KAÇMALIYIM

1044 Words
Odada az dinleneyim dedim, ona bile izin vermediler. Tam ortalık sakinleşmiş, rahat edecekken odaya Semra kadın girdi. "Haydi kalk, merdivenler bitmedi daha. Daha koltukların tozunu alacaksın." "Acıktım ben," dediğimde ofladı pufladı. "İyi tamam, geç mutfağa." Onun peşi sıra mutfağa girdiğimde mis gibi ezogelin çorbası içtim. Tadı nasıl nefis. "Bu çok lezzetli," demekten kendimi alamadım. Kadın böbürlendi. "Ben yaptım. Güzel yemek yaparım. Biraz da böreğin tadına bak bakalım." Böreği yediğimde çok lezzetliydi. Ağızda dağılan o peynir, burna işleyen o tereyağı kokusu "Çok lezzetli," dedim mest olmuş şekilde. "Sana yemek yapmayı da öğretirdim de dua et o iş bende. Hülya diğer işlere bakıyordu. Babası hastalanınca yıllık iznini kullandı. Ateş Bey de yeni bir hizmetçi arıyordu. Sözünü kestim. "İhale bana kaldı." Kadın güldü. "E kaşınmayacaktın kızım. Senden iyisini mi bulacak. Bedava hizmetçi buldu adam. Kaçırır mı hiç." "Onu çok tutuyorsunuz," sözleri ağzımdan çıktığında istemsizce gülümsedi. "Tutarım tabii. Oğlum o benim." Şaşırdım. "Nasıl yani." "Yani, babasına da ben çalışıyordum. Ateş benim ellerimde büyüdü. Onu oğlum gibi benimsedim. O da beni yalnız bırakmadı. Yanına aldı. Bana büyük hürmet gösterir." "Anladım." "Anlasan iyi olur," dedi kibirlenerek. Sonra da ayağa kalktı. "Acele etsen iyi olur, daha bir dünya işin var." Kendini beğenmiş kadın ne olacak. Merdivenleri silmek düşündüğümden de fazla vaktimi almıştı. Nihayet paspası yerine bırakıp salona geçtim ve kendimi yorgunlukla koltuğa bıraktım. Uyumuşum. Rüyamda sanki bir elin kollarımı hafifçe okşadığını hisseder gibi oldum. Ama gözlerimi açamayacak kadar yorgun ve bitkindim. Gözlerimi açtığımda ortam bana tanıdık gelmişti. Hem de çok tanıdık. Bu.. Bu benim odam. Yoksa, yoksa Ateş mi getirdi beni buraya? Serbest miyim artık. Mutluluk içerisinde ayağa kalktım ve kapıyı açtım. Ağır adımlarla mutfağa doğru yürümeye başladım. Mutluluktan mı bilinmez susamıştım. Tam bardağı elime alıp dolduracakken yan odadan sesler geldi. Kim acaba? Yoksa Tuba mı? Son yaşadığım olaylardan sonra kendime zarar vermemem için benimle kalıyordu. Sesler de o odadan geliyordu. Kapıyı yavaşça açtığımda elimdeki bardak yere düştü. "Ahsen... Enis..." Evet, Ahsen... Benim kardeşim. Nankör kardeşim. Ya Enis, evleneceğim adam. Ona yıllarımı verdim. Ama şimdi ikisini sevişirken görmek... "Siz burada be yapıyorsunuz?" diye bağırdığımda ikisi de bana bakıp panikledi. "Aşkım. Sen ne zaman geldin." "Abla, açıklayabilirim." "Neyi açıklayacsksınız?" diye bağırdım. Bir dakika, bu nevresim takımı, bu eşyalar. Ama ben bu eşyaları kaldırmıştım. Ahsen'i kovmuştum. Burada Tuba kalıyordu. Allah'ım yoksa... Yoksa geçmişi tekrar mı yaşıyorum... Bir anda etrafımdaki her şey bulanıklaştı. Sonra da kapkaranlık oldu etraf. Sert bir erkek sesi gelmeye başladı. "Asel...Asel...Asel..." Dürtülmemle uyandım. Karşımda Ateş Bey vardı. Hemen yerimden doğruldum. "Ateş Bey..." "Sana benden izinsiz uyumamanı söylememiştim. Neyse bunu affedeceğim. Çünkü etrafı güzel temizlemişsin. Şimdi beni ofisime kadar takip et, konuşmalıyız." Onun peşi sıra yürümeye başladım. Odaya girdiğimizde bana döndü. "Kapıyı kapat." Daha sonra masasına oturdu. Önündeki koltuğu işaret ederek. "Otur," dedi sertçe. Yine bir şeye sinirlenmiş, belliydi yüzünden. "Bana yalan söyledin." "Hangi konuda..." dedim merakla. "İşim var dedin, ama herhangi bir işte çalışmıyormuşsun. Bir aydır boş gezenin boş kalfasıymışsın." "Tamam kabul ediyorum." dedim kabullenerek. "Yalan söyledim." Masaya sertçe vurunca yüreğimi hoplattı "Neden yaptın bunu. Neden?" "Beni belki serbest bırakırsın diye..." Sertçe sözümü kesti. "Anlamayacağımı mı sandın ha? Bundan sonra bana yalan söylemeye cesaret etme, yoksa cezan ağır olur." Gözlerim dolmuştu. Masaya daha sert vurdu: "Ağlama, o gözyaşlarınla beni kandıramazsın. Bıktım vallahi senden. Bugün kaçmaya kalkıştığını da unutmadım hâlâ. Babamdan kalan koca imparatorluğu mu yöneteyim yoksa yaramaz küçük bir kızın saçmalıklarıyla mı uğraşayım ha!" "Babanız da mı mafyaydı?" "Onu neden merak ediyorsun. Artık aramızda değil. Bir kazaya kurban gitti. Fazlasını da sorma." "Peki ya anneniz..." Bana sertçe kaşlarını çattı. "Bana kişisel soru sorma hakkını nereden alıyorsun? Sanane?" "O da mı mafya diye merak etmiştim sadece..." dediğimde küçük bir kahkaha attı. "Şu an çok saçmaladığının farkındasındır umarım. O, kendi hâlinde bir kadındı. Annem ben küçükken vefat etti, onu hatırlamıyorum. Şimdi, neden benim kişisel hayatımı soruyorsun?....Sana benim için iyi bir kız olman gerektiğini söylemiştim..." "Eminim onu özlüyorsundur." sözlerime kaşlarını kaldırdı. Soğuk ve yoğun bakışları daraldı, dudakları küçük bir gülümsemeye dönüşmeden önce bana baktı...Annesinin anısına karşı bir nevi zaafı var gibiydi..... Daha yumuşak bir sesle konuştu. "O... bana gerçekten değer veren tek kişiydi. Hayatımda beni kendi çıkarları için kullanmayan tek kişi." "Anlıyorum." dedim. Onun bu yumuşak tarafını ilk kez görüyordum. Annesinden bahsederken gözlerinin dolacak gibi olması dikkatimden kaçmamıştı. "Peki ya kardeşin var mı?" Ayağa kalktı ve karşıma oturdu. Hissediyorum. Onu sinirlendirdiğimi hissedebiliyorum. Yavaş yavaş yüzünü yanaştırdı bana. Soğuk nefesi yüzüme çarpıyordu. "Lütfen bu saçma sorularını bırak ve gözlerime bak." Ben kayıtsız kalınca çenemi tuttu ve beni koyu kahverengi gözlerine bakmaya zorladı. Yine o soğuk, acımasız ve takıntılı bakışıyla bana bakıyordu. Dudaklarım titriyordu. "Ben... Sadece... Merak ettim... O kadar..." Gözlerimi kendi gözlerine kilitlerken çenemi daha da sıkı tuttu. Derin ve uğursuz bir sesle konuşurken, bana yaklaşırken sesini yavaş yavaş alçaltırken, o soğuk ve acımasız ifade gitmiş, yerini o takıntıya bırakmıştı. "Fazla merak iyi değildir. Ama merak ediyorsan söyleyim. Bir ablam var, ama emin ol onu tanımak istemezsin. Bir erkek kardeşim vardı. Ama artık yok. Çünkü ondan kurtuldum. Tıpkı benim için iyi bir kız gibi davranmaya başlamazsan benim de senden kurtulacağım gibi. Bu gerçeği duyduğumda neye uğradığımı şaşırdım. "Sen, sen korkunçsun. Kardeşini öldürdün. Sen...İnanılmazsın... Sen..." Kalbim korku ve öfkeden yerinden çıkacak gibi atıyordu. Eli hâlâ çenemde, yüzünü yüzüme yaklaştırıyordu. Yavaşça başını sallayarak bir anlığına otoriter bir bakışla bana bakınca zaten var olan korkum iyice arttı. Ses tonu yeniden değişti. Sözleri çok soğuk ve uğursuz oldu. "Yaptım...ve yine yapardım. Yoluma çıkmaya cesaret edenin icabına bakılır.Tekrar konuşmadan önce bir an durur Eğer bana böyle korkunç demeye devam edersen, sana bir ders vermekten başka seçeneğim kalmaz. "Ta.. tamam." İtaatkar şekilde davrandığımı görünce yüzünde tebessüm oluştu. "Tek yapman gereken beni dinlemek ve sadık kalmak... Anladın mı?" "Anladım." "Birkaç gün ömrünün olmasını mı istersin yoksa bir ay itaatkar kız olup tamamen özgür olmak mı? Karar senin. Şimdi çık odamdan... İşlerim var." Kapıya doğru yöneldim. Tam bu sırada dikkatimi bir şey çekti. Kitaplıkta duran şey... Benim telefonum." "Nereye bakıyorsun sen..." Sözleriyle kalbim hopladı. "Ben... Sadece, odayı inceledim. O kadar." "Benden izinsiz incelemen de yasak. Şimdi derhal odana. Çık çabuk. Çıkarken kapıyı kapat." Odadan çıktığımda yeni hedefim belli olmuştu. Telefonumu almalıydım. Bu sayede yardım çağırabilirdim. Semra ablayı karşımda buldum birden. "Odana gidiyorsun ben de sana eşlik ediyorum." "Ben kendim giderim..." dediğimde "Sorgulama," dedi öfkeli bir tonda. Odama girdiğimde kapı arkamdan kilitlenmişti. Şimdi ben telefonumu nasıl alacağım? O an aklıma müthiş bir fikir geldi. Ateş Bey göreceksin sen mi yaman ben mi yaman...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD