başladım. "Semra abla, lütfen aç kapıyı. Semra abla." Cevap vermeyince bağırdım. "Semra ablaa." Yine ses gelmedi.Semra abla diye neredeyse yirmi dakikadır bağırdım. Sonunda kapı açıldı. "Ne var, ne oldu?" Paniklemiş gibi davrandım. "Ben... Ben..." Ağlamaklı gibi davrandım. "Ben kocaman bir hamam böceği gördüm." Semra abla şaşırmıştı. "İmkansız. Daha ilaçlama yapalı iki ay oldu." "Gördüm işte, neden yalan söyleyim ki." "Emin misin, hayal görmüş olma." "Eminim." "Nerede?" "Yatağın altına girdi." Kadın eğilip yatağın altına baktı. Sonra da kaşlarını çatarak bana baktı. "Burada böcek yok." "Belki dolabın altına kaçmıştır." Kadın telefonunu çıkardı ve birisini aradı. "Alo, Hamit. Derhal küçük yardımcının odasına gel. Gelirken de sinek ilacı getir." Sonra bana döndü. "Sen de benimle geliyorsun. Akşam yemeği hazırlamama yardım edeceksin." "Tamam," dedim içten sevinerek. Nasıl olsa onu atlatıp Ateş Bey'in çalışma odasına girebilirim. Bir yandan da korkuyorum. Ya ona yakalanırsam. Adam zaten beni cezalandıracak bahane arıyor. Semra ablanın peşinden girdim mutfağa. Tezgahın önüne geldik. "Bak kızım, ben makineyi boşaltırken sen de şu yıkanmış marulları doğrayaraksın. Sonra da maydanozları. Sonra da yılanmış bu havuçları rendeleyeceksin. En sonunda da soğanları soyacaksın. Onları da ince ince doğrayacaksın. Anlaşıldı mı?" "Anlaşıldı." Marulları doğrarken aklım telefonumdaydı. Kadın da bir dünya iş verdi bana. Nasıl sıyrılacağım bunca işin işinden... Tüm malzemeyi dediği gibi doğradım. En sonunda doğradığım soğan gözlerimi mahvetti. Bulaşık makinesini tamamen boşaltan Semra abla bana bakıp gülümsedi. "Ne oldu kız, efkarlandın mı?" "Ya dalga geçme benimle Semra abla." "Olsun, bir doğrar, iki doğrar üçüncüde alışırsın. Sen alış diye ben her gün sana soğan doğratırım. Bu iyiliğimi de unutma sakın." "Aman ne iyilik ne iyilik." "Sen bana laf mı yetiştiriyorsun? Şimdi al bu tabakları salondaki masaya taşı. Sakın düşürüp kırayım deme, takım bozulursa çekeceğin var elimden." "Tamam, dikkatli olurum." İşte fırsatı. Tabakları salona götürüp dikkatlice masaya koydum sonra da koşar adımlarla soluğu Ateş Bey'in çalışma odasının önünde aldım. Kapıya hafifçe vurdum. Baktım ses gelmiyor, cesaretimi toplayıp içeri girdim. Oh be! içeride kimse yok. Şimdi şu telefon nerede? İşte burada. Tuş kilidini açtım. Şimdi kimi arasam daha çabuk kurtulurum buradan? Polis mi yoksa Tuba mı? O an aklıma bir şey takıldı. Beni merak eden hiç mi olmadı? w******p'a baktığımda kimse yoktu. Ama kaç gün oldu ki kaçırılalı, dün bir bugün iki. Şüphelenecek zaman bile olmadı ki. Yine de iki gündür mesaj atanın olmaması hayatta ne kadar yalnız ve acınası olduğumu bir kez daha yüzüme vurdu. Neyse en iyisi Tuba'yı aramak. O en iyi çözümü bilir nasıl olsa. Arama satırını açtığımda numarayı tuşladım. Bir müddet sonra cılız bir kız sesi geldi. Tuba'nın sesi. "Alo, Asel..." Sırtıma dokunan elle telefon elimden düştü. Kalbim küt küt atıyordu. Bu Ateş olmasın. Lütfen...lütfen... lütfen... "Ne halt karıştırıyorsun burada?" Telefonu elimden aldı ve aramayı hemen sonlandırdı. Sonra yüzüme baktı. Ateş Bey'i görünce bayılacak gibi oldum korkudan. Kesin beni cezalandıracak. Kesin. "Ne yaptığını sanıyorsun?" Sesi sert ve öfkeliydi. Gözleri öfke, öfke ve korkuyla doluydu. Önüme doğru adım attı ve kapıyı kapattı. Sesi çok agresifti." "Niye sustun, konuşsana. Burada o telefonla ne halt karıştırıyordun. Kimi aramaya çalışıyordun? Polis sana yardım etmeyecek. Kimse yapamaz." Parmakları hayal kırıklığıyla telefonu sıktı, yüzü benimkine daha da yaklaştı. Bakışları soğuk ve tehditkardı. Kekeledim. "Ben..ben... Ben sadece sizi görmek istemiştim. Sonra da telefonumu görünce. Merak ettim sadece... Yani... Ben..." Adam ellerini göğsünde kavuşturarak dik dik bana baktı. "Neden beni görmek istedin." "Çünkü... Çünkü... Çün..." Lafımı kesti. "Çünkü işin gücün yalan dolan. Maval okuma bana, bir de odama izinsiz girmişsin. Ne yapacağım ben senle ne yapacağım?" "Sadece merak ettim." "Neyi?" "Arkadaşımın beni merak edip etmediğini." "Yardım isteyecektin değil mi?" "Valla hayır," dedim inkar ederek. Umarım çarpılmam. "Ara arkadaşını." Bu cevap beni şaşkına çevirdi. "Anlamadım..." "Madem çok konuşmak istiyorsun, ara." "Emin misiniz?" dediğimde kaşları çatıldı ve bağırdı. "Ara dedin sana, lafımı ikiletme." Ellerim titreyerek numarayı tuşladım. Çabucak açıldı. "Alo, Asel. Neden az önce yüzüme kapattın." "Bi- bir yanlışlık oldu. O- o yüzden." Ateş telefonu elimden alıp kulağıma fısıldadı. "Düzgün konuş, kekeleme. Sinirlerimi bozuyorsun." Sonra telefonu tekrardan elimde verdi. "Neredesin sen iki gündür? Kapıya not bırakmışsın." Bu cevaba şaşırmıştım. "Ne notu?" "Bir de bilmiyormuş gibi davranma. Tatile gidiyorum yazmışsın." "Ben..." Ateş'in ateş saçan bakışları ve bana dik dik bakmasıyla kendimi toparladım. "Evet, Bodrum'a gittim kafa dinlemeye. Biliyorsun son zamanlarda iyice saçmaladım." "Bilmem mi, çok değiştin sen. Önce işi bıraktın sonra da her gece barlarda içtin, sarhoş oldun. Yanında ben olmasam kötü niyetli birinin eline geçmen an meselesi olabilirdi. Arkadaşının kıymetini bil." "Bilmem mi," dedim Ateş'e nispet yaparcasına. "Sen olmasan kötü niyetli insanlıktan nasibini almamış gaddar bir şerefsizin eline düşebilirdim." Bunu der demez Ateş'in gözleri anında öfkeyle doldu. Telefonu kaptığı gibi kapattı. Daha sonra elleri bileklerimi hızla kavradı ve bileğimi sıkıca sıktı. Hayal kırıklığı ve öfkeyle doluydu, elini sağ yanağıma vurduğunda gözümden yaşlar geldi. Tokatının gücünü hissettim. Tokadı beni biraz geriye itti ve yanağının yanmasına neden oldu. Daha da sinirleniyordu, beni kollarımın üst kısmından yakaladı, onun elinde sıkışıp kalmıştım. Parmak eklemlerinin nasıl beyaza döndüğünü, gözlerinin çılgın ve dengesiz göründüğünü görebiliyordum. Yüzü tam karşıma gelecek şekilde eğildi. Sesi daha da öfkeliydi "Kimse benimle böyle konuşmuyor. Beni anlıyor musun? Kimse bana saygısızlık etmez, bana lakap takmaz." "Özür dilerim." Öfkesi azaldı ama hâlâ bileklerimi tutuyordu ve beni bir kez daha sert bir şekilde sıktı. Ağzı açıktı ve ağır nefes alıyordu, sonunda konuştuğunda gözleri kısıldı ve sesi yumuşamaya başladı. "Bir daha asla bana bu şekilde saygısızlık etme. Anladın mı?" "Anladım." dedim ağlamaklı bir sesle. Telefonu bana uzattı. "Şimdi ara arkadaşını ve sana söyleyeceklerimi tekrarla, anladın mı?" Başımı olur anlamında salladım. Tekrar aradım Tuba'yı. Bu kez açtığında sesi sinirli geliyordu. "Asel, bak iki oldu canım. Neden telefonu yüzüme kapatıyorsun? Çok kırılıyorum bak." "Hatta bir sorun var, yani bazen şebeke gidip geliyor. Vallahi benim suçum yok." "Tamam inandım daha önce bana öyle bir saygısızlık yapmadığın için doğruları söylediğine inanıyorum." "Ben, sana önemli bir şey söyleyecektim." "Ne söyleyeceksin Asel, tatilinin nasıl güzel geçtiğini mi? İnsan bana da haber verirdi, birlikte giderdik. Bu emrivaki kararın beni çok üzdü bilesin. Zaten koca şehirde sıkılıyorum tatil bana da bir değişiklik olurdu. Ama sen en yakın arkadaşına söyleme gereği bile duymadın." "Tuğba çok haklısın ama her şey acil gerçekleşti. Ben de anlayamadım." "Acil derken..." "Geçen gece barda bir adamla tanıştım. Çok yakışıklıydı." der demez Ateş donakaldı, bunu söylememi beklemiyor gibiydi, kanın yüzüne, boynuna, hücum ettiğini görebiliyordum. Kızarmış gibiydi. Ben...? dedi kendini işaret ederek." Ben büyük bir tebessümle konuşmama devam ettim. Tepkisi hoşuma gitti. "Onun büyüsüne kapıldım Tuba. Beni tatile o götürmek istedi, kafan dağılır dedi." "Vay be! Kızımız gerçek aşkı bulmuş sonunda. Ona gerçekten aşık mı oldun birdenbire?" "Evet, yoksa elin adamıyla neden apar topar tatile gideyim ki. Ama sana söylemek istediğim başka bir şey." "Dökül bakalım." dedi meraklı bir ses tonuyla. "Ben, bir ay tatildeyim. Merak etme diye söylemek istedim." "Ooo! Siz baya işi pişireceksiniz." "Sussana, utandırma beni." dedim. Ateş, yavaşça bana yaklaştı ve diğer kulağıma fısıldadı. "Çok iyi oynuyorsun." Onun böyle yaklaşması hoşuma gitti nedense. Saçmalama Asel. Saçma şeyler hissetme. Tuba'nın sesi beni kendime getirmişti. "Madem aşkı buldun, o zaman sana bombayı verebilirim. Üzülmeyeceğine inanıyorum." Şaşırmıştım. "Ne bombası." "Senin şu Enis var ya..." "Ne olmuş ona?" "Ahsen'le dün gece sözlenmiş." O an dengemi kaybeder gibi oldum. Hızlı hızlı soludum o şokla. "Asel, iyi misin? Sustun canım." "Ben iyiyim," dedim yutkunarak. "Onları zerre kadar umursamıyorum. Yeni aşkımla mutluyum." "Ha işte böyle ol. İyileştiğine sevindim canım. Aşk sana yaramış. Bu arada, enişteye de selam söyle." "Tamam söylerim, kapatmam gerek." dedim buradan çıkmak istiyordum. Tam kapıdan çıkmak üzereyken Ateş kolumdan yakaladı. "Yine ne var," dedim hesap sorar gibi. "Telefonu ver." Verdim telefonu. Sonra da yanından hızlıca uzaklaştım. Salona geldiğimde Semra abla sinirli gözlerle beni süzdü. Ellerini beline dayayıp hesap sorarcasına kaşlarını çattı. "Sen neredesin kız, nereye kaçtın yine? Cevap versene..." "Ateş Bey'le konuştuk biraz." "Ben de yedim." "Gerçekten abla. İnanmazsan git sor." "Ay tamam, üsteleme. Şimdi mutfağa sürahiyi getir çabuk. Sakın kırma." "Tamam," dedim sinirlenerek. "Babanın malı sanki..." "Ne dedin sen?" "Hiç..." "Bana laf yetiştirme deli kız. Derhal sürahiyi getir dedim sana." Sürahiyi mutfaktan usulca alıp salondaki masanın üzerine koydum. Sonra da Semra ablaya baktım. "Ben... Odama geçeyim artık." "Deli kız daha ilacın etkisi geçmedi." "Lavaboya da gitmem gerek." "Ay tamam, şu köşedekine git. Bekliyorum seni, sakın kaytarmaya çalışma. Sakın. Daha Ateş Bey'e yemek servisi yapacağız." "Tamam, hemen gelirim." dedim. Sonra da kadının işaret ettiği yere gitmek üzere küçük bir koridora girdim. Derdim lavaboya gitmek falan değildi. Yere diz çöktüm ve hıçkıra hıçkıra ağladım. İçimi döke döke ağladım. Ben kaybolmuşum, aynı gün sözlenmişler. Enis, zamanında ömrümü verdiğim adam. Ya sen Ahsen, kardeşim. İnsan ablasına bu kötülüğü nasıl yapar, nasıl... Ne kadar üzüldüğümü gördüğün hâlde beni daha üzmeye yemin etmiş gibisin. O adamla sözlenmen büyük bir kahpelik, adilik. Seni hayatım boyunca affetmeyeceğim. Yemin olsun ki affetmeyeceğim. Hadi Enis şerefsiz çıktı ama sen benim yüreğimi dağladın Ahsen. Kardeş ihaneti çok zor. İnan ki çok ağır. Hele annem babam, gençken yaptığım bir cahillik yüzünden beni reddettiler. Evlatlarına sahip çıkmak yerine yok saydılar. Onlar da Ahsen'i benden çok seviyordu. Bu nasıl bir kader böyle? Kimse beni sevmiyor, kimse. Neden? Neden? Yere çömelmiş başımı dizime gömmüş ağlarken bir elin saçlarıma dokunmasıyla başımı kaldırdım. Ateş'ti bu. "Sen... Sen neden ağlıyorsun?" "Ben, önemli değil." Ateş, suçluluk psikolojisi midir nedir çok nazik bir sesle konuşuyordu. "Nedir üzüldüğün konu?" Elinin tersiyle yanağımı sildi. Ona baktığımda o öfkeli alevli bakışlar yoktu gözlerinde, merhamet dolu sımsıcak bir bakıştı bu. Ama bu sıcaklık kavurucu ateş değildi öfkesi gibi, saf bir duyguydu bu, insanı güvende hissettiren bir duygu. "Benim yüzümden değil mi, sana tokat attığım için. Üzgünüm. Bana o dediklerin biraz canımı sıktı ama sana böyle davranmamalıydım." Gözyaşlarımı silip gülümsedim. "Hayır, seninle ilgisi yok, inan ki yok. Boşuna suçluluk hissetme. Hayatın bana vurması olay." "Anladım. Şu adam. Enis. Senin eski sevgilin miydi?" Evet, dercesine başımı salladım. Dur tahmin edeyim, seni aldattı. Sen de kendini alkole vurdun, bunalıma girdin. Doğru tahmin, değil mi?" "Kısmen doğru." dedim. Meraklı gözlerini gözlerimle buluşturdu. "Diğer kısmını anlatmak ister misin?" Gözlerimden tekrar yaş boşalınca eliyle yanağımı okşadı. Sesi o kadar yumuşaktı ki, "Lütfen sakin ol. İstemiyorsan..." "Hayır anlatacağım," dedim zorla gülümsemeye çalışarak. O beni kiminle aldattı biliyor musun? Şimdiki sözlendiği kız kim?" "Kim?" "Benim öz ve öz kardeşim. Hadi o şerefsiz neyse de kardeşin yaptığı çok derinden yaralıyor insanı. Biz birlikte büyüdük, hiç ayrılmazdık. O kadar severdik birbirimizi. Her şey yalanmış, herşey..." "Oo baya kötü olmuş." Tekrar ağladım. Bu sefer kollarıyla beni sıkıca sardı. Parfümünün kokusu burnumu mest ediyordu. Bir eliyle beni göğsüne bastırırken diğer eliyle saçlarımı okşuyordu. "Şşşt! Sorun değil, her şey yolunda. "Kardeş ihaneti zordur, bilirim. Kardeşim bana da ihanet etmişti." Duraksadım ve yüzüne baktım. "Şu öldürdüğün mü?" "Evet, öldürdüğüm," dedi gülümseyerek. "Ateş Bey, farkında mısınız?" "Neyin?" "Gülümsemek size çok yakışıyor." Sözlerime hazırlıksız yakalanmıştı ve biraz gülümsemeye başlamadan önce kaşını kaldırdı "Aaa, ben mi?" dedi. Sözlerim onu kıkırdattı. Sesinde hafif bir alaycılık vardı. "Demek öyle." dedi kıkırdayarak. Sözlerim onu keyiflendirmiş gibiydi. Utandım "Ben, işimin başına döneyim." dedim. Uzaklaşmaya çalıştığımda öne doğru bir adım attı. elleri hızla bileklerimi sıkarak beni durdurdu. "Unutmadan, önce bana hesap ver." "Bu saatte neden odanda değilsin? Senin işin mutfak değil. O sadece Semra ablaya ait. Neden odanda değilsin? Ona da soracağım bunun hesabını." "Onun bir suçu yok." Dediğimde tek kaşını kaldırıp bana baktı "Sen suçlusun yani?" "Hayır, odamda sadece hamam böceği görüp korkum. İlaç sıktılar. İlacın etkisi gelene kadar odana girme dedi Semra abla. Ona yardım ettim." "Hamam böceği ha." Sonra çenemi tutup yüzün e yanaştırdı. "Bak kızım, bu ev iyi ilaçlanıyor. Yani hamam böceğiymiş fareymiş girmesi imkansız. Senin küçük saçma oyunlarından biri bu da. Aklın sıra telefonla yardım çağıracaktın ha." "Ben gördüm ama..." "Kes sesini, bari yalan konuşma. Sana hiç yakışmıyor. Şimdi işinin başına, koş." Bu adamı da kandırmak ne zor iş. Kül yutmuyor bir türlü. Off! Akşam yemeğini Semra ablayla servis ederken kapı çaldı. Semra abla kapıya baktı. Sonra içeri koşarak bahçıvan abi geldi. "Ateş Bey, Ateş Bey..." "Ne var Hamit?" "Adamı yakaladık getirdik." Ateş bana döndü. Çabuk odana. Seni dışarıda görmeyim. Koşar adımlarla merdivenleri çıkarken bir tarafım da meraktan ölüyordu. Sağıma soluma bakındım. Etrafta kimse olmayınca merdivenlerden sessizce görünmeyeceğim bir noktaya kadar indim ve dinlemeye başladım. "Sen misin bana borcumu ödemeyen..." "Ateş Bey, lütfen affedin. Lütfen. Parayı denkleştiremedim." "Bu kaçıncı af dileyişin. Artık bitti." Adamın sesi ağlamaklı gelmeye başladı. "Ateş Bey, lütfen... Lütfen. Benim çoluk çocuğum var." "Kumar oynarken onları bir kere olsun aradın mı ha? Şimdi mi aklına geldi çocukların..." Acaba Ateş adamı öldürecek mi? Bir kere dikkat kesildiğimde sırtıma dokunan elle dengemi kaybettim. Az kalsın düşecektim. Ama o tek koluyla belimden tutup kaldırdı. Yüzüne baktığımda hayatımda görmediğim bir adamdı bu. Yeşil gözleri, simsiyah kıvırcık saçları, uzun boylu geniş omuzlu... Allah'ım, bu ne yakışıklı bir adam, Ateş'ten eksiği yok vallahi. Tek kolu beni kaldırırken şaşırtıcı derecede güçlüydü "Burada kendinize zarar vermenizi istemiyorum. Ateş Bey odanızda olmanızı söyledi." Kekeledim. "Siz, siz kimsiniz?" "Yokluğunuzda sizi korumakla yükümlüyüm." Bunu bilin yeter.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD